• BIST 97.713
  • Altın 144,103
  • Dolar 3,5652
  • Euro 3,9996
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 19 °C

Halepçe ve Kürdün soykırım kütüğü

Hamid Omeri

Masumdular ve masumca bekliyordu kadınlar, çocuklar ve bir de yaşlılar. Enfal diyerek o masumların üzerine gittikleri günlerde Kürtlerin bir nefel(yonca) gibi öbek öbek yan yana durduğunu, büyüdüğünü biliyorlardı. Yan yana duran, yan yana uyuyan bu halk diğer köy ve şehirlerinde olduğu gibi o günlerde Halepçe'de de yine yan yana duruyordu.

Üzerlerine gittiler bilerek, isteyerek. Sadece öldürmek niyetiyle değil yok etmek arzusuyla gittiler. Kuşatmak için değildi kuşanmaları. Daha hayata bile hazır olmayan kadınları ve çocukları ölüme tuttular. Gözlerin gördüğü her yerde düşüverdi o bekleyenler. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar. Evin içinde, odada, mutfakta. Evin kapısında, taraçada, merdiven boşluğunda. Sokakta, tarlada. Şehrin toz toprak yollarında. İki elin yönünde. Gözlerin bakabildiği her yerde. Gidilmek istenen yerde de kalınmak istenen yerde de.

Koşsalar da kalsalar da bir daha nefes alamasınlar diye. Bir daha koku alamasınlar diye. Bir daha yürüyemesinler diye yayıldı o koku.

Nefel, yapraklarını sağına soluna topladı. Solmak istemedi nefel. Kopmak istemedi nefel. Solumak istedi nefel, solumaya devam etmek istedi. Derin derin içine çekti kokuyu nefel. Yapraklarını sağına aldı olmadı soluna aldı olmadı. Kucağına aldı olmadı. Koynuna sakladı olmadı. İçine almak istedi olmadı. Eve girdi olmadı. Evden çıktı olmadı. Öylece düştü boşluğa. Öylece düştü yokluğa. Öylece düştü kokuyla korkuya.

Sabahın seherinde de olabilir. Gecenin karanlığında da olabilir. Günün her saatinde olabilir. Gelebilir bu koku. Kimseler duysa da kimseler duymasa da dert değil zira ölen kütüğüne soykırımın kolaylıkla kazınabildiği bir halk. Bazen kılıçtan, bazen urgandan, bazen kurşundan, bazen kokudan, bazen bombadan sızar gelir ölümü. Düşmese olmaz bu millet. Düşünse başına bin bela. Ama illa ki sağır el alem. Ama illa ki solunan sol'da sol kardeşliği sessiz. Ondan ve hakkından yana değil de “kardeşlikten” yana. Ama illa ki bir iman ürpertisi ile ümmet kardeşliği hala revaçta.

Başkaca bir meyvanın tadı ve kokusu olsun bu yazıda diyorum da edebiyata dahi bela olmuş o kokudan kurtulmak ne çare. Başkaları istese de alamaz zaten o kokuyu. Çünkü artık o sadece bizim kokumuz. İşte o koku olsun. Her sabah yendiğinde sağlıklı bir hayat bahşettiğine inanılan meyva.

“Nifak tohumları ekilmesin diye, kavimler birbirine kin beslemesin diye ortaklık şart” diye diye bir hardal tohumu ile birlikte bir kokudan nefret eder olduk. “Artık sınırlara ihtiyacımız yok” diye diye kaçağa verecek çocuğumuz kalmadı. Bizim gücümüz şuna yetmez buna yetmez diye diye urgana değecek boynumuz kalmadı. “Ulusçuluk denen kirli bela” diye diye ulusların arasında biilaç kaldık. “Kürt sorunu” diye diye bir Kurdistan derdimiz kalmaz oldu. “Kardeş” diye diye öz kardeşlerimize sarılamaz olduk.

Ah!

İşte bütün bunların hepsi kokudan!

Bir hardal tanesinin bize ettiğine bak kardeşim.

Ha ümmet ha sol kardeşliği o tane nereye saklanırsa saklansın çıkmalı. Koçgiri'de, Dersim'de, Diyarbekir'de, Mehabad'ta, Halepçe'de ve Roboske'de kütüğümüze işlenen kardeşlik olmadı. Soyumuza kasdetmek için urgandan kılıca, kokudan bombaya her şey denendi. Şaki geldik şaki gideceğiz. Şakilikten kurtulmak için ya ümmet olacağız ya da onların istediği kıvamda kardeş olacağız!

Newroz yaklaşıyor ve Ümmet kardeşliğimiz ile Çanakkale ruhumuzun ne alemde olduğunu merak ediyor Koçgiri'de, Dersim'de, Diyarbekir'de, Mehabad'ta, Halepçe'de ve Roboske'de bize kardeş olanlar!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89