• BIST 107.633
  • Altın 152,738
  • Dolar 3,7116
  • Euro 4,3606
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 9 °C

Hâkim devletten hakem devlete geçiş

Emrullah Beytar

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana yapılagelmiş anayasaların hazırlanış şekline baktığımızda şunu görebiliyoruz; 1921 anayasası dışındaki tüm anayasaların halkın özgür iradesiyle seçilmiş parlamento üyelerince yapılmadığını ve bundan dolayı bu anayasaların meşruluğunu halktan değil, egemen otoriter ve totaliter güçlerden aldığını söylemek mümkündür.

Türkiye’deki hâlihazır Anayasa da -her ne kadar birkaç defa yamalanmış ise de- halen 12 Eylül darbesinin ruhunu taşımaktadır.

1982 anayasası, 12 Eylül askeri darbesini gerçekleştiren generallerin hazırladıkları  "kışla mantığı ürünü" bir anayasadır. Bu anlamda mevcut anayasa anti-demokratik bir anayasa olduğu, "Çağdaş hukuk devleti" ilkesiyle bağdaşmadığını, değişimden yana olanların ortak kanaatlerini oluşturmaktadır.

1921 anayasası dışındaki diğer anayasalarda "devletin bekası"  fikri öncelikli olarak belirleyici olmuş, buna bağlı olarak devletin, bütün bir toplumu denetim altına almasını sağlayan düzenlemeler getirmiştir.

 Bu anayasalarda "Çağdaş hukuk devleti"  ilkesine aykırı olarak devlet, birey ve toplum üstü kutsal bir güç haline getirilerek, adeta ilahlaştırılmış ve totemleştirilmiştir.

Devlet karşısında güçsüz duruma düşürülen birey ve toplum ise kişiliksiz bir konuma itilmiştir. Devlet "buyurgan" veya "emreden"  olmuş, birey ve toplum ise bu süreçte  "sürü" yerine konulmuştur.

1982 anayasası ise devletin otoriter ve totaliter rolünü meşrulaştırmaya çalışmış, birey ve toplumu daha da güçsüz hale getirerek  "kişiliksizleştirme"  sürecini hızlandırmıştır.

1982 anayasasının en belirgin özelliği de, hemen hemen her maddenin bir bendinde "ama" kelimesinin bulunuyor olmasıdır. Çünkü kutsal devletin bireye ve topluma bahşettiği hak ve özgürlükleri "ama"  kelimesiyle geri alıyor.

Bu nedenle 82 anayasası aydınlar arasında  "ama anayasası"  olarak anılmaktadır.

Türkiye’de darbe ürünü olan anayasalar "halka güvensizlik"  temeli üzerinde oluşturulmuştur. Halkına-toplumuna güven duymayan, halkı bir koyun sürüsü yerine koyan, yani onların özgür tercihlerinden korkan merkezci seçkinlerin "halka rağmenciliklerinin”  önemli bir belgesi niteliğinde olmuş hep anayasalar.

Türkiye’de darbe ürünü olan anayasalar birey ve toplum için değil, devlet için yapılmıştır.

Oysa Anayasalar, insanlar için yapılırlar!

Devlet de, ilke ve son tahlilde insan için var olmak zorundadır.

"Her şey devlet için" anlayışı genel-geçer olunca, devleti temsil iddiasındaki seçkinler de konumları gereği krallar gibi hareket etmişlerdir.

Türkiye’de Anayasanın muhatapları olan bireyler, anayasaların oluşumunda şimdiye kadar söz sahibi olmamışlardır.

Anayasaları, ancak askerlerin kabulüne mahzar olmuş "sivil hukukçular " hep hazırlaya gelmişlerdir!

Artık bu süreç tersine işlemelidir. Çünkü anayasalar teknik boyut taşısalar bile, son tahlilde yurttaşları doğrudan ilgilendiren bir sözleşmedir.

O halde tüm yurttaşlar bu sözleşmenin yapım sürecine dahil edilmeli ve son sözü yine sözleşmenin en önemli tarafı olan yurttaşlar söylemelidirler.

Yeni Anayasa; başta Kürt sorunu olmak üzere, bütün kronik sorunların çözümünü kolaylaştırıcı, çoğulcu ve katılımcılığı önemseyen, “hakim devlet” anlayışı yerine “hakem devlet” anlayışını benimsemiş bir sözleşme niteliğinde olması gerekir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89