• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 37 °C
  • Berlin 23 °C

Hakim ideoloji, sağduyu ve provakasyon

Süleyman Çevik

Bir önceki yazıda Türkiye’deki hakim sistemin sadece “Müslümanlar” ve “Kürtlerle” kavgalı olduğu şeklindeki sözlerime bazı dost ve arkadaşlardan itirazlar geldi.

Benim burada iki grubu esas almam, belki de Kürtlerle ve Müslümanların sistemle daha örgütlü ve daha uzun süreli kavga etmesinden kaynaklanıyor. Aksi durumda, diğer gruplara yapılanları görmemek olurdu ki bu da doğru bir şey olmazdı. Cumhuriyet tarihi boyunca sistemin bu iki grupla kavga ettiğini söylemiş olmam diğer mağdurlara yapılanları görmediğim anlamına gelmiyor.

Dolayısıyla konuyu sadece Kürtler ve Müslümanlar diye sınırlamak yerine, söylem ve yaşam tarzıyla iktidardaki elit tabakadan ayrılan diğer kesimlerin de sistemle kavgalı olduğunu belirtmek gerekiyordu.

İşin doğrusu Türkiye’deki hakim sistem, cumhuriyet devri boyunca Türklük ve sünniliğin Hanefi mezhebi dışında kalan bütün farklı dil, din, mezhep, düşünce ve kültürleri bir tehlike olarak görmüş ve her fırsatta onları ezmiştir.

Farklılıklara olan bu düşmanlık cumhuriyetle de başlamamıştır. Cumhuriyet devrinde uygulamada “iyi” ve “kötü” olarak muamele gören bu farklılıklar daha evvel, Osmanlı devrinde de büyük oranda aynı şekilde muamele görmüştür.

Tekçi anlayışı dayatan her keyfi idare farklı olan tebasından mutlak itaat ister. Mevcut düzene uymayan her yapı, her renk böyle idarelerin gözünde tehlikedir ve bu farklılıklar yaşamak için toplumsal hayatın içinde kolay kolay bir zemin bulamazlar. Bugün Türkiye’de mevcut düzenin kıstaslarına uymadığı için bir çok renk ve görüş sayısız örneklerle bizlere mağduriyetini anlatabilir.

Her şeyi tekleştirme siyaseti, cumhuriyetin doksan yıllık tarihinin yarısını Kürt’le kavgayla geçirmiş, İslami bir hayatı yaşamak isteyen Müslümanlara hayatı dar etmiş, Alevilerin ancak sünnileşerek kendilerini güvende hissetmelerine yol açmış ve bu ülkeye ticari olarak katkı sunan azınlıkların malları talan edilip ülkeden kovulmalarına neden olmuştur.

Ancak Müslümanların iktidara gelmesi, hayatlarındaki statü değişimi, Türkiye’deki idarecilerin eşlerinin başörtülü olması ve dindarların kısmi bir rahatlığa erişmesi sonucu Müslümanların sisteme yönelik muhalefetinde bir kırılmaya yol açmıştır. İslam’a uymayan birçok mesele olduğu gibi dururken, İslami kesimin sistemin hamiliğini yapmasını ve rejime olan muhalefeti gevşetmesini de yukarıdaki sebeplerin yanı sıra tarafların karşılıklı olarak birbirini kabullenmiş olmalarına da bağlayabiliriz.

Bu nedenle Müslümanların sistemle mücadelesi bugün büyük oranda geçmişte kalmıştır. Belki de 1960’lı yıllardan sonra devletle iç içe geçen Müslümanlar ciddi olarak hiçbir zaman devletle kavga da etmediler.

Buna rağmen azınlıkta kalan bir kısım İslami grupların sistemle kavga etmeye devam edeceklerini de biliyorum.

Türkiye’nin farklı görüş ve renge tahammül edemeyen tekleştirme siyaseti, kendine göre bir insan prototipini de meydana getirmiştir.

Sistem mağdurunu hırpalamak ve dövmekle kalmamış, zihnen ve duruş olarak da şekillendirip kendisine benzetmiştir.

Böylece izin verildiği ölçüde temel sorunlarla hesaplaşan, izin verildiği ölçüde İslam’ı yaşayan, başka bir deyimle izin verildiği kadar kendi fikriyatını yaşayan bir insan prototipi ortaya çıkmıştır.

Kemalizm gömleğini giydirdiği kendi Müslümanını, kendi Komünistini ve kendi Alevisini meydana getirmiştir. Resmi ideolojiye tehlike olabilecek düşüncelere istikamet verdirilmiş ve bu düşünceler Kemalist çizgiyle buluşturulmuştur.

Birçok olay ve baskı sonucu sindirilen azınlıklar malların ve mülklerini bırakarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar. Kavga edecek kimseleri de yoktu. Zaten geçmişte de kavga etmemişlerdi. Bu baskının sonunda bugün büyükşehirlerde ve Anadolu’nun birçok yerindeki azınlıkların malları el değiştirmiştir.

Alevilerin de bir kısmı bu memlekete psikolojik bir baskıyla yüz yüze kalarak sünnileşti; bir kısmı da kimliklerini açıkça söyleyememenin ezikliğiyle bir muhalefet oluşturamadı.

Sol gruplardaki militan kadrolar bazı alanlarda ciddi direnişler göstermelerine rağmen halkta tabanları olmayınca mücadelelerini genelleştiremediler.

Günümüzde halkta da ciddi bir tabana sahip olan ve mevcut düzenle mücadele eden olarak Kürtler kalmıştır.

Bu kavga cumhuriyet tarihinin en şiddetli kavgasıdır da. Kürtler bu kavgada büyük bedeller, canlar vermelerine rağmen baş eğmediler ve pes etmediler. Onurlu bir halk olarak ısrarla hakkını ve özgürlüğünü istedi.

Ancak bütün kavgaların sonunda bir barış gelir ve insanlar ömür boyu birbirini öldürmeye devam etmezler. Gün gelir senelerce savaşanlar bir gün oturup ya beraber yaşamanın ve uzlaşmanın temellerini atarlar veya da temelli ayrılırlar. Birçok dünya ülkesinde de buna benzer örnekler vardır. Kürtlerin Türkler kadar her şeye sahip olduğu adaletçe bir düzende, iki halk beraberce yaşayabilirler. Aksi halde, birinin efendi birinin hizmetçi olduğu bir düzeni Kürtlere kabul ettiremezler.

Son olarak devletin ilgili birimlerinin İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmesi, ardından DTK eş başkanı Mardin milletvekili Ahmet Türk ve BDP milletvekili Ayla Akat Ata’ın İmralı’ya gidip bu çerçevede Öcalan’la görüşmesi tarafların bu soruna ciddiyetle eğildiğinin işareti olarak ele alabiliriz.

Umudumuz bu kez barışın gelmesidir. Zira bütün toplumun, Kürtlerin, Türklerin ve herkesin çeşitli vesilelerle artık barışı dillendirildiğini görüyoruz.

Ancak barışa giden yolun çok zorlu ve risklerle dolu olduğunu da biliyorum. Her an bir provokasyon her şeyi alt üst edecektir ve taraflar bir araya gelmek için uzun bir zaman daha bekleyecekler.

Bu toplum bundan sonra böyle bir durumu kaldırmaz.

Bu yazıyı bitirdiğim sırada Fransa’nın başkenti Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçi bir saldırı sonucu katledildi. PKK'nin kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’ in bir suikastle öldürülmesi elbette ki basit bir olay değildir. Bu suikast kim tarafından organize edilip gerçekleştirildi, olayın arkasında kim var şimdilik bilinmiyor. Şüphe yok ki bu cinayetler devletin Öcalan’la görüşmeye başlamasıyla ilgilidir. 30 yıldır süren savaşın devamında çıkarı olanlar Türkiye’de veya başka yerlerde buna benzer olaylar gerçekleştirecekler.

Bu sürecin çok sancılı ve sıkıntılı geçeceği baştan belli idi. Zaten böyle saldırılar da genellikle yıldırmaya ve tarafları vazgeçirmeye yönelik olarak yapılmaktadır.

Bu nedenle tarafların hareket ve söylemlerinde ve böylesine provokatif olaylar karşısında sağduyulu olması gerekiyor. Hedefimiz gerçekten huzur ve barışı getirmek ise yapıcı olacağız, bozmayacağız, tamir edeceğiz…

  • Yorumlar 5
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89