• BIST 84.208
  • Altın 147,192
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Hakan Şükür’e bir mektup!

Hasan Cemal

“Pek çok kıdemli ve kıdemsiz siyasetçinin bilerek bilmeyerek, kaba ya da ince ama sürekli milliyetçilik pompaladığı bir ülkede değil miyiz? Eğitim sistemimizin hemen her kademesinin ilk okuldan son okula kadar ırkçılığa hiç de uzak durmayan bir milliyetçilik aşısını eğitim sisteminin omurgası kıldığını gözardı edebilir miyiz?” 

Hakan Şükür, tartışmasız en büyük futbolcularımızdan biri ve bence Türkiye’nin bugüne kadar çıkardığı en büyük golcü.

Ayrıca, sarıkırmızı renklere gönül vermiş bir futbolsever olarak, şampiyonluklara açılan yollarda bize yaşatmış olduğu heyecan fırtınaları nedeniyle kendisine hep şükran duymuşumdur.

Hakan Şükür bir zamanlar ‘dini inancı’ndan dolayı tacize uğramış, bazı laikçi çevrelerde futbolculuğu geri plana atılırken inancı sorgulanmak istenmişti.

Bugün anlaşılan o ki, bu kez Hakan’ın inancı değil etnik kökeni mesele yapılmaya başlanmış, bazı ulusalcı çevrelerde.

Olayın özeti şu:

Halen Ak Parti İstanbul milletvekili olan Hakan Şükür, Burdur‘da Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde bir söyleşiye katılmış. Bir öğrencinin Kürt sorununa ilişkin sorusunu gayet makul bir söylemle yanıtlarken de şunu eklemiş:

“Ben bir Arnavut’um. Aslında bu açıdan bakarsanız Türk değilim.”

Bu söz üzerine twitter’da kendisine karşı Türkçü bir tepki dalgası kabartılmış...

Hakan hiç canını sıkmasın.

Türkiye böyle bir ülke.

Ama bu ülkede gerçek barış ve huzur olacaksa, öncelikle herkes kendi inancıyla, kendi kimliğiyle özgürce yaşayacak.

Kimsenin inancına karışılmadığı, kimsenin kimliğinin inkar edilmediği, inancı ve kimliğinden dolayı kimsenin baskı görmediği bir Türkiye’de ancak gerçek barış ve huzur kapımızı çalabilir.

Ama bunun için ‘eğitim’den başlayarak daha yapılması gereken çok işimiz var.

Bu konuda geçen gün Milliyet’in Düşünenlerin Düşüncesi başlıklı köşesinde Aydın Engin’in ufuk açıcı bir yazısı çıktı.

Sinop ve Samsun’da BDP’li milletvekillerine yönelik saldırganlığı tahlil ederken şu konulara işaret ediyordu:

“Muhsin Yazıcıoğlu ölümünden iki yıl kadar önce ‘Neden örgütlerinizi kontrol altına almıyorsunuz?’ sorusunu, ‘Bunu önlemek için elimden geleni yapıyorum ama bir yere kadar. Bizim tarlayı çok önceden sürmüşler’ diye cevaplamıştı.

Sinop’ta ve Samsun’da BDP milletvekillerini kuşatıp terör estiren ve sonunda gezinin yarım kalmasını ‘başaran’ gençler büyük olasılıkla sürülmüş tarlaların yeşermiş tohumlarıydı.

Üstelik sürülü tarlaların sadece Karadeniz kıyılarındaki kent ve kasabalar olduğunu ileri sürmek de yanlış. Karadeniz tarlaları belki daha bitek, daha verimlidir ama İzmir’de BDP konvoyuna fırlatacağı taşla birlikte görüntülenen düşük kemerli, göbeği açıkta sarışın genç kadın ile Sinop’ta taş atan, otomobil tahrip edenler arasında uçurumlar mı var?

Hrant Dink’in öldürülüşünden sadece 14 gün sonra Afyon Atatürk Stadyumu tribünlerinde beyaz bereler takıp (Hepimiz Ogün’üz, hepimiz Samast’ız) diye haykıranlar ile Sinop ve Samsun’daki gözü dönmüş, ‘milli histeri geçiren’ kalabalıktakiler birbirlerinden çok mu farklı?

Sinop ve Samsun’da devletin güvenlik güçleri, valisi filan basiretli ve hukuk devletinin gereklerine uygun davransalardı sorun çözülecek, tehlike savuşturulacak mıydı?

Peki, sorunu bir güvenlik sorunu sığlığında ele almayıp basit bir provokasyonla harekete geçen ‘sürülmüş tarlalar’ın boy vermiş tohumlarında aramak çok mu anlamlı?

Pek çok kıdemli ve kıdemsiz siyasetçinin bilerek bilmeyerek, kaba ya da ince ama sürekli milliyetçilik pompaladığı bir ülkede değil miyiz?

Eğitim sistemimizin hemen her kademesinin ilk okuldan son okula kadar ırkçılığa hiç de uzak durmayan bir milliyetçilik aşısını eğitim sisteminin omurgası kıldığını gözardı edebilir miyiz?

Birkaç örnek:

Yerli yersiz söylenmekte olan 10. Yıl Marşı’ndaki, ‘Türküz, Cumhuriyetin / göğsümüz tunç siperi / Türke durmak yaraşmaz / Türk önde, Türk ileri...’ dizelerini dinleyen bir Kürt ya da bir Ermeni ya da bir Rum ya da bir Yahudi yurttaş ne hisseder?

Harbiye marşındaki ‘Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız’ dizesindeki ırk hangi ırktır?

Okullarda öğretilen marşlardan birinde, ‘Adımız andımızdır / yoluna can koyarız / Türk olmayı en büyük şeref / En büyük şeref ve şan sayarız... Türküz, Türküz dedikçe / kalbimiz almakta hız / Türk olmayı en büyük şeref / En büyük şeref ve şan sayarız’ deniyor. Bu marşı öğrenen körpe beyinler, Türk olmayana hangi gözle bakar?

Her sabah milyonlarca çocuğumuzun yüksek sesle içtiği And’da, ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım...Yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir... Varlığım Türk varlığına armağan olsun...’ denmekte. Bu sözler insanı mı öne çıkarır, yoksa milliyetçi duyguları mı besler?

Soruları uzatmak mümkün ve kolay.

Ancak Sinop ve Samsun’daki olayların yarattığı kaygının (tabii böyle bir kaygı duyanlar için) beslendiği kaynak sorgulanmadıkça yeni Sinoplar, yeni Samsunlar yaşanmaması mümkün mü?” (22 Şubat 2013 tarihli Milliyet)

Sevgili Hakan Şükür işte böyle.

İyi pazarlar!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89