• BIST 82.273
  • Altın 147,972
  • Dolar 3,8196
  • Euro 4,0766
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin -2 °C

Halkın iradesi tersyüz edilemez

Şahin Alpay

Başında önce Başbakan, sonra Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan'ın bulunduğu AKP iktidarının kabaca 2011 seçimlerinden bu yanaki icraatını anlamak büyük bir güçlük arzetmiyor.

2011 seçimlerinde yüzde 50 dolayında oy alan, askeri vesayeti fiilen bitirdiğine inanan, “Arap Baharı”yla diktatörlere karşı ayaklanan tüm ülkelerde Müslüman Kardeşler'in iktidara geleceğini varsayan Erdoğan, Türkiye'nin ancak tek başına kendisi tarafından, bir şirket gibi yönetilmesi halinde güçlü, bölgesinde lider olabileceğine hükmetti. Türkiye'deki rejimi bütün gücün tek adamın elinde toplanacağı, tüm denge – denetim mekanizmalarının ortadan kalkacağı, Putin tarzı ya da “Türk usulü” başkanlık sistemine çevirmek için kolları sıvadı; önceki iki iktidar döneminde izlediği demokratikleşme politikalarını tümüyle terk ederek, giderek daha keyfi ve otoriter bir yöne yöneldi.

Buna halkın çeşitli kesimlerinden gelen ilk tepki Haziran 2013'te İstanbul Gezi Parkı'nda başlayıp hemen tüm ülkeye yayılan gösteriler oldu. Erdoğan iktidarı bu gösterileri topluma, Türkiye'nin kalkınıp güçlenmesini çekemeyen iç ve dış düşmanların tertipleri olarak sundu ve şiddetle bastırdı. Başta 4 bakan olmak üzere AKP iktidarının Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk skandalına bulaştığı iddialarını içeren ve 17 / 25 Aralık 2013 tarihinde kamuoyuna intikal eden soruşturma, Erdoğan yönetiminin otoriterleşmesinde ikinci aşamayı tetikledi. Üst üste çıkarılan kanunlarla yargı bağımsızlığı, bir önceki Yargıtay başkanının veciz ifadesiyle, “bitirildi”; yargı iktidarın emrine verildi.

İlgili bakanlar istifa etmek zorunda kaldı, ama soruşturma takipsizlik kararlarıyla bastırıldı. Soruşturmayı yürüten tüm emniyet ve yargı mensupları meslekten ihraç edildi ve kovuşturmaya uğradı. Hukuk devleti bitti. Kamu kuruluşları TRT ve Anadolu Ajansı hükümetin borazanı haline getirildi. TMSF denetimine alınan ya da kamu ihaleleriyle beslenen büyük iş adamları tarafından satın alınan (“Havuz medyası” olarak anılmaya başlanan) özel medya kuruluşlarının yarısı, iktidar tarafından yalan ve iftira saçarak, gerçekleri çarpıtma mekanizması olarak kullanılmaya başlandı.

Erdoğan yönetiminin otoriterleşmesinde üçüncü aşama, 7 Haziran seçimleriyle başladı. Her şart altında barışı ve demokrasiyi, Türkiye'nin bütünlüğünü savunan HDP'nin, “Seni başkan yaptırmayacağız!” şiarıyla seçime katılması, Erdoğan'ın “Türk usulü başkanlık” planlarını altüst etti. Erdoğan, önce “Kürt sorunu yoktur...” sonra “Mutabakat yoktur...” diyerek, MİT ile İmralı'da tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan ile yürütülen müzakerelere dayalı “çözüm süreci”ni terk etti. 7 Haziran seçimlerinde HDP'nin yüzde 13 oyla 80 milletvekili kazanması, başkanlık hayalini suya düşürdüğü gibi, AKP'nin de tek başına iktidar olma imkanını elinden aldı.

Erdoğan'ın şimdilerde izlediği strateji, 7 Haziran'da AKP'yi azınlığa düşüren “milli irade”nin tersyüz edilmesi. Bunun için “çözüm süreci buzdolabına” kaldırıldı; PKK ile çatışmalar tırmandırıldı; HDP “terör örgütünün siyasi uzantısı” olarak şeytanlaştırılmaya başladı. Bunun için AKP ile CHP arasında bir koalisyon hükümeti kurulmasına izin verilmedi. Bunun için Erdoğan'ın kontrolündeki bir hükümetle 1 Kasım'da “tekrar” seçime gidiliyor. Bunun için, yandaş olmayan medya üzerinde baskılar giderek tırmandırılıyor. Baskıyla, tehditle muhalif basın susturularak, AKP'nin yeniden tek başına iktidar olması amaçlanıyor. Bu arada PKK saldırılarını tırmandırarak AKP iktidarının ekmeğine yağ sürmekten geri durmuyor;  HDP'ye 1 Kasım seçimlerini boykot çağrısı yapacağından dahi söz edilmekte...

Halkın iradesi tersyüz edilebilir mi? Asla. Demokratik süreç tümden rafa kaldırılmadıkça, basın ve ifade özgürlüğünün kırıntısı kaldığı sürece, bu yöndeki çabalar ters tepmeye mahkumdur. Onun içindir ki, Cumhuriyet Gazetesi'nin çağrısı hayati önem taşıyor: “Geçmişteki tavrı, sicili, siyasi görüşü ne olursa olsun demokrasiye inanan herkesi, basın özgürlüğü safında, baskıların karşısında durmaya, dayanışmaya davet ediyoruz. Ötekinin özgürlüğünün kendi özgürlüğümüz demek olduğunu biliyoruz; herkesin özgür olduğu bir toplumun mücadelesini veriyoruz. Bu baskını yapanlara ve ona alkış tutanlara da, yarın adaletin kendilerine de lazım olacağını hatırlatıyoruz. Tarih kitapları yazar: Hiçbir despot, basına saldırarak ayakta kalamamıştır, ama basına saldırmak, her despotun sonunu hazırlamıştır.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89