• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 2 °C

Hakem seven sonucuna katlanır

Yıldırım Türker

Yıllar önce hayatımızı işgal eden “münazara kültürü” üstüne yazmıştım:

“Konuşan Türkiye” patlamasının hayatımızın hangi ergen düşkırıklığı sonrasına rastladığını hatırlayanımız çoktur. 12 Eylül’ü hazmedip artık bu konuda bir şey yapamayacağımızı anladığımız, aynı zamanda yaralı ama gururlu bir halk olarak başı dik, üstelik uygar bir duruşla kavgayı bir yana bırakıp tartışmaya karar verdiğimiz bir noktada buluştuk o arenada. Bu kararı verenin kendimiz olduğundan kuşku duyduğumuz anlar olmuyor muydu, elbette oluyordu, lâkin işte artık her şeyi canımıza kast edenlerle açık seçik tartışıp halkın önünde boy ölçüşebilirdik. Siyaset Meydanı ve ondan mülhem bütün programlarda sabahlara kadar uzun uzun konuşuyorduk. Maç seyri kadar heyecanlı, maç seyri kadar zevkli bir hale geldi münazara. O gün bugündür Türkiye konuşuyor.

O arenada fikir çalıma, hakikat stratejiye, hayatımızın açmazları eğlenceli bir seyirliğe dönüşüvermişti. Yanına kolay şöhret ile yıka-çık demokratlığı da kattığınızda berbat bir kakofoni ile klişeler savaşından başka bir şey kalmıyordu. Ama Türkiye artık konuşuyordu. Hepimiz konuşmanın şehvetine kapılmış gidiyorduk.

Akademisyenlerin bir süredir, hangi konu tartışılırsa tartışılsın soğukkanlı bir reel politika diline sıkı sıkıya sarılmakta olduğunu görüyorum. Kimse kimseyi incitmek istemiyor. Demokrasinin şefkatli kollarında katil şebekelerinin önde gelenleriyle memleketin menfaati için bir tartışma zemininde buluşmayı hazmedebilmek aklın, demokrasi ve insanlık mücadelesinin kaçınılmaz adımı olarak değerlendiriliyor. Onlara demokrasi telkininde bulunuluyor.

Vahşiler de saygıdeğer ve soğukkanlı akademisyenlerin karşısında poz vererek meşruiyetlerine meşruiyet katmış oluyor.

İyiniyetli demokratların kanımca yeterince sorgulamadıkları gerçek şu: Bir tarafına oturdukları tahterevalli hileli. Demokrat olma gibi bir derdi hiç olmamış insanlarla halk önünde demokrasi adına tartılırken hep havada kalıp çırpınan olmak kaçınılmaz.

Kurdu kuzu ile tartan demokrasi platformunu çoktan kanıksadık. Bu sindirdiğimiz kültür, profesyonel hakemleri fikir ufkunda yıldızlaştırdı.

Sözgelimi Hüseyin Yaymaz, Taha Parla ekolünün ‘muhafazakarın tebessümü’ çizgisiyle sabah yandaş, öğlen kandaş, akşam İMC, ertesi akşam Stêrk TV’de zuhur ediyor. Hem sözcü, hem temsilci, hem de ortak akıl misyonlarıyla pek bir muteber. Görevi, her iki tarafın da kırmızı çizgilerini belirtip bir vasat oluşturmak.

Mehmet Altan da başbakan ve siyasetiyle girmiş olduğu seviyeli ilişkiden hayalkırıklığıyla çıkmış, şimdi bir süredir kah İMC’de sol cenahla, kah Bugün’de ‘çetebaşından, devlet teröristler pazarlığa oturmaz’dan esip üfürenlerle, hep mutlu, hep saygıdeğer bir hakem olarak karşımızda.

Geçenlerde yaradana sığınıp döktürdüğü fikirleri neden sizleri sarstı, diye sorasım var, sarsılanlara. Liberal hakem buyurdu; “Kürt siyaseti, görünen o ki Başbakan Erdoğan’ın ‘diktatörlük’ yolundaki ilerlemesinin kendilerine de ‘özerklik’ yolunu açacağına inanıyor ve onun ‘diktatörlüğünü’ çeşitli pazarlıklarla destekliyor... Kürtler, kendi geleceklerini galiba artık ‘Türklerle birlikte’ kurulacak demokratik bir yapının parçası olmakta görmüyorlar, kendilerine çok acılar çektirmiş olan Türklerin çekeceği büyük acılar pahasına bir diktatörlüğü desteklemenin kendi çıkarlarına olacağını düşünüyorlar.”

Sonunda tabii cezayı da kesiveriyor: “Tabii bu tercih, Kürtleri Türkiye’nin ‘demokratikleşme’ mücadelesinin dışına taşıyor, bu takdirde onlar kendi maceralarını yaşayacaklar, yeni bir Türkiye arayanlar da kendi maceralarını. Gelişmeler bu çizgide devam ederse artık Kürtlere ya da Kürt siyasetine, demokratikleşmeye yardımcı olacak bir güç olarak bakmak, onları böyle bir denklemin içine oturtmak çok zorlaşacak... Çünkü onlar kendi geleceklerini Türkiye’nin demokratikleşmesinde değil, onlara istediklerini vereceğine inandıkları Erdoğan’ın MİT destekli diktatörlüğünde görme eğilimindeler.”

Kürt siyaseti, Altan’ın istediği ‘demokrasiye yardımcı olacak güç’ olmalıymış meğer. Bu “galiba”cı profesörün en sıradan, en kağşamış, Kürt iradesini hiçe sayan, küçümseyen, onu demokrasi mücadelesinden kapı dışarı edebileceğine inanan kırmızı kartçılığına üzülen hevallere, yoldaşlara ne diyeyim.

Hakem seven, sonucuna katlanır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89