• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Gökkan duvara siyasi akıl Welata karşı!

Hamid Omeri

Nisêbîn Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, herkesin yapması gerekeni tek başına yapıyor. Nisebin ve Qamişlo arasına yapılan duvarın yapılmasını engellemek için inanç ve ısrarla anayurdunun orta yerinde çekilen bir hattın yanı başında sadece durmuyor, duruş sergiliyor. Üstelik açlık grevinde ve örülen duvarın katman değiştirmesinden dolayı sesi ya da duruşunun etkisi ne yazık ki insanlığa ulaşamıyor. Gökkan, sürdürmekte olduğu açlık grevini, ölüm orucuna dönüştürdü ve böyle devam ederse vücudunda onarılamaz tahribatlar olacak. 

Duvara karşı bu duruşu sergilerken Ayşe Gökkan, ne hükümet kanadından ne de muhalefet çevresinden konuya dair yeteri bir açıklama gelmedi. Hatta hiçbir açıklama yapılmadı da denilebilir. İktidar henüz işaret de vermediği için 'özgür ve tarafsız basın' gözünü oraya çevirebilmiş değil. Çünkü o işaret verilmediği sürece birdenbire memleketin en önemli gazetecileri haline gelen isimler de orada bir hakikat bulmaya ya da oradan yeni bir düşman ve lobi aramaya yeltenmeyecek. 

Diğer yandan Kuzey Kürtlerinin en önemli siyasi temsilcilerinin yaptığı açıklamalar ise Kürtlerin yürüttüğü savaşımların neden bozgunlarla neticelendiğini kanıtlar nitelikte. Şimdi isim vermesem alegori mi yapmış olacağım! 

Sayın Ahmet Türk, Agos Gazetesi'ne verdiği bir röportajda aynen şu ifadeleri kullanıyor. “Dört parçada Kürtlerin birleşmesi, Kürtlerin intiharı olur.” 

Kürt siyasetçisinin hafızasında silgi vazifesi gören ne gibi bir alet edevat var? Hafızanın belirleyiciliği intihar mıdır sahiden? Hafızanın netliği bu yönüyle insanın duruşundan daha hakiki olmasın sakın! Çünkü Kürdün kaderinin hafızası dediğimiz Kürt tarihi, ölümle ve yasla doludur. Bu yas ve savaşımdan güç alan siyasetin bugüne ve geleceğe dair söylemi inanılır gibi değil. 

Kürt siyasetçileri her ne kadar farklı bir şekilde anlatmaya ve yönlendirmeye çalışsalar da, onlara inat, çok şükür ki o bahsettiğimiz tarihin ya da geçmişin namusunu korumak için didinen ve düşünen edebiyatçılar var. Ve onlar adeta silinmek istenen bir hafızayı diri tutuyor. Romanlarıyla, hikayeleriyle ve şiirleriyle yazdıkça yazıyorlar. Hiçbirisinin herhangi bir metninde, öyküsünde, kurgusunda, Kürt siyasetçisinin bahsettiği ve kaygılandığı intiharı okumadım. Hiçbirisinin olay kurgusunda böylesi bir örüntüyle karşılaşmadım. Roman kahramanları, kendilerini toplumdan izole ederken ya da toplum ve siyaset aklı, onları dışlarken gariptir aynen Ayşe Gökkan gibi duruş sergiliyorlar. Ve o kahramanlar, Ayşe Gökkan gibi, bir başlarına, yaralarını kucaklarında taşırken, bir intihardan bahsetmiyorlar. Onlar, bir kavmin intiharından değil bir kavmin yarasından bahsediyorlar çünkü. Bu yara da, bir araya gelemeyen, kavuşamayan bir milletin onarılmaz yarasıdır. Edebiyatçı, tıpkı ilham aldığı bu sosyolojik gerçeklikte olduğu gibi, o yaraya, o tükenmişliğe tutunarak, eserleriyle siyasetçinin hayal edemediği, düşünemediği ve düşünemediği için de başaramadığı bir zafer çıkarıyor. 

Bir kavmin, kavim, dil, ülke ve siyaset olarak biteviye mağduriyeti melez bir akla mı dönüşecek? Kürdün yaralı bilincinin kaderi ile olan orantısının tersini- doğrusunu hesaplamak 'intihara' mı götürecek Kürtleri? Kürtlerin yürüttüğü siyasetin ve projelerin hep bir bozguna dönüşmesi bu ve bundan olsa gerek. Anlaşılmamanın bozgunu değil bu, anlamamanın trajedisidir hikaye. Travma, böylesi bir yaradan olunca da, mağduriyet, mağlubiyetle sonuçlanacak hep. Ya dilde ya ülkede ya siyasette. 

Bu yönüyle anlaşılmamak bir sorun olmamalı artık. Okunmamak, takip edilmemek. Demek ki Kürdün alegorisi, Arabın ve Güney Amerikalının alegorisi gibi de değil. Daha farklı, daha karmaşık. Bir kere çok parçalı. Birden fazla yönü var alegorisinin. Birden fazla ismi var. 

Bozguna dönüşen siyasete daha çok örnek verebiliriz. Zira kanatan o kadar çok açıklama yapılıyor ki. Bu yönüyle Ayşe Gökkan duruşu ile sağlam duruyor durmasına da Gökkan'ın mensubu olduğu siyasi akıl, açıklamalarıyla bu duruşa gölge düşürüyor. Bu nedenle de ne yazık ki Kürdün yarası yeteri kadar fark edilmiyor ve Sayın Türk'ün kaygılandığı 'dört parçada Kürtlerin birleşmesi' değil ama, Kürtlerin parçalanılmışlığından kaynaklı bir başınalığı Kürdün intiharına dönüşüyor.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89