• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 11 °C

Gülümseyin, Orhan Pamuk...

Yıldıray Oğur

Aslında bugün yazacak hiçbir şeyim yoktu. Ama dün sabah gazetenin tepesine bakınca kararımı değiştirdim.

Beni yazmaya iten günlerdir gazetenin tepesinde süren yazı dizisinin adındaki “CHP” ve “sosyal demokrasi” kelimelerinin oksimoron beraberliği değildi.

43804

Her hafta bir bahane bulup milliyetçi, Türk-İslam sentezci, diktatör ilan ettikleri Kürt sorununu çözmek üzere olan muhafazakâr partinin liderine “Milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum” dediği için “yenilikçi” lideri, “Sen kim oluyorsun da milliyetçiliği ayakların altına alıyorsun” diye hesap soran CHP’den hâlâ solculuk dilenen kanaat önderlerinin Atlantik Okyanusu’nun ortasındaki bir offshore bankası bonkörlüğündeki bitmez tükenmez kredileri için söyleyeceklerimin bu uzun cümleyle sonuna gelmiş bulunmaktayım.

Sırf içki içiyorlar ve eşlerinin başı açık diye CHP’yi, Kemalistleri kendilerine daha yakın bulanlara, yaşam tarzı ideolojilerini, demokratlığa tercih edenlere gökten inen son kitabın Nutuk olduğuna inanan tiyatro duayenlerinin paralel evreninde bir ömür mutluluklar dilerim.

Dün İmralı’ya kalkan ikinci koster üzerinden Kürt meselesi yazmak da artık hiç içimden gelmiyor. Aylar önce somut işaretler üzerinden gördüğüm çözüm ışığı için epey hakarete uğradığım bu gazetenin sayfaları ve köşeleri hâlihazırda ışıldağa dönmüş durumda zaten. Barışa Karayılan’dan bile temkinli bakmaya devam edenlere ise artık o meşhur demokratlara indirim yapan gözlükçüyü değil, Kandil’in temiz havasını tavsiye edebiliriz ancak.

Beni bugün mürekkebimin epey kurumuşken yazı yazmaya ikan eden dünkü gazetenin tepesindeki duyuruydu:

“Orhan Pamuk yarın Taraf’ta.”

Bu yazıyı sadece Orhan Pamuk’la aynı gazetede yazmış olma fırsatını kaçırmamak için yazdım. Bir gün kızım “babasının bavulunu” (bilgisayarımın masaüstünde bir dosyanın adı da olabilir bu) karıştırırken bu gazeteyi bulup gurur duysun diye.

Orhan Pamuk, Türkiye sınırları içinde doğmuş yerli bir yazarın adının yan yana geçtiği anları İngilizce CV’sine yazabileceği neredeyse tek yazarı. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bir demokrat için onunla aynı karede görünme isteğini tahrik eden şey bu kalem ustalığı karşısında çıkarılan şapkalardan daha fazlası.

Orhan Pamuk, Nişantaşılı bir Beyaz Türk olarak doğduğu bu ülkede politik görüşlerini ağzında doğduğu altın kaşığın belirlemediği nadir demokratlardan biri. Sınıfının, sosyal tabakasının, yaşam tarzının ideolojisini reddetmiş o yüzden de en çok geldiği sınıfın nefretini kazanmış cesur bir demokrat o.

43805

Fotoğraftaki Orhan Pamuk, 1994 yılında derin devletin Özgür Ülke gazetesini bombalamasından sonra İstiklal Caddesi’nde Ahmet Altan, Murathan Mungan, Hale Soygazi, Lale Mansur gibi isimlerle birlikte Özgür Ülke gazetesi satarken görülüyor. Beş metre yürüdükten sonra polis dağılmalarını isteyince gazetecilere dönüp “Bugün herkese sormak istiyorum. Türkiye’de ne kadar demokrasi var. Herkes bunu düşünsün” derken karşı kaldırımdaki devlet rutin dışına çıkmış bugün hesabı sorulan fail-i meçhulleri işlemekte olan bir devletti.

Cezaevlerinde ölüm oruçlarına yatan mahkûmlar için araya girerken, “Bu topraklarda 30 bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürüldü” deyip 301 davalarının, yumurtaların, yumrukların hedefi olurken de cesur bir demokrattı.

Ama onun demokratlığını parlatan alâmetifarikası kendisi gibi pek çok laik Beyaz Türk’ün de gösterdiği bu sol duyarlılıklar değildi.

Orhan Pamuk, kendi sınıfının gizli-açık yaşam tarzının garantisi olarak gördüğü orduya, askerî vesayete karşı net bir pozisyon alarak, hâlâ ancak Pamuk Apartmanı’nın kapıcısının oyunu alabilen AKP’ye karşı hakkaniyetli davranarak, Nişantaşılı komşularının semtlerine emirle gelip oturduklarını düşündükleri başörtülü kadınlara yapılan ayrımcılığa karşı Türkiye’deki demokrasiye “bon pour l’orient” gözüyle bakan Batılıların ezberlerini bozarak ortaya koydu alâmetifarikasını.

Ve bir günlüğüne yaptığı Radikal gazetesine edebiyat camiasının hâlen gönülden bağlı olduğu Cumhuriyet’in “Nâzım Hikmet’in yüzüne tükürün” çağrısı yaptığı kupürünü koymaya cesaret ederek. Son röportajlarından birinde açık açık darbelerin rahatsız etmediği, Kürtlere, başörtülülere tepeden bakan kibirli, egoist kendi sınıfının onu nasıl öfkelendirdiğini anlattı. En son olarak da Türkiye’de ancak Şanghay Beşlisi’nde muadilleri bulunabilecek bazı liberallerin bile gönlünün kaydığı Esed’e karşı muhaliflerin silahlandırılmasını savunan bir bildiriyi imzaladı.

İşte tam da bu Türkiye standartlarının üstündeki demokratlığı yüzünden Orhan Pamuk, Ergenekon’un suikast listelerine, Yasin Hayal’in akıllı olsun çığlıklarına girdi. Ve bu yüzden Nobel alınca Cumhurbaşkanı Sezer onu kutlamadı, merkez medya yas ilan etti, o da Türkiye’den ayrılmak zorunda kaldı.

Ama işte tam da tüm bunlar yüzünden Orhan Pamuk’la aynı karede fotoğraf çektirmek istiyoruz ya bugün. Beyaz Türklerin Orhan Pamuk nefretiyle One Direction fanı düzeyine ulaşan bir istek.

O hâlde, gülümseyin...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89