• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Hakikatten sahteleşmeye Kurdistan

Hamid Omeri

Gelinen noktada “sahte” olmak, hakikate uyumlu olmaya diretmekten ziyade toplumsal gerçekliklerle herhangi bir karşılığının olmayışına rağmen bir fikriyatın “iktidar”ın gücü ve talebi olduğu için ısrarla savunulmasıdır. Bu yönüyle sahte olmak hak olanı istemekle irtibatlandırılamaz. İlkel olma suçlaması da “gelenek” ile bağdaştırılmada ciddi sorunlar yaşar. Çünkü tarihimize kronolojik olarak baktığımızda bugün ısrar edilmekte olan fikriyatın kendini yineliyor olma veçhesiyle daha 'ilkel' olduğu aşikardır. Özgür bir ülke isteyen Kürtleri ilkel ve cahil olmakla suçlamak Kürdün ihtiyacının NeoOsmanlıcılık olmadığı konusundaki fikirleri değiştirmeye yetmeyecektir. Zira Kürdün kendi kaderini tayin etme hakkı vardır. Bu bağlamda hiçbir dayatma ve yakıştırma ne örf ve adetlerle birlikte kültürel boyutta sağlamlaşan zemini ne de iyiden iyiye beliren düşünce dinamikleri çerçevesindeki sivil ve siyasal aklı zayıflatamayacaktır. Çünkü bu kültürel zeminin ve aklın talebi, hak ve haklı bir taleptir.

Çünkü bütün karşı duruşlara rağmen dayatılan fikriyat, adına ve uğruna yıllar heba edilmiş ve binlerce kurban verilmiş olandan başkaca bir şey değildir. Dolayısıyla daha içerden bakarak hakiki ve hak olanın ne olduğu üzerinde durmak ve bu yönüyle gecikmeli olarak farkedilenin zaman mı yoksa fikriyat mı olduğu konusunda tartışmaya açık olmak lazım.

Bugüne değin Kürtler açısında özgürleşmiş bir ülkeden bahis açılamayacağına göre ve daha çiçeği burnunda yeni ulus devletler de bir bir haritalarda yerlerini alıyorken sadece ve sadece ulus devlet olma şuuruna sahip olma çaba ve talebinde olan Kürtleri ilkel olmak ve ilkel davranmakla suçlamak da neyin nesi? Kime sorulmuş? Hangi demokratik usuller kullanılarak bir halkın ulus ve devlet olma kararının ilkellik olduğu kanaatine varılmış?

Demokrat olmanın önemli parametrelerinden biri eleştiri ve eleştirilmeye açık olabilmedir. Şiddete başvurmadan, kendisini eleştirenlere garip sıfatlar yakıştırarak hakaret etmeden yaklaşım göstermek gerekir. Muhalif düşünceyi açık fikirli olmaktan uzak bir yaklaşımla peşinen yeni isimlendirme ve sıfatlarla suçlamak kültürel manada sıkışmışlığın delilidir. Bu ve benzeri suçlamalar üzülerek ifade etmeliyim ki kültürel anlaşmazlığı daha da boyutlandırma tehlikesine açıktır.

Melekleştirilmiş olan ya da melekleştirilmek istenen karşısında illa bir şeytan arama ve bulmanın ne kadar modern veya ilkel olduğu gerçekliğine dair düşünceler de geliştirmek lazım. İçeriden başarılamayanı mı konuşacağız yoksa dışarıdan belirlenerek dayatılanı mı? Düşülen yanılgıları kabul edip özeleştiri vermek yerine ben size yeni bir şey buldum demek bir milleti ya da iddia edildiği gibi milletleri esenliğe kavuşturmayabilir. En azından bu hususta bir milletin bu düşünce ve yaklaşımdan dolayı acı duyacağı, hayal kırıklığı yaşayabileceği fikrine açık olmak ve bu bağlamda eleştirilerde bulunabileceğini kabule yakın durmak gerekir.

Çünkü söylenen şey yeni değildir ve bu toprakların tarihine bakıldığında ilk defa uygulanacak da değildir. Bu topraklar üzerinde daha önce denendi bu minvaldeki projeler. Bir kılınmaya çalışılan bu milletlerin yakın tarihine bakmak bile ilkel olmakla suçlananların milletinin neden bu kadar yara ve bere içerisinde olduğunu anlamaya yeterli olacaktır. Zira uluslardan oluşan büyük devletten miras kalan yaralardan dolayıdır bugüne kadar verilmiş olan mücadele ve bedeller. Sessiz kalan kitle konuşunca acılarını anlatıyor ve yaralarını göstermek istiyor hepimiz bunun farkındayız. Belki de bu yüzden sessiz kalmayı tercih ediyor.

Bir liderin uzun yıllar düşündükten sonra bulduğu çare bir milletin kültürü, tarihi ve talebi değerlendirildiğinde somut toplumsal gerçekliklerle örtüşmelidir. Örtüşmediği takdirde gelecek olası eleştirilere açık olması normalleşmenin sağlanması açısından şarttır. Bulunan siyasi çözüm önerisinin toplumsal taleplerle neden örtüşmediği üzerinde de durmak mümkün. Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki tevekküle girilen yer özgür bir iradeyle seçilmedi ve bu kesinlikle tevekkül ve sonuçları üzerinde direkt bir etkiye sahiptir.

Unutulmamalıdır ki Kurdistan'ın birikmiş enerjisinde hepimizin verdiği bedeller, emekler ve desteklerin katkısı vardır. Ben kendi payıma bir milletin enerjisinin o milletin arzusunun dışındaki bir hedef için tüketilme hamlesine dikkat çekmek istiyorum. Yazıyorum, çünkü bahse konu enerji doğru yönlendirilirse Kürtler için çok daha elverişli sonuçların elde edilebileceğine inanıyorum. Gücümüz yeter yetmez ayrı mesele ama bu çözüm önerisinin daha önce uygulandığını ve Kürt milletine acıdan başka bir şey bırakmadığını yazmakta fayda görüyorum. Çünkü Kürdün “kendi tarihinde bolca uygulama örneği” bulunan bu çözüm önerisi dilerim daha önce olduğu gibi Kürdü kendinden uzaklaştırıp başkalarına gidip gelmeye maruz bırakmaz.

İmralı’dan verilen cevap ve üst perdeden yapılan suçlamalar Türkiyelileşme projesine dair yapılan itirazların yerine ulaştığını gösterdi. Çünkü Sayın Öcalan Türkiyelileşmeye dair yazılan eleştirel yazılar genel itibarla internet haber portallarında yer almasına rağmen yakından takip ettiğini açıkladı. Tepkilere dair verilen mesajdaki sert edanın sebebi yapılan izlemenin izleyende yarattığı etkidir. Zira toplumda yaşanan sadece tavırsal bir değişiklik değildir. Başkasının eline kalmamak için sözümüzü söylemek durumundayız ve Kürtler birbirlerini tehdit etmeden sözlerini söylemek istiyor.

  • Yorumlar 6
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89