• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -2 °C

Gün, Şervan’ların mücadele geleneğine sahip çıkma günüdür

Ömer Ağın

PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in oğlu Şervan Muslim’in Irak-Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) bağlı silahlı çeteler tarafından öldürüldüğü haberini duyunca, 1977 yılında Moskova Marksizm-Leninizm Enstitüsü’nde okuduğun dönemde “gizlilik koşullarında parti çalışması” dersini okutan Nikolay yoldaşın bir sözünü anımsadım. Nikolay o zaman 75 yaşındaydı. Kızıl Ordu’dan emekli olmuş bir generaldi. Yugoslavya’daki partizan savaşlarını yönetmişti. İkinci dünya savaşı patlak verdiği zaman kendisi gibi general olan bir arkadaşının iki oğlu da askere alınır. Oğullarından biri Stalingrad savaşında öldürülür. Bu haber hemen duyulur. Nazilerin, “Sovyet bürokratların çocukları savaşa katılmıyor, savaşanlar fakirlerin çocuklarıdır” kara propagandası büyük ölçüde çökmeye başlar. Generalin ikinci oğlu da 9 Mayıs 1945’te Kızıl Ordu Berlin’e girdiğinde zafer kutlamalarının başladığı bir sırada tankın üstüne çıkıp kutlamalara katıldığında kör bir kurşuna hedef olur ve o da yaşamını yitirir...

Şervan’ın Kürt halkının özgürlüğü için yaşamını feda etmesi, işte bana 2. Dünya Savaşı sırasındaki Nazilerin bu kara propagandasını hatırlattı. Şimdi Kürtlere karşı yapılan karar propagandalar Nazilerin tutumunu hiç de aratmıyor. Şervan’ın şehit düşmesi Kürt halkına yönelik yalana, dolana ve karalamaya dayanan kara propagandayı bir kez daha tuzla buz etti. Şervan’ın şehit düşme haberi bir kez daha Kürt halkının sıradan neferinden yöneticisine kadar herkesin özgürlük için gerekirse ölmeye hazır olduğunu gösterdi. En önemlisi: PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in şehit aileleri ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile birlikte Azadi Meydanı’nda toplanarak şehitliğe vardıkları zaman yaptığı konuşmadır. PYD lideri, “Şervan bizi şehit aileleri topluluğuna kattığı için çok şanslıyız. Şehit Xebat Derik’e bir kez daha asla onların izinden ayrılmayacağımıza söz veriyoruz” demesi oldu.

Evet: Öyle zor bir zamandan geçiyoruz ki, Kürdistan’ın dört parçasını kapsayan, çetin, ağır ve görkemli bir mücadele yürütülüyor. Kürtler bir kez daha vazgeçemeyecekleri taleplerini kamuoyuyla paylaştılar: “Kürtlerin varlığı, kimliği ve kültürünün anayasal ve yasal güvenceye alınması, örgütlenme özgürlüğünün tanınması, Kürtlerin bir toplum olarak kabul edilmesinin gereği olarak özyönetimin, yani demokratik özerkliğin kabulü” isteniyor. Bu istemler için Sayın Öcalan “derinlikli müzakereye geçiş kaçınılmaz” dedi. Kürt Özgürlük Hareketi, barış ve çözüm sürecinin şeffaf olmasını ve yasal zemine dayanmasını talep ediyor. Şayet adil ve gerçekçi bir çözümden söz edilecekse her şeyden önce AKP iktidarında bir zihniyet değişikliği gerekir. Bunun yolu, Kürtleri muhatap almak ve iradesini tanımaktan geçer. Bu sağlanmadan atılan adımlardan ve çözümden söz etmek büyük bir aldatmaca olacaktır.

Peki AKP hükümeti ne yapıyor: Tayyip Erdoğan ve hükümeti, Kürt sorununun çözümüne yönelik ciddiye alınacak bir adım atmadığı gibi, bilinen karalama kampanyalarıyla Kürtlere, onların örgütlerine saldırmaya devam ediyor. Bayramda bile bu tavrını hız kesmeden sürdürdü. “Eğer BDP’nin verdiği mesajlar bu dozda gidecek olursa, Adalet Bakanlığıyla arasını açar ve böyle bir görüşmenin ipleri kopar” demesi tesadüfen söylenmiş bir söz değildir. Tayyip Erdoğan, “derinlikli müzakereye geçişten” kaçmak için gerekçe arıyor ve BDP’ye saldırıda buluyor. Birinci amacı budur. İkincisi, yaklaşan seçimlerde Kürt bölgesinde güç kaybedeceğini bildiği için “başarının” yolunun BDP’ye saldırmaktan geçtiğini görüyor. En önemlisi de Kürtleri ve onların örgütlerini barışçı, demokratik yöntemle mücadeleden alıkoymaya çalışılıyor ve Kürtlere yasal siyaset yolunu kapatmak için BDP’yi tehdit eden bir yöntemle karalamaya ve korkutmaya çalışıyor. Dikkat edilirse Erbil’de toplanacak Kürt konferansı başta olmak üzere Kürtlerin demokratik birliğine giden yolları ve Kürtlerin demokratik birlikleri için elde ettikleri mevzileri tıkamaya çalışmaları boşuna değildir. Türkiye’nin Rojava’daki tutumu bu zihniyetin somut ve farklı bir biçimdeki dışa vurmasıdır. Tersi de doğrudur. Türkiye’nin kuzey Kürtlerine karşı uyguladığı tutumuna bakarak Rojava’daki politikasını anlamak daha anlaşılır duruma gelir. Önümüzdeki dönemde AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümü konusundaki niyetinin daha net olarak anlaşılır bir hal alacağı açıktır. Eğer gerçekten AKP Kürt sorununu çözme konusunda samimi ise, “derinlikli müzakereye” geçecek, demokratikleşme yolunda ciddi adımlar atacak, KCK tutsaklarını salıverir ve Kürtlere sonuna kadar yasal mücadele yollarını açacaktır... Biz Kürtler oturup evimizde hükümetin bu konudaki tavrının ne olduğunu görmek için bekleyemeyiz...

Gün, mücadele günüdür. Gün, demokratik mevzileri güçlendirme günüdür. Gün, Kürt Özgürlük Hareketi’ne sahip çıkma ve BDP’nin duruşunu kuvvetlendirme günüdür. Gün, kara propagandayı geriletme günüdür. Gün, “Şervan’ların” mücadele geleneğine sahip çıkma günüdür. Gün, Kürt coğrafyasında AKP’yi sandığa gömecek çalışmayı yapma günüdür.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89