• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 16 °C

Güneydoğu notları (13): Milliyetçiler

Etyen Mahçupyan

Bölgenin büyük ölçüde Kürt kimliğine sahip bir nüfusu olmasına karşın, Güneydoğu aynı zamanda Kürt olmayanların veya Kürt olmakla birlikte asimile olmuş olanların da yaşadığı bir yer. 

Belirli kentler söz konusu farklılığı çok daha belirgin bir biçimde taşıyor ve o yörelerde Kürt meselesinin çözümüne ve barış sürecine yönelik kategorik bir itiraz duyuluyor. Çok muhtemelen bu itiraz Türkiye’nin batı ve kuzey bölgelerinde seslendirilenlere epeyce yakın. Söylemin çıkış noktası karşımızda ‘esas olarak’ bir terör sorununun bulunduğu. Artık kimse Kürtlerin haklarının ihlal edilmediğini öne süremese de, bu hakları şiddet ortamının gölgesi altında algılamak epeyce yaygın. Bu yaklaşım meseleyi bir siyasi hareketin devletle çatışması olarak tanımlarken, çözümü de ‘devletle barışmak’ şeklinde tanımlıyor. Dolayısıyla devlet neredeyse bir sabite gibi yerinde kalırken, PKK’nın devletin koşullarını kabul etmesi doğal görülüyor ve böylece devletin ‘değişmesi’ türünden bir sorunsal tümüyle devre dışı kalıyor. Devletin demokratikleşmesi ve toplumun her kesiminin haklarına kavuşması, Kürt meselesinin dışında ayrı bir kuramsal alana işaret ederken, demokratikleşme de terörün bitmesi ile ilişkilendirilebiliyor.

Söz konusu arkaplan bölgede hemen herkeste olan belirsizlik endişesinin ‘Türklerde’ milliyetçi bir algı üzerinden somutlaştırılmasına neden olmakta: Soru artık geleceği bilememek değil, yapılmış olduğu farz edilen, hatta bundan emin olunan ‘pazarlığın’ koşullarını bilmemek. Oysa böyle bir pazarlık vaki olsa bile, bunun toplumun tümünün rızası olmadan ve anayasaya geçmeden hayata yansıması mümkün değil. Kürt siyasetinin bunu bilmeyecek kadar saf olması ise herhalde düşünülemez. Belli ki bugün yaşanmakta olan süreç muhtemel bir pazarlığı da ertelemekte ve onu geleceğin siyasetine havale etmekte. Milliyetçi bakış bu mantık çıkarsamasını yapmaktan kaçınıyor ve Kürtlere mutlaka bir taviz verilmiş olduğuna inanıyor. Bunun nedeni ise muhtemelen psikolojik. Çünkü en koyu milliyetçiler bile Kürtlere haksızlık yapıldığını biliyor ve bunun karşılıksız kalma ihtimalinin olmadığını idrak ediyorlar.

Bu suçluluk hissinin izale edilme çabası genelde hamasete sığınılmasıyla sonuçlanıyor. Hamasetin derinliğinde şaşırtıcı olmayan biçimde tarih yatmakta. Kürt meselesinin nasıl çözüleceği konuşulurken, çok rahat bir tavırla Malazgirt’e, Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’nda verilen şehitlere gönderme yapılabiliyor. Sanki Türklerin geçmişte yaşadıkları fedakarlıklar, ya da geçmişte Kürtlerin de bu fedakarlıkların parçası olmaları, Kürtlere bugün reva görülenleri haklı çıkartabilirmiş gibi. Bu yaklaşımın ima ettiği şey, ‘çözümün’ Kürtlerin asimilasyonundan başka bir şekilde olamayacağı... Ama daha vahimi Türk milliyetçiliğinin geçmiş fedakarlığın bugünü ve yarını hak etmek için yeterli olduğu fikrini sahiplenmesi. Bu bakış farklı kimliksel taleplerin bastırılmasının zemini ve dolayısıyla şikayet edilen ‘terör’ sorununun da müsebbibi.

Tarihten siyasete doğru gidildiğinde milliyetçi söylem de ‘vatanın birliğine’ doğru kayıyor. Kastedilen ise şu anki vatanın bu haliyle birliği... Ne var ki o vatanı korumanın ancak toplumsal meşruiyet üzerinde mümkün olabileceğini, aksi halde size kalana ‘vatan’ demek zorunda kalınacağını idrak etmekte zorlanılıyor. Sorunun çok kimlikli bir vatan yaratılıp yaratılamayacağı olduğu, tek kimlikli bir vatanın ise kaçınılmaz olarak küçüleceği gerçeğiyle yüzleşilemiyor. Hamasetin varabileceği en ‘siyasi’ nokta ise ‘Atatürk ilke ve inkılaplarından uzaklaşmama, devletin kırmızı çizgilerini ihlal etmeme koşuluyla’ çözümün desteklenmesi... Türk milliyetçiliği hâlâ Kürt sorununu yaratan unsurun tam da bu ilkeler ve çizgiler olduğunu kabullenemez gözüküyor. Bu mantıkla bakıldığında, PKK’nın da kendince ‘ilke ve çizgilerinin’ olabileceği söylendiğinde ise muhakeme süreci duruyor.

Bütün bunların altında muhakkak ki geçmişten gelen bir bölünme paranoyası var. Ne var ki Türk milliyetçiliği entelektüel açıdan hâlâ çocukluk döneminde. Kuramsal olarak bölünmemeyi garanti etmenin mümkün olmadığını, hiçbir ülkenin ‘ilelebet payidar’ kalamayacağını bir tarihsel veri olarak sindirmekte zorlanıyor. Payidar kalmanın ancak geleceği sürekli yeniden inşa ederek elde edilebileceği, bunu gerçekleştirecek olan ‘biz’in ise herhangi bir kimliğe sıkışmayacak kadar çoğul olduğunu teslim edemiyor.

‘Türklerin hassasiyeti’ siyaseten yönetilmesi gerek bir algı olabilir. Ama ‘Türklerin’ de bu hassasiyeti hak edecek bir ‘namuslu bakış’ sergilemesi gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89