• BIST 97.651
  • Altın 145,042
  • Dolar 3,5684
  • Euro 3,9748
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 27 °C

"Gül'ün adı": Kimi silinir, kimi kalıcıdır

Ergun Babahan

''Gül'ün adı'' romanıyla dünyaca çapında bir ün kazanan İtalyan yazar-bilimci Umberto Eco'nun ölümünden bir kaç gün sonra AKP, Gül'ün kurucular listesindeki adını siliverdi.

Umberto Eco, Foucault'nun Sarkacı, Öteki Günün Adası isimli romanları, sayısız felsefik, tarihi eseriyle dünyanın beğenisini kazanmış bir isimdi ama asıl şöhretini Gül'ün adıyla yakalamıştı. Sean Connery'nin başrolüyle beyaz perdeye de aktarılan kitabın konusu bir manastırda işlenen cinayetlerdi ama ana teması bağnazlıkta. Bilgiden korkunun, bilgiyi ve gerçeği duvarlar arasına gizlemenin mücadelesi vardı romanda.

Bu eseriyle dünya tarihine geçti Eco. Onun ismini o tarihten kazımak ne Saray'ın, ne de AKP'nin gücü dahilinde. Kendi başına var olmayı tercih eden insanlar belki bir bedel ödeyebilir ama isimlerine sahip çıkarlar. Kimse onları bir anlık kararla, bir entrikayla yok sayamaz. O ismi taşa kazır gibi kazımışlardır. Bunun için çok mücadele etmiş, bedel ödemiş ve yalnız kalmış olmaları önemli değildir.

Aslında siyasette de bunun örnekleri vardır. Doğru bildiği yolda korkmadan ilerler. Bazen cezaevine düşer, bazen saldırıya uğrar, çoğunlukla da bir dönem yalnız kalır ama sonunda yaşarken veya öldükten sonra kazanır. O da kendi ismini tarihin onurlu sayfalarına koyar. Onun adını da kimse silemez oradan.

Ama AKP, Abdullah Gül'ün adını bir çırpıda siliverdi.

Nasıl bu kadar kolay yapabildi bunu?

Abdullah Gül kendi adına yeterince sahip çıkmadığı için.

Sayın Gül'e eşi başörtülü ilk Başbakan, ilk Dışişleri Bakanı, ilk Cumhurbaşkanı olmak yetti. Sonrasının mücadelesini vermek istemedi, veremedi. Genç akademisyenlerin, muhabirlerin risk aldığı ve alması gerektiği bir dönemde susmayı, sessizliği seçti.

Gidip yüz yüze konuşsak eminim ki, bizden daha ağır eleştirileri olacaktır, oluyordur da. Ama kapalı kapılar ardında seslendirilen eleştirilerin, endişelerin kahvehane muhabbetinden bir farkı yok. Her gün milyonlarca insan da bunu yapıyor büyük bir olasılıkla.

Abdullah Gül ve arkadaşları, Siyasi İslamı ve Türkiye'yi demokratikleştirme, Avrupa Birliği hedefine ulaştırma iddiasıyla çıkmışlardı yola, sözlerini tutmadılar. Samimi çıkmadılar. Onlara güvenen, destek olan insanları yarı yolda bıraktılar maalesef.

Türkiye'nin değil de kendilerinin ve yakınlarının bir şey olması belli ki daha ağır bastı son değerlendirmede ve ülkenin en çok ihtiyacı olduğu bir anda suskunluğa girdiler.

Saray, Gül'ü kurucular listesinden keyfi bir biçimde atarak şu mesajı verdi: Bu partinin tek kurucusu vardır, o da Recep Tayyip Erdoğan. Diğerleri onun yanına eklenmiş kenar süslerdir. Erdoğan olmasa, AKP parti olmazdı. Partinin en ağır isimlerinden birine bu muameleyi layık görüyorsam, diğerlerine ne yapmam!

AKP içinden demokratik bir muhalefet çıkmasını bırakın, homurdanmaların bile önünü kesecek bir hamle oldu bu. Zenginleşen AKP'nin içinden ''Yenilikçi'' bir kanat çıkamayacağının da göstergesi. Bu açıdan ülkeyi bilmem ama AKP kesinlikle bir anonim şirket olmuştur diyebilirim. Herkesin gücüne ve çapına göre bir hisse sahibi olduğu ve bunun sonuçlarına katlanmayı kabul ettiği bir şirket.

Muhalefetin içinde bulunduğu içler acısı durumu da gözönünden alırsak, Türkiye'nin değişim ve yenilenme şansının artık mucizeye kaldığını söyleyebiliriz. CHP'nin hali içler acısı, MHP'den söz etmeye gerek bile yok. Kürtler ise şeytanlaştırılmış durumda.

Zırhlı aracın teknik arıza sonucu ateş açarak yolda yürüyen yaşlı bir Kürt kadını öldürmesi sıradan, olağan bir olay gibi karşılanıyor. Bodrumda öldürülen çocuklara kimse dönüp bakmıyor. Suriye'ye gönderilen binlerce köktendinci militan ise hayatın normal akışı içinde kabul ediliyor.

Her geçen gün daha fazla şiddete doğru kayan, demokrasiden uzaklaşan bu ülkede, bu gidişe karşı çıkabilecek bir kişi veya kurum yok. Gerçeklikten kopmuş, korkutarak veya sindirerek yönetmeye alışmış bu zihniyet sonuçta kaçınılmaz olarak duvara toslayacak ama tek başına değil, bütün ülkeyi de peşinden sürükleyerek.

Demokrasi, ona inanan, mücadelelerini veren, gerekirse uğruna bedel ödeyen insanların rejimidir. Burası zengin olmanın demokrat olmaktan daha önemli olduğu bir ülke. ''Cici demokratlık'' yetiyor.

Adınıza sahip çıkmazsanız, ülkeye sahip çıkmanız imkansız hale gelir. Adınıza sahip çıkmanın yolu ise ya onu kimsenin silemeyeceği bir büyüklüğe getirmeniz veya adınızın kavgasını vermeniz gerekir.

Yoksa, doğayı, hukuku, yeminlerini sildikleri gibi sizin adınızı da siliverirler bir gün.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89