• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -3 °C

Gülüşüm Cudi’ye asılı kaldı

Reyhan Yalçındağ

Benim adım Zerga. 1992’de Kızıltepe’ye bağlı köyümüz, askerlerce yakıldığında henüz doğmamıştım. Bir gece yarısı kabusuyla köyümüz basılmış, neyimiz var neyimiz yok, yakılıp talan edilmiş. Ben o zamanlar annemin karnında, gece karanlığında düşmüşüz yollara. Milyonlarca Kürt köylüsü gibi biz de başka yerleri mesken eylemek zorunda kalmışız; Manisa’ya yerleşmişiz. Köyümüzün en varsıllarıyken, Manisa’da en yoksullardan olmuşuz. Okulumu tamamlayamadım bu yüzden; minicik ellerimle tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladım sırf ailemin yükü bir parçacık azalsın diye. Orada da çok ezildim, horlandım, aşağılandım. 13 yaşına geldiğimde TV’de izlediklerim, ailemden duyduklarım, ulusal kimliğimden dolayı ayrımcılığa uğramam; ana yurdumda dağları mesken eyleyenleri görme isteğimi, katmerleştirdi. Niyetim sadece onları bir kerecik olsun görebilmekti. Dedim ya 13 yaşındaydım; benimle aynı kaderi paylaşmış, 16 yaşındaki amcamın kızı Zuhal’le sözleştik. Kimseciklere belli etmeden düştük yollara. Şırnak’ın Toptepe Köyüne vardığımızda akşam karanlığı yeni basmıştı. Ertesi günü Kurban Bayramıydı; belli ki birileri kurban verilecekti.

Sonra bir ateş topunun ortasında kalıverdik; vücuduma kaç mermi isabet etti; anlamadım bile. Gözlerim karşıdaki Cudi’ye asılı kaldı; oraya hiç ulaşamadan olduğum yerde yüreğim sustu; gülüşüm sustu; hep 13 yaşında kaldım…Yanımdaki dört kişiyle birlikte sabaha kadar bizi orada beklettiler; ertesi gün minicik ellerimin arasına keleşleri tutuşturdular; bizi taşımaları için köylülerden katır istediler. Beşimiz katır sırtında öylece Şırnak Devlet Hastanesi morguna kaldırıldık. İçimizde yaşı en büyük olan Sibel abla olduğu için, onun elbiselerinin tamamını soydular; çıplak vücuduna işkence ettiler. Sonra annemler TV’den duymuş olanları; en çok anneme üzüldüm. Ona bir daha sarılamadığım, güzel kokusunu içime çekemediğim, onu teselli edemediğim için… O gündür bugündür ben hep 13 yaşındayım…

Benim adım Zuhal. Biraz önce size Zerga’nın anlattıklarının aynısı benim için de geçerli. İçimde ukte kaldı; tek amacım Cudi’nin zirvelerinde gezenleri görebilmekti ama olmadı işte. 2005 yılının Kurban Bayramının arife günü bizi “kurban” seçtiler. İçimizde en küçüğümüz Zerga olduğu için onun kanlar içindeki bedenini gören doktorun gözlerinden yaşlar damladı. Kendi kendine söylendi, “…bu çocuk, daha küçücük bir çocuk. Baksanıza meme dokusu bile oluşmamış…” Ben de o gündür bugündür hep 16 yaşında üç çocuklu bir anneydim.

Benim adım Sibel. Ben de küçük yaşta ailemle birlikte Eruh’tan İzmir Kadifekale’ye göç etmişim. Metropollerin gettolarında yaşam iki kat daha zordur; hele de bir kadınsan ve de Kürtsen. 15 yaşında evlendirildiğim adamdan sürekli şiddet gördüm; küçük kızım 9 aylıkken beni evden attı. O günden sonra bebeğimi bir daha hiç görmedim. Tıpkı diğer iki çocuğum gibi. Geride benden zorla kopartılan üç evladı bırakarak, yönümü Cudi’ye çevirdim. Bir Kürt kadını olmanın zorluklarını yaşamımın her anında hissettim; ama bir gün “öldürülürken” bile bedenim üzerinden “intikam” naraları atılacağını hiç tahmin bile edemezdim. Bedenime kaç kurşun isabet ettiğini bugün bile bilmiyorum. Ama cesedime işkence ettiklerini, üzerimdeki tüm giysileri çıkarttıklarını iyi hatırlıyorum. 24 yaşında üç çocuk annesiydim ve hep öyle kaldım…hem gülüşüm hem bakışlarım Cudi’ye asılı kaldı…

Benim adım Nergis. Mitolojiye göre, Narcissus, gölde gördüğü sevdiğini elde edememenin ağırlığı altında sararıp solar ve ölür. Daha sonra periler Narcissos’un cesedinin yerinde bir çiçek bulurlar: Nergis. Dünyanın en güzel kokulu çiçeğidir Nergis; annem de o nedenle adımı Nergis koymuş. Benim de çocukluğum büyük bir yoksulluk içinde geçti; Eruh’a bağlı köyümüzü askerler yaktığı için hiç görmedim. Ta ki benim ve dayımın kızı olan Sibel ablamın naaşlarını askerler kaçırıp da gömdükleri ana kadar. Şimdi Eruh’a bakan tepeleri görür yattığım yer. Yoluna düşüp de bir türlü kavuşamadığım Cudi’nin eteklerindeki kır çiçeklerini her bahar toprağıma serper beni ziyarete gelenler. Ben de bir arife günü kurban edildim; o gündür bugündür hep 16 yaşındayım.

Benim adım Hamdullah. Ne gariptir ki her beşimizin hikayesinde birbirine benzer çok yan vardı; bunlardan biri de köylerimizin yakılmasıydı. O nedenle ben de okulu bırakmak zorunda kaldım ve ucuz işgücü olarak metropollerde inşaatlarda çalışmaya başladım. Lince maruz kaldım, aşağılandım, yok sayıldım… Bir akşam üzeri düşlerim, üzerime yağan el bombaları ve havan toplarıyla kana bulandı. Onurlu bir yaşam, adil bir yaşamdan başka bir şey değildi oysa isteğim. 21 yaşındaydım; düşlerim Cudi’ye asılı kaldı…

***

Bu yazıyı 19 Ocak 2005’de Şırnak’ın Toptepe Köyü yamacında yargısız infaz sonucu katledilen 3’ü çocuk 5 Kürt genci için yazdım. 8 yıldır devam eden yargılama sonunda önceki gün AİHM, Türkiye’yi, Sözleşmenin 2. maddesinde koruma altına alınan Yaşam Hakkını ihlal etmekten mahkum etti. Bir kayıt daha düştü tarihe; Strasbourg mahkemesinin raflarına; beş de Can düştü toprağa….

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89