• BIST 104.001
  • Altın 145,505
  • Dolar 3,5061
  • Euro 4,1839
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 34 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 16 °C

Gidiş nereye?

Ali Bayramoğlu

Rejim açısından önemli siyasi sonuçları olacak bir andayız.

Ülke fiili başkanlık sistemine ya da fiili partili cumhurbaşkanı sistemine doğru hareket ediyor, böyle bir geçişin eşiğinde bulunuyor.

Yürütme organının cumhurbaşkanının fiili denetimine girmesi bu geçişin önemli bir eşiği. Ancak geçişte asıl kritik noktayı cumhurbaşkanının AK Parti liderlik ve teşkilat yapısındaki fiili yeri oluşturuyor.

Bakın nasıl?

2014'te cumhurbaşkanı ilk kez halk tarafından seçildi. Bu durumun cumhurbaşkanlığının temsil gücünü arttığına şüphe yoktur. Buna uygun olarak siyasi ağırlığının artması da son derece doğaldır. Ayrıca son 14 yılda hakim parti haline gelmiş, oy oranını sürekli arttıran bir siyasi partiyle özdeşleşmiş bir liderin cumhurbaşkanlığı bu ağırlığı daha da arttırmıştır.

Sosyolojik ve siyasi dengeler de bu istikamette seyretmiştir. .

Bu yeni durumun uygulamadaki karşılığı ya da kuralı ne olmalıdır?

“Sorun”, işte bu “soru”dan ileri gelmektedir.

Cumhurbaşkanın halk tarafından seçilmesine rağmen anayasada icracı bir yetkiyle donatılmadığı açık.

Böyle bir durumda cumhurbaşkanının siyasi ağırlığı ile bu kurallar arasında kesişme, anayasanın farklı, geniş, esnek bir yorumuyla, yeni geleneklerin filizlenmesiyle mümkün olur. Nitekim Erdoğan'ın bakanlar kurulunu toplaması, bakan ve başbakanla kurduğu ilişkilerin politik niteliği, ülke siyasetini yönlendiren sistematik çıkışlar yapması, bunlar arasında yer almıştır. Kimilerinin cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kuralıyla gelen “paradigma değişikliği” dediği husus ve sınırları da bunlardan oluşur.

Burada evrimleşmeye müsait meşru bir fiili durum vardır.

Buna karşılık, demokratik bir hukuk düzeni söz konusuysa, anayasal rejimin esasına ters düşecek, onun siyasi dengelerini bozacak ve güç temerküzüne yol açacak konularda “farklı, geniş, esnek” yorumlar getirilemez. Bunlar “anayasa ihlal sınırları”na işaret eder. Örneğin cumhurbaşkanın siyasi partiler karşısında tarafsız olması bunlardan birisidir. Paradigma değişikliğinin burada karşılığı yoktur, halk tarafından seçilmiş olmak bu ilkenin keyfi olarak değiştirilmesine imkan vermez.

Burada fiili durum dediğimiz gelişme, diğerinden farklı olarak keyfileşmeye işaret eder.

Peki, cumhurbaşkanın bir siyasi partinin başkanı gibi hareket etmesi, o siyasi partinin lideri, teşkilatı, iç iktidar yapısını şekillendirmesi hangi fiili durum grubuna girmektedir?

Hiç şüphe yok ki ikinci gruba girer.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli ve belirleyici, çok iş yapmış ve yapacak bir lider olabilir. AK Parti üzerinde belli ağırlığa sahip olması doğal kabul edilebilir. Yeni dönemde yeni başbakan ile cumhurbaşkanının çok daha uyumlu çalışacağı da varsayılabilir.

Bu esaslar bir yana, iş, öze, usule gelince, değişmektedir.

Siyasal ve kurumsal denge değişimi ve güç temerküzü söz konusu zaman, yaşanan gelişmeler “sosyoloji ve siyaset merkezli” bakışla ele alınamaz ve özellikle doğrulanamaz. Zira bu tür durumlarda hakemler, kurumlar, kurallar, bunların konulma, kaldırılma ve değiştirilme usulleri, varoluşsal siyasi bir önem kazanır. Bunlar demokrasinin sosyolojik ayağı karşında kurumsal ayağını oluşturur.

AK Parti çevreleri kurumsal olarak bu sakıncaları başkanlık sisteminin gidereceğini söylüyor.

Ancak bu, “hangi başkanlık modeli” sorusuna bağlıdır.

ABD'deki gibi sert kuvvetler ayrılığına dayanan, yasama ile yürütmenin siyasi bağlarını koparan bir sistem bu sorunları kısmen giderebilir.

Ancak kuvvetlerin iç içe girdiği, başkanlık şemsiyesi altında güç yoğunlaşmasının yaşandığı bir model tam tersi sonuçlar üretir. Başkan hem yürütmeyi hem yasamayı, yasamanın seçeceği yüksek yargıyı etkisi altında tutuyorsa, bu model otoriterleşmeye kapı açar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti teşkilatı üzerindeki dolaylı tasarruflarını düşünelim...

Cumhurbaşkanının, muhtemel başkanın, hem iktidar partisinin teşkilatına, hem yürütmeye “patron” olmasının, bizim seçim sosyolojimizdeki tercümesi, yasama çoğunluğu ile yürütme organının tek liderlik altında birleşmesidir. Dahası önemlisi devlet ve iktidar partisi arasında bir özdeşlik halinin doğmasıdır.

Son gelişmelerin işaret ettiği fiili durum buysa, ki onu andırıyor, bu yanlış ve tehlikeli bir yoldur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89