• BIST 108.052
  • Altın 143,033
  • Dolar 3,5299
  • Euro 4,1310
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 19 °C

Gömleğini çıkarmış, cüppesini çıkaramamışa karşı

Yıldıray Oğur

“Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız”

Milli Görüş gömleğini çıkardık diyerek 12 yıl önce yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan’ın yüzüne karşı söylenmiş bu cümlenin sahibi Saadet Partisi Genel Başkanı olsa herhalde kimse şaşırmazdı.

Medeniyet, adalet vurguları da bu kanıyı desteklerdi. Modası geçmiş bir tariz der geçilirdi.

Ama hayır bu cümle, hukukun siyasallaşmasına karşı çıkan Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın “evrensel hukuk manifestosundan.”

Mahkemenin doğum günü kutlamasına gelmiş, cevap hakkı da olmayan Başbakanlar hakimlerin bu siyasi heveskarlıklarına alışıklar. Da, bu gömlek değiştirmeye, değişmeye dahi laf atan zatın bırakın hukuk adamlığını, demokrat, evrensel olduğunu nereden çıkardınız?

En baştan karşımızda evinde televizyon var ya da yok, İBDA'cı ya da değil, sonradan liberal hukuk okumaları yapmış ya da yapmamış, yani altına hangi gömleği giyerse giysin üstüne ilk başta bir geleneğin, bir kurum kültürünün cüppesini giymiş bir bürokrat var. İster yolunu AİHM kararları aydınlatsın, ister John Stuart Mill kitapları, sonunda karşımızda darbecilerin siyasetçilere, Meclis’e kolaçan olsunlar diye kurduğu bir mahkemenin başkanı var.

Her sabah işe giderken giydiği gömleğinin altında önce o gömleği taşıyor. İstese de istemese de…

Kuruluşu şöyle haberlerle duyurulmuş bir mahkemedir başında oturduğu; “Yüksek Soruşturma” Kurulu ile Yüksek Adalet Divanının görevlerinin nisan sonunda biteceği o zamana kadar Anayasa Mahkemesi’nin kurulacağı ilgililerce ifade edilmektedir” (19 Sralık 1961- Cumhuriyet)

Mahkemenin halefi olduğu Yüksek Adalet Divanı’nın Yassıada Mahkemeleri’nde o idam kararlarını veren divan olduğunu söylemeye gerek var mı? Yassıada’nın adı lanetle anılan Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un Anayasa Mahkemesi’nin ilk üyelerinden biri olarak görevine devam etmesi de o yüzden herhalde şaşırtıcı değil.

Yüksek Adalet Divanı’ndan Necder Darıcıoğlu, İbrahim Hilmi Senil’in Anayasa Mahkemesi başkanı yapılması, yine divanın üyelerinden Abdullah Üner, Servet Tüzün, Fazlı Öztan, Mustafa Karaoğlu’nun Anayasa Mahkemesi üyesi yapılmaları herhalde tesadüf değil.

Mahkemenin internet sayfasındaki tarihçesinde ilk başkan vekilini yemin ederken gösteren fotoğrafta kürsünün arkasındaki yüksek kürsüde gerçek patron kim gibi oturan adamın adı da Cemal Gürsel. Mahkemeye başkanvekili olarak atadığı Tevfik Gerçeker’i bir yıl sonra Diyanet İşleri Başkanı yapacak kadar gerçek patron.

Yani siyasetçi sevmezlik Anayasa Mahkemesi’nin genlerinde var. DNAları Yassıada’daki divandan. Tabii biraz mutasyona uğramış o DNA’lar. Neyse ki artık sadece kürsüden ders veriyorlar, kürsülerde kalemlerini kırıp asmaya kalkmıyorlar. Tabii asamayınca onca yıl boş durmadılar. Parti kapatma, siyasi yasaklı ilan etme, darbecilerin karşısında iki büklüm olma, kararlarıyla başörtülülere, Kürtlere zulmetme gibi epey şanlı bir tarihin altına imza attılar. Gericiliğin kalesi oldular. En son büyük kötülükleri de bu şanlı tarih bitsin diye yapılan 2010 referandumundan önce yargıdaki seçimlerde blok listenin önünü açan iptal kararları.

Haşim Kılıç “varsa üzerine gidilsin tabii” dediği yargıdaki paralel devletin o kararla önünü açmış isimlerden biri. O yüzden dün konuşmaya harika bir reddiye yazan Osman Can sonuna kadar haklı:

“17 Aralık’tan beri, durumun gerektirdiği hızlı ve acil tedbirlerin alınmasını, “haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişiklikler” olarak niteliyor ve baştan itibaren hukuk dışılığa mahkum ediyor. Paralel yapıyla mücadeleyi “haklı neden” olarak görmediğini deklare etmiş oluyor. Dolayısıyla “hukuk içinde mücadele verilsin” ifadesi ise anlamını yitiriyor.”

O yüzden bu Anayasa Mahkemesi’ni demokrasideki check and balance ile açıklayanlar bu şanlı tarihe epey haksızlık etmiş olur.

Peki, Haşim Kılıç’ı demokrat, evrensel hukuk adamı yapan peki ne? AK Parti’yi kapatmaması, başörtüsü yasağına karşı çıkması mı? Hangisi_ Bunlar onu evrensel demokrat hukukçu değil belki sadece hukukçu yapmaya yeter? Toplumun gerisinden gelen bir mahkemenin nefes nefese kalabalığa yetişmiş bir üyesi olmak onu ilerici yapmaya yetmez.

1991’den 2009’a kadar 8 sosyalist partinin, 3 Kürt partisinin, bir de Yeşiller Partisi’nin kapatılmasına evet, Refah, Fazilet ve AK Parti ile, Sezai Karakoç’un Diriliş, Şerafettin Elçi’nin Demokratik Kitle Partisi’nin kapatılmasına hayır demek de insani iyi bir sağcı, milliyetçi hukukçu yapar belki ama demokrat yapmaz.

Karşımızda Türk hukukunun epey üstünde olsa da toplumun gerisinde bir özgürlükçülük, gömleğini sahiden pek çıkarmamış bir sağcılık, en fazla milliyetçilik sosuna bulanmış bir legalist liberalizm, kelimenin Batı’daki manasıyla bir muhafazakarlıktan fazlası yok.

Onun karşısında ise diline doladığı Milli Görüş elbisesinin yerine daha evrensel görüşleri temsil eden gömlekler giymiş, daha bir gün önce 99 yıllık bir ittihatçı, Kemalist devletçi tabuyu daha yıkmış, daha birkaç hafta önce halkın yarısından yeniden onay almış bir siyasetçi var.

Hangisi daha evrensel? Hangisi daha demokrat? Hangisi daha ilerici?

Kimin kime ders vermesi hoşunuza gidiyor bu tabloda bir düşünün. İşte o cevap kadar hikayenin demokrasi, siyaset, hukuk tarafındasınız.

Konuşmayı “manifesto” ilan eden Taha Akyol yargı tarihimizin en çok evrensel atıf yapılan konuşmasının da bu olduğunu söylemiş. Az farkla doğru. Bundan 15 yıl önce Anayasa Mahkemesi’nin bundan 15 yıl önceki 37. Kuruluş yıldönümünde konuşan Başkan Ahmet Necdet Sezer’in konuşmasından biraz daha fazla evrensel hukuk, AİHM, Avrupa atfı vardı Kılıç’ınkinde.

Zaten Taha Akyol o konuşmanın da hakkını zamanında teslim etmişti:

“Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’in konuşmasını her satırında Türkiye’nin ışıklı geleceğine derin bir güven duyarak okudum. Sayın Sezer Jakoben Kulüb’ün diliyle konuşmuyordu. Geniş bir ufka ve zengin bir hukuk kültür birikimine sahip bulunan Sezer uluslararası hukukun önemini vurguluyor. Sezer bu zengin içerikli ve analitik konuşmasıyla Anayasa hukuku tarihimizde yeni bir dönemin kapısını açmıştır.”

Herhalde Kılıç da Sezer’in açtığı o “ışıklı kapılardan” geçti. Sezer’in manifestosunu “Bu sese kulak verin” diye alkışlayan Zaman gazetesi de şöyle demiş: “Anayasa Mahkemesi Başkanı A. Necdet Sezer'in demokrasi deklarasyonuna destek çığ gibi.

Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşma ile dikkatleri çeken Yüksek Mahkeme Başkanı Ahmet Necdet Sezer’e her kesimden tebrik ve destek yağıyor.”

Akşam olunca Çankaya köşkünün internetini kapattıran Sezer’in evrensel değerleri, “Laik olmayan adam olamaz” sözlerindeki hukukçuluğu, darbe günlüklerine yansıyan demokratlığını gördük.

Demek ki demokratlık, hukuk devleti, evrensel değerler bir hitabet performansı meselesi değilmiş.

Bir sınanma, bir duruş meselesiymiş.

Demokratlık bazen davetine icabet ettiğin ev sahibinin ağzını bozması karşısındaki vakur bir duruşta ortaya çıkar.

Yoksa Hitler’in başhukukçusu Carl Scmitt konuşmalarında daha çok hukuk kelimesi geçtiğine emin olabilirsiniz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89