• BIST 83.048
  • Altın 147,273
  • Dolar 3,7683
  • Euro 4,0468
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -6 °C
  • Ankara -11 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

Gezi ve Çarşı, darbeye karşı (mı?)

Oya Baydar

Bir demokratlık testinden söz ediyorum; aynı zamanda siyasal etikle ve demokratik tutarlılıkla ilgili bir sınav. Soru, Mısır’daki askerî darbeye karşı tavır. Cevap şıkları: a- karşıyım, b- destekliyorum, c- cevaplamak istemiyorum. Bu üç şıktan birini işaretlemekte özgürsünüz tabii ama (a) şıkından başkasını işaretlemişseniz özgürlükçü ve demokrat olduğunuzu iddia edemezsiniz. Çünkü darbeperverlikle demokratlık birbirini eski tabirle naks eder, yani götürür. Demokrat darbeci, darbeci demokrat olunmaz. 

Şimdi herkesin kendine uygulamasında yarar olan bir başka test sorusu: Mısır’daki askerî darbeye karşı olmak demokratlık için yeterli midir? Cevap şıkları: a- evet, yeterlidir, b-hayır, yetersizdir, c- zorunludur ama yeterli değildir. Doğru cevap: (c) şıkkı. (Bu soruyu cevaplarken “Kahrolsun Sisi, karolsun demokrasi” sloganı atan demokrasi düşmanlarını; demokrasiyi, varılacak istasyona gelindiğinde inilecek vagon sanan sözde darbe karşıtlarını, Mısır’daki darbeye sessiz kalan Batı’yı eleştirirken bunu Batı demokrasisi sorgulamasına dönüştüren iktidar mensuplarını hatırlamak yardımcı olabilir.) 

Böyle bir demokratlık testi, şu toz duman günlerde sapla samanı ayırmak için gerekli gibi geliyor bana. Erdoğan’ın ve AKP çevrelerinin kurdukları ve benimsetmeye çalıştıkları “Gezi =Mısır’daki darbe” denkleminin yanlışlığını ve abukluğunu göstermek için de iyi bir anahtar olabilir. 

Özellikle gençlere kısa hatırlatmalar 

Demokratik yollarla iktidara gelmiş meşru yönetimleri askerî darbelerle devirmek bizim ülkemizde olağan sayılır; hatta kimilerince devrimcilik. ilericilik diye görülür Dine, cemaate ve devlete biat kültüründen, kulluk geleneğinden, Cumhuriyet’ten bu yana da ordu (ve bürokratik oligarşi) vesayetinden gelen bizcileyin yapılarda demokrasinin yerleşip pekişmesi geç ve güç oluyor. Sadece son 50 yılda üç buçuk darbe ve bir bölümü halen yargılanmakta olan pek çok darbe teşebbüsü yaşadık. Bu süreç boyunca sağ ve/veya sol kendi karşıtlarını (hasımlarını, düşmanlarını) yıpratacak, iktidardan düşürecek, yok edecek darbeleri destekledi, en azından sessiz kaldı.

27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti’yi iktidardan düşüren darbe, CHP ve bir kısım subaylar tarafından, DP ile özdeşleştirilen “karşı devrim”i önlemek için hazırlanmış, Cumhuriyet elitleri ve sol kesimlerce hararetle desteklenmişti. 12 Mart 1971 müdahalesi, ABD destekli sağın bir yandan yükselen işçi hareketine ve sola, öte yandan da “asker-sivil zinde güçler”ce hazırlanmakta olan sol darbeye (9 Mart) karşı atağıydı; bütün sağ güçlerce alkışlanmıştı. Bu arada 12 Mart muhtırasını bekledikleri sol darbe sanan kimi solcular, sosyalistler de boş bulunup müdahaleyi alkışlamışlardı. (Bunların bir bölümü kısa zamanda kendilerini sıkıyönetimin zindanlarında, işkencehanelerinde buldular.) 

CİA destekli 12 Eylül faşist darbesi sosyalist sol, örgütlü işçiler, emek örgütleri ve Kürt hareketi başta, ülkenin üzerinden silindir gibi geçerken sağdan ateşli alkışlar geliyordu. O günlerde Fethullah Gülen Hoca bile devleti korudukları, milleti sakındıkları için darbeci paşalara şükranlarını sunmakla meşguldü. Sonra “post modern darbe “ de denilen 28 Şubat müdahalesi geldi. Hedefi iktidara yürüyen İslamî kesimin önünü kesmekti. Ve tabii laik kesimden ve solun büyük bölümünden destek aldı. 

Destekçileri, alkışçıları, kadroları ve mağdurları farklı olsa da bütün bu darbeler aynı sonuçları doğuruyordu: Ölüm, idam, işkence, zindan, zulüm, ülkenin sosyal dokusunun tahribi, kitlelerin ezilmesi, sindirilmesi... Kısaca; darbenin geldiği ve vurduğu yöne göre mağdurlarla zalimler yer değiştiriyor; “Benim darbem iyi, senin darben kötü” zihniyeti sürüp gidiyordu. 

Nereden, kimden gelirse gelsin, gerekçesi, ama’sı ne olursa olsun, kime yönelirse yönelsin darbelerin kötü olduğu, karşı çıkmak gerektiği anlayışına varmak hiç kolay olmadı. Hatta, hâlâ açıkça veya sinsice darbe peşinde olan; darbeleri, darbecileri savunan, iktidarı demokratik yollarla elde edemeyeceklerini bildiklerinden darbeci askerlerden medet uman ve bunu vatanseverlik olarak pazarlayanlar var. Mısır’da gerçekleştirilen darbenin bir numaralı gündem maddesi olduğu bugünlerde, Müslüman Kardeşler’e (İhvan’a) karşı darbenin desteklenmesini ve parti politikası haline getirilmesini öneren CHP milletvekillerinden tutun da, binlerce can kaybına yol açan kanlı katliamların sorumlusu Mısır ordusu için “Mısır ordusu halkla buluştu” diyebilen İşçi Partisi ileri gelenlerine, Gezi’yi darbe kışkırtıcılığı arenası sanan Mustafa Kemal askerlerine kadar, “benim darbecim iyidir” zihniyetini sürdüren darbeseverler hâlâ sahneden inmiyor. 

Bu kesimler, Gezi’yi kriminalize etme, kitlelerden soyutlama, antidemokratik ve darbeci gösterme peşindeki iktidarın ekmeğine yağ sürüyorlar; bir anlamda, Başbakan ve iktidar çevreleriyle buluşuyor, aynı değirmene su taşıyorlar.

Gezi ruhunun darbeyle imtihanı 

Gezi artık bir park, bir yer, bir mekân değil; protestoyu, direnişi, yeni bir muhalefet tarzını ve ruhunu içeren bir kavrama dönüştü. Gezi’yi herkes, fil tarifi misâli kendi tuttuğu, kendi durduğu yerden tarif ediyor, kendi siyaseti doğrultusunda kullanıyor. Gezi olaylarını hükümete, Erdoğan’a, AKP’ye karşı dış ve iç mihrakların uzun zamandır hazırlanan komplosu olarak gören/ gösteren zihniyet, Mısır’daki darbe sonrasında mal bulmuş Mağribiye döndü. Son olarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Mısır’la Gezi arasında paralellik kurarak Gezi’yi darbe teşebbüsü olarak niteledi. 

Zamanıdır, hatta geç kalınmıştır; bunca spekülasyonun, tartışmanın, saptırmanın, hataları görmezden gelen aşırı güzellemelerin veya haksız yergilerin nesnesi olan Gezi, kendini Mısır darbesiyle sınamalı, yazının başındaki testi kendine uygulamalı ve ses vermelidir. Pek çok bileşeni olan, merkezi örgütlenmeden yoksun, herkesin kendi derdini, talebini, kendi “hayır”ını dillendirdiği, her kesimin olaya hakim olmaya çalışıp neyse ki kimsenin bunu yapamadığı bir ortamda bunun hiç de kolay olmadığını biliyorum. Ancak gezi ruhu özgürlükçü, demokrat, sivil, barışçı ve yaratıcı bir muhalefet ruhu ise iddia edildiği (ettiğimiz) gibi, devlet şiddetinin en yoğun biçimi olan Mısır’daki kanlı darbeye, kime karşı olursa olsun ve kimden gelirse gelsin ama’sız fakat’sız karşı çıkmakla yükümlüdür. Bütün Gezi bileşenleri ve Gezi’nin simgelerinden Çarşı için de geçerlidir bu. 

Buyrukçuluğa, emir komutaya, başkan babaların hot zotuna, birilerinin topluma kendilerince ayar verme isteğine, özgürlüklerin sınırlandırılmasına, yurttaş katılımının göz ardı edilmesine ve de mağduru olduğu devlet şiddetine karşı olmakla tanımlanan Gezi, kendine ihanet etmemek için, benimsediği bütün değerlerin zıddı, devlet şiddetinin feriştahı olan darbecilikle, darbeseverlerle ayrım çizgisini kalınca çizmek durumundadır. 

Mısır’daki darbeye ve bütün darbelere karşı çıkmayı; bir zamanlar derin çetelerin oyuncusu, şimdi de iktidarın yardakçısı uyuzlamış Vadi kurtlarına bırakmamak, faşizan şarlatanların demokrasi şampiyonluğuna soyunmalarını engellemek, “Kahrolsun Sisi, kahrolsun demokrasi” diye bağıranlara geçit vermemek, iktidarın komplo teorilerinin paranoyak kofluğunu sergilemek ve bir umut olabilmek için “Gezi darbeye karşı, Çarşı darbeye karşı” sloganının her yanda yankılanmasının tam zamanıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89