• BIST 81.618
  • Altın 145,694
  • Dolar 3,7670
  • Euro 3,9908
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -4 °C

Haddini aşan, zıddına döner!

Ali Bulaç

Başlık  bir muhkeme-i kaziyedir, dahası Batılı sosyal bilimlerin pek bilmediği bir sosyal sünnettir.

Bugün yaşadığımız trajedileri en iyi bu yasa ifade eder. Kimi zaman adaleti tahakkuk fiili zulme dönüşür. Mesela bir mağdurun kalkıp kendisinin adaleti yerine getirmeye kalkışması adaletin zulme dönüşmesine yol açar. Hukuk ve adalet demek her hak sahibinin hakkını alması, suçluların cezalarının suç miktarınca takdir edilip infaz edilmesidir. Çocuğunuza tokat atanın gözünü çıkarırsanız zulmetmiş olursunuz.

Bu yüzden adaletin tesisi şahıslara bırakılmadığı gibi gruplara da bırakılmaz. Dört temel faaliyet devletin asli fonksiyonudur: Bir toprak parçası üzerinde yaşayan ahalinin tamamının hükümranlığını temsil etmek; vergi toplayıp yerinde harcamak; iç güvenlik ve hakların sahibini bulması için adli sistemi işletmek; ülkenin savunmasını üstlenmek.

Merkezî kamu otoritesini meşru kılan tek bir husus var, o da hukuka riayet etmesidir. hukukun üstünlüğü, hiçbir şahsa, gruba, partiye, meclise bırakılamaz. İslam'da bu münzel şeriatla, modern demokrasilerde anayasaların ve çoğunluk kararlarının üstünde temel hakların teyidiyle sağlanmıştır. Devlet Hukuk'u çiğneyecek olursa, intikamcı şahıslar gibi ihkak-ı hak yapmaya kalkışır, adaleti tesis adına zulmetmeye başlar.

Dört halife ve Ömer bin Abdülaziz dönemleri hariç İslam tarihinde hiçbir zaman devletler tam olarak adaleti tesis etmediler. 19. ve 20. yüzyıllarda yeni kurucu ideolojisi formüle edilen devlet de zulüm üzerine kuruldu. Kim bu devleti ele geçirdiyse zulmetti, çünkü buğday ekenin muz biçtiği görülmediği gibi, modern-ulus devleti kullananın da adalet tahsil ettiği görülmemiştir.

Maalesef Türkiye Müslümanları, üzerinde imal-i fikr edip sorgulamadan mevcut iktidar yapısını sahiplendiler; geçmişte Kemalistler, solcular ne türden haksızlıklar yaptıysa bugün bizler de aynısını yapıyoruz. MGK'dan Kırmızı Kitap çıkarmak, devletin marifetiyle “terör ve çete” tanımı yapıp adrese teslim grupların üzerine gitmek, mal ve mülklerini müsadere etmeye kalkışmak, bir bahane ile içeri alabildiklerini yıllarca hapishanelerde çürütmek, ifade ve muhalefet hakkını ellerinden almak vs.

Allah huzurunda hesap verme sorumluluğuyla belirtmek isterim ki, şu iki suçlamayı ciddiye aldım ve adil yargının soruşturmasını savundum: 1) 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk iddiasını 2) Meşru AK Parti hükümetine karşı kumpas kurulduğu, mahrem dinlemelerin yapıldığı iddiasını. Hukukun en temel ilkesi “masuniyet karinesi” ve kendini savunma hakkı olduğuna göre her iki suçlamaya maruz kalanların yargılanmayı kabullenmeleri gerekir.

Bugün Türkiye toplumu ayrışmış, ayrışma kutuplaşmış, kutuplaşma çatışmaya dönüşmüş bulunmakttadır. Kendilerini “İslam dairesi” içinde gören dindarlar arasında derin husumetler oluşmuştur. Türkiye, tıpkı Irak ve Suriye gibi bir iç savaşa doğru gidiyor. Dindarların tamamına ve ülkenin demokratik bir hukuk devleti olmasına karşı olanlar dindarları birbirine düşürüyor; ağzından din iman düşmeyen ajan provokatörler iç çatışmayı körüklüyor. Küresel güçler de bölgenin tamamını kaosa ve çatışmaya sürükleyip iyice yormak, bitkin duruma düşürmek ve parçalamak istiyorlar.

Biz her ne olursa olsun birlik ve beraberliğimizi koruyup aradaki ihtilafları İslam dairesi veya  pozitif hukuk ilkelerine göre çözme yolunu tutacağımıza hasmımızı tamamen çökertmek için ne hak ve hukuk dinliyoruz, ne ülkenin birlik ev beraberliği umurumuzda oluyor.

Bir grup suç işlemez, suçlar ferdîdir. Birinin veya birkaç kişinin, hatta onlarcasının suç işlemesinin yolu adil yargıdır, grubun tamamının hedef alınması, mal varlığının müsadere edilmesi, yurt içi ve yurt dışı hayat alanlarının yok edilmesi değildir. Bu türden cezalandırmalarda had aşılır, adalet zulme döner. Zulüm nefrete, nefret yeni zulümlere yol açar.

Ey fakih hocalar, aklı başında fikir adamları, kanaat önderleri, vicdanını karartmamış siyasiler! Bu gidişin önüne geçin, ülkenin birlik ve beraberliği yönünde çağrılar yapın. Büyük bir oyuna geliyoruz. İki hususu aklımızdan çıkarmayalım: Biri bu ülke bir iç savaşla parçalanırsa ne grubumuz kalır ne partimiz ve iktidarımız; ikincisi yarın ahirette hiçbir lider, yanlış yolda ona tabi olanları kurtaramaz, “Bana uymasaydınız” der.

Fitne kazanının ateşine odun atmayalım, bir bardak su dökelim!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89