• BIST 106.942
  • Altın 141,866
  • Dolar 3,5300
  • Euro 4,1089
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 41 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 23 °C

Güneydoğu notları (12): Mustazaflar

Etyen Mahçupyan

Siyasetin devlete karşı bir mücadele olarak yapısallaşması ve giderek bunun bir ‘kültüre' dönüşmesi bölgede siyasi alanı büyük ölçüde daraltmıştı. 

Bunun bir sonucu sözün ‘derinleşmesi', hemen herkesin kendince siyasileşmesi ve siyaset dilinin her şeye hakim olmasıydı. Ancak ikinci bir sonucu daha oldu: PKK egemenliğinin ötesinde kalan siyasi alan yeraltına inerken aynı zamanda parçalandı ve niceliksel olarak aşırı bir kurumsallaşma yaşadı. O dönemde İslami kesimden bir grup, diğerlerinden temel bir biçimde ayrımlaştı ve şiddeti bir yol olarak benimsemek durumunda kaldı. Sonrasında ise bu yoldan çıkamayacak kadar girift bir ilişkiler ağının parçası oldu. Kendilerine ‘mustazaflar' veya ‘Peygamber sevdalıları' diyen bu grubu Türkiye ‘hizbullahçılar' olarak tanıdı. Bugün gelişmekte olan yeni ortamda söz konusu hareketin bir siyasi partisi var (Hüda-Par) ve şiddeti tümüyle terk eden yeni bir siyasi eylem planına sahipler, en azından bunu bir temel tercih olarak sunuyorlar.

Mustazafların İslami kesimin genelinden ayrı olarak ele alınmasının iki bariz nedeni de yukarıda söylenmiş oluyor: Geçmişte şiddet yolunun seçilmesi ve bugün kendi başına bir siyasi partileşme yaşanması. Ama farklılık bu denli basit değil. Nitekim mustazaflar hareketi bölgedeki diğer İslami hareketlerin sosyal açıdan da epeyce dışında duruyor ve bu genel kitleyle arasında bir gerilim bulunuyor. Denebilir ki söz konusu hareket bugün itibarıyla neredeyse bütün diğer oluşumlarca mesafeli yaklaşılan, üstelik hükümetin de ‘yüz vermediği' ve dışladığı bir camiayı ifade ediyor. Şikayetler çok elementer seviyede bir tür ‘reddiyeyi' akla getiriyor. Örneğin kermes yapmanın suç sayılabildiği, insanlara bu nedenle ceza verildiği, ilkokul çocuklarına baskı yapıldığı, annelerinin ise yargıya sevk edildiği vurgulanıyor. Hemen her hareketin ve etkinliğin ‘örgüt amaçlı' yaftası altında suç haline getirildiği, bu yaklaşımın AKP hükümetleri zamanında da devam ettiği ileri sürülüyor. Hükümetin bu kesimi sahiplenmemesi ve görmezden gelmesi bir yana, idari yapının bir ‘hizbullah alerjisi' içinde davrandığı yargısı hakim ve ilginç bir biçimde bu yargı İslami kesimin genelinde de yanlış bulunmuyor.

Hükümetten yüz bulmayan bir hareketin aynı zamanda geçmişte PKK ile silahlı mücadele içinden geliyor olması, mustazafların kendi ayakları üzerinde durmasına neden olmuş gözüküyor. Bunun ilginç tezahürlerinden biri mustazafların yeni jenerasyonunda düzgün konuşan, kılık kıyafetiyle saygınlık talep eden ve daha önemlisi entelektüel açıdan diğer İslami gruplardan daha ‘ilerde' durabilen kişilerin varlığı. Diğer taraftan çatışma döneminde bu grubun polis tarafından korunması sayesinde diğer İslami örgütler üzerinde baskı kurmuş olması da unutulmuyor. Bu tablo mustazafları yalnızlaştıran, onları aralarındaki sert mücadeleye karşın PKK ile aynı kategoriye sokan bir arkaplana işaret ediyor.

Bu durumun uzantısı olarak mustazaf hareketinin PKK'ya epeyce saygılı olması, bir anlamda ‘onlar gibi' olmaya çalışması şaşırtıcı değil. Nitekim Kürt meselesinde hükümetin PKK'yı muhatap almasını normal karşılıyorlar. Ama bunun çatışmanın nasıl biteceği konusu ile sınırlı kalması gerektiğini, haklar alanında PKK'nın muhatap olamayacağını savunuyorlar. Diğer bir deyişle Kürtlere statü arayışı içinde doğrudan PKK'ya statü getirecek herhangi bir ‘çözüme' destekleri yok. Bu bağlamda iki siyasi endişeye sahip oldukları gözlemleniyor. Birincisi herkesin görüşünün aksine hükümetin bu konuda fazla hızlı hareket ettiği görüşündeler. Çünkü çözüm sürecinin hızlı gitmesi belki ülke geneli açısından istenilen bir durum, ama bölgede PKK dışındaki unsurların adaptasyonunda sorun yaratabiliyor ve Kürt siyasetinin tek muhatap olarak kalmasına neden oluyor. İkinci olarak çözümün aynı zamanda hızlı çekilme anlamına geldiğinden hareketle, PKK'nın boşaltacağı alanın korucular ve Özel Harekatçılar tarafından nasıl kullanılacağı sorusu gündeme getiriliyor. Diğer bir deyişle PKK'nın bölgedeki en önemli ‘düşmanı' çözüm sürecine ilişkin olarak PKK'nınkine çok benzer kaygılar duymakta.

Yalnızlaşma süreci ve gördüğü baskılar, mustazaflar hareketinin kendisini silahsız bir sürece hazırlamasına ve İslami kesimin kalan kısmından ayrımlaşarak aktörleşmesine neden olmuş durumda. Hareketin çok yaygın ve güçlü olduğu belki söylenemez, ama sosyal mobilizasyon yeteneği ve ideolojik kapasitesiyle bölgenin geleceğinde ve çözüm sürecinin birçok dönemecinde etkili olacağını öngörmek zor değil.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89