• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -3 °C

Güneş gözlüklerinizi takın…

Yıldıray Oğur

“Orta Doğu’nun operasyonel kabiliyeti en güçlü adamı. Ama şu ana kadar kimse sesini duymadı...” CIA’nın eski Irak sorumlusu onu böyle tanımlıyor. Eski MOSSAD şefi Meir Dagan ise adını duyunca ironik bir şekilde “Ah tabii, çok iyi dostumuz” diyor. Irak’ta siyasetçiler adını duyunca “Bu haberin bir parçası olmak istemeyiz” diyor gazetecilere. Batı’daki istihbaratçılar arasındaki şöhreti, John le Carré romanlarında bütün Batılı istihbaratçıların hayranlıkla nefret arasında bir duyguyla baktıkları meşhur KGB şefi Karla’ya benzetiliyor.

İran istihbaratının esasen dış politikasının başında olan Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani’den bahsediyor The New Yorker son sayısında. 11 sayfalık dosyanın başlığı Gölge Komutan. Suriye’de isyan başladıktan bir ay sonra gittiği Şam’da Esed’in savaşının gölge komutanı, beyni o. Şimdi de Erbil’le Kerkük arasında gidip geliyor.

Orta Doğu’nun en güçlü isminin yakından ilgilendiği konulardan biri tabii ki Kürt meselesi. Bölgedeki saflaşmada Kürtlerden kendine müttefikler bulmak için çok çalıştı. Suriye’de Rojava’yı PYD’ye bırakıp çekilme fikrinin arkasındaki aklın o olduğu söyleniyor. Talabani’nin partisinin Barzani ile hükümet kurmaması için de epey uğraştı ama başaramadı.

Kandil de uğrak yerlerinden biri Kasım Süleymani ve adamlarının. Sık ziyaretlerden biri iki komutanın Kandil dönüşü trafik kazasında ölmesiyle deşifre olmuştu. Dış politikasını proxy örgütlerle iş tutarak kotaran bir ülke için bu ziyaretler hiç şaşırtıcı değil. Sık ziyaretler istenilen sonucun da alınamadığını gösteriyor…

Ama 2011’de öyle olmamıştı. İran Kandil’i kuşatmış, hatta günlerce kayıp olan Karayılan’ın tutukladığı haberleri günlerce konuşulmuştu. Ne tesadüf bu saldırılar üzerine İran’la savaşı bitirip, PJAK militanlarını çektiğini açıklayan PKK, Türkiye ile Devrimci Halk Savaşı’na tutuşmuştu. Hem de Öcalan’a rağmen.

Son günlerde İran’ın yine Kandil’e saldırdığı, top atışı yaptığı haberleri geliyor. PKK’ya göre 7 İran askeri öldürüldü bu çatışmalarda. Kürtlere yönelik idamlara da zaten bir süre önce hız vermişti İran. Çıplak gözler bakınca ortada somut bir neden yok. Orta Doğu’nun en operasyonel adamı yine bir şeyler istiyor, yine bir şeylere zorlamaya çalışıyor ama bu kez çarşı çok karışık…

O yüzden tarih tekerrür etmiyor. Ne hükümet aynı hükümet, ne ordu aynı ordu. Ne de Öcalan aynı Öcalan. Süreci baltalayan paralel yapı deşifre oldu ve hükümetle yollarını ayırdı. Ordu çözüm sürecinin arkasında. Öcalan bu kez “Ben çekildim” demedi, sürecin arkasında durdu. Kandil, arada kaynayan çok kritik bir “yol kesme, adam kaçırma, molotoflu eylem tarzını terk edin” açıklaması yaptı. Türk ve Kürt halkları barışın arkasında duruyor.

O yüzden Bayrak Krizi büyümeden durduruldu. 2014 Lice’den, bir 2011 Silvan çıkmadı. Çözüm süreci rüştünü ispatlayarak yoluna devam etti...

Dün çözüm sürecinde çok kritik bir kavşak daha dönüldü.

Tam adı “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” olan hükümet tasarısı Meclis’e getirildi.

Yasanın amacı tasarısının gerekçesinde açıkça yazılmış: “Çözüm sürecinin daha güçlü bir yasal dayanağa kavuşturulması”, “sürecin ilerletilmesi ve devlet politikası niteliğinin pekiştirilmesi açısından münhasıran çözüm sürecine ilişkin yasal bir düzenleme yapılması.”

Bu uzun süredir Öcalan’ın da talep ettiği çözüm sürecine yasal güvenceyi amaçlayan bir yasa tasarısı. Şu ana kadar fiili durumlarla ve Başbakan’ın talimatlarıyla ilerleyen, yasalar ve kötü niyetli savcılar önünde hiçbir hukuki güvencesi olmayan süreç, artık sadece birkaç kişinin işi değil, resmî hükümet ve devlet politikası.

Taşradaki en küçük devlet memurundan, operasyon yapmadığı için suç işlediği kulağına fısıldanan askerlere kadar herkesi bağlayan, devletin resmî pozisyonunu deklare eden hukuki bir çerçeve bu.

Ama bundan daha fazlası. Maddelerine dikkatle bakıldığında bu aslında çözüm sürecinin Meclis’in önüne getirilmiş yol haritası. Maddelerde açıkça zikredilen silahsızlandırma, eve dönüş takviminin başlangıcı. Bu konularda yasa, idareye her türlü adımı atma ve herkesle görüşme yetkisini veriyor.

Orta ve uzun dönemde yapılacaklar açısından yasa yol haritasını ortaya koyuyor. Bu arada kısa vadede ve acil olarak atılması gereken ve Diyarbakır’daki çalıştayda en çok üzerinde durulan meselelerden biri de hal yoluna girdi. Cezaevindeki hasta tutuklularla ilgili geçen hafta Meclis’ten geçirilen yargı paketinde tahliyeleri kolaylaştıran yeni bir iyileşme yapıldı. Paket Çankaya’da imza aşamasında.

Önceki gün HDP’li vekillerle Adalet Bakanlığı yetkilileri, Ceza ve Tevkif evleri Genel Müdürü’nün katıldığı beş saati aşan bir toplantı yaptı ve ağır hasta olan tutukluların durumları tek tek ele alındı, yapılabilecekler konuşuldu, adımlar hızla atılmaya başlandı.

Bu arada Meclis’e gelen çözüm sürecine yasal çerçeve paketi hazırlıklarında HDP ile de temas kurulup, onların da görüşleri alındı. Atalay’ın “Çözüm sürecine siyasetçilerin daha çok katılması” da hayata geçiyor. Her ne kadar Kürt siyaseti hâlâ Türkiye’ye Doğan grubundan seslense, eski Türkiye’nin Genelkurmay’a ilişik gazetecileriyle takılsa da…

Bu arada, savaşı AKP’yle barışa tercih edenler dünyasından “Yasanın adında terörle mücadele” diyor “işte önce zihniyetler ve dil değişmeli” kılçıkları atılmaya başlandı bile.

Bütün dillerin, ırkların Türkçe’den Türklerden geldiğini iddia eden 30’ların Kemalist Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisini bile zamanın şartları deyip anlayışla karşılamış bir profesöre göre çözüm süreci çoktan paçavraya dönmüş durumda, Erdoğan da zaten İslamcı bir Kemalist.

Onlara dün BBP Genel Merkezi’ni ziyaretinde BBP lideri Destici’nin “Yedi maddelik bir tasarıdan bahsediliyor. Çözüm süreci diye ülke adım adım bölünmeye gidiyor. Seçilecek cumhurbaşkanının buradaki tavrı, üniter yapıya sadık kalınacağı net bir şekilde, anadilde eğitim gibi konulardaki tavrı önemli. Bunlar bizim önceliklerimiz. Bütün bu konuştuğumuz konularla ilgili kendisiyle mutabık olmaktan büyük memnuniyet duydum” sözlerini başıyla onaylayan 12 Eylül’ün en çok şikayet ettikleri Türk İslam sentezinin, klasik devletçi Türk sağcılığının nazik ve beyefendi bir versiyonu olan Ekmeleddin İhsanoğlu ile mutluluklar.

Hem o Nazım Hikmet’i Arapça’ya çevirmişti değil mi?

Güzel günler göreceğiz çocukları da çevirmiş miydi?

Yıllar önce “gördüm” deyince epey linç edilip, bebeğimizin doğduğu günlerde yıllarca emek verdiğim gazeteden ayrılmama neden olan o ışık büyüyor. Leyla ile kardeş barış.

Güneş gözlüklerinizi takın ve ışığın keyfini çıkarın...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89