• BIST 84.208
  • Altın 147,192
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Gerçekler ve zorlanma

Ahmet Altan

Bir partinin iki tür destekçisi vardır.

Birincisi, fikirsel bir ortaklıktan dolayı destekleyenler, fikirleri arasında farklılıklar belirdiğinde onlar o partiyle yollarını ayırırlar.

Bir de gönülden destekçileri, o partiyle bir gönül bağı kuranlar.

Onlar kolay kolay kopamazlar partilerinden, fikirleri arasında farklılıklar çıksa, destekledikleri partileri hata yapsa bile bu gerçekleri epeyce bir süre görmezlikten gelmeye uğraşırlar, mazeretler bulurlar, gerçeği yok sayarlar.

AKP’ye gönül veren çok insan var.

Onların son zamanlardaki gelişmeler karşısında zorlanmalarını anlıyorum.

Gerçekler, onların görmek istediği tablodaki gibi değil artık.

Anlıyorum ama gerçekleri saklamanın, gerçekleri inkâr etmenin, gerçeklerin üstünü kapamaya çalışmanın da kimseye bir yararı yok.

Medyada yazan AKP’li dostlarımız da dâhil birçok insanın bu yeni gerçekler karşısındaki tavrının “objektif” olup olmadığını anlamalarının çok kolay bir yolu var.

AKP’nin yaptığı herhangi bir eylemi askerî vesayet zamanında generaller yapmış olsaydı, ne derlerdi bir düşünsünler bence.

BDP Eşbaşkanı Demirtaş, askerî vesayet zamanında çıkıp “dört yüz kilometrekarelik bölge PKK’nın denetiminde” deseydi, neler söyler, neler yazarlardı?

Böyle bir test, kendi tavırlarının haklılığını ya da haksızlığını onlara daha net gösterir.

Dürüstlük, tuttuğunuz partiye zarar veriyorsa, gerçekleri söylemek tuttuğunuz partinin aleyhineyse, dürüstlükten vazgeçmek yerine dürüstlüğün neden o partiye zararı dokunduğunu sorgulamak hem tuttuğunuz parti için, hem de ülke için daha faydalı olur sanıyorum.

Otuz yıllık savaş süresince ben ilk kez PKK’nın böyle geniş bir alanı denetimine aldığını duyuyorum.

Demirtaş, “söylediklerime itirazı olan bir bakan varsa gelsin birlikte oraya gidelim” diyor.

Zaten şu âna kadar kimse de Demirtaş’ın söylediklerini yalanlamadı.

Peki, PKK o bölgeyi nasıl kontrolü altına aldı?

Bugüne kadar hiç olmamış bir iş nasıl oldu?

Ordu nasıl karakollarına hapsedildi?

O bölgeyi PKK’ya nasıl terk etti?

PKK o bölgeyi 700 kişiyle nasıl kontrol ediyor?

Bunlar sorulması gereken sorular.

Bir devletin kendi sınırları içinde bir bölgenin denetimini kaybetmesi çok sık rastlanır bir durum değildir.

Hükümet, oralarda ne yaşandığını hiçbir şekilde açıklamaya yanaşmıyor.

“Generallerini” ne kendi sorguluyor, ne başkasına sorgulatıyor.

Generallerin bütün hatalarının üstünü kapatmaya uğraşıyor.

Uludere’nin sorumlularını bulmuyor.

Suriye’de düşürülen uçağı oraya kimin gönderdiğini açıklamıyor.

Demokratik bir toplumda bunlar olmaz.

AKP, Kürt meselesini “demokratikleşme” içinde çözmek için çok ciddi adımlar attı, PKK bu demokratikleşmeye yardımcı olmadığı gibi önünü kesmek için de uğraştı.

Bunu başardı da.

AKP, demokratikleşmekten uzaklaştı ama bunun sonucu iktidarın umduğu gibi çıkmadı, PKK ilk kez denetimini ele geçirdiği bir toprak kazandı.

Hükümet bu konuda konuşmuyor.

Gazeteler bu konuyu sorgulamıyor.

Ama bu sessizlik gerçeği değiştirmiyor, Demirtaş, “varsa söylediklerime yalan diyecek birisi, çıksın ortaya” diyor.

Aslında sadece Kürt meselesinde değil neredeyse bütün siyasi meselelerde bir kilitlenmenin içine girdi Türkiye.

Kendini yenileyemiyor.

Çözüm üretemiyor, aksine yeni sorunlar yaratıyor.

AKP’ye gönül veren insanlar bir yandan gerçeklerden rahatsız oluyorlar ama bir yandan da son bir araştırmaya göre bu gerçeklerin farkındalar.

Andy-Ar şirketinin son araştırmasına göre AKP ve CHP birlikte oy kaybediyor.

Oy kaybetmeleri o kadar da önemli değil, seçimlere daha çok var, bu oranlar daha epeyce iner çıkar.

Asıl önemli olan, on yıldan bu yana ilk kez “yüzde altmış” gibi çok kalabalık bir kesimin “Türkiye’nin yeni bir partiye ve yeni bir lidere ihtiyacı olduğunu” söylemesi.

Bunu söyleyen insanların büyük bir kısmı yeniden AKP’ye oy verecek ama “AKP’ye vermeyelim de kime verelim” diye “mecburiyetten” verecek.

Bu “mecburiyet” duygusu AKP için siyasi bir gerilemenin işaretidir.

Türkiye’nin yüzde altmışı bugünkü partilerin sorunları çözeceğine inanmıyor artık, bu, aynı zamanda büyük bir ümitsizlik demek.

Toplumun kendini sıkışmış hissetmesi demek.

AKP ilk kez “eskimiş” partiler arasına giriyor, CHP ise demokratikleşmekle Ergenekonculaşmak arasında kolan vurarak güven yaratamıyor.

Bu arada AKP’nin “milliyetçi” nutuklarının “milliyetçi” MHP’ye yaradığı anlaşılıyor, AKP “milliyetçileşerek” MHP’yi bitireceğim derken MHP yükseliyor.

Peki, “yeni” bir parti çıkar mı?

İlk ihtimal, toplumun taleplerini fark eden AKP ile CHP’nin kendilerini “radikal biçimde” yenileyerek, “yeni parti” olmaya adaylıklarını koymalarıdır.

Bunu yapamazlarsa, yüzde altmışın talebi sonunda kendi partisini yaratır.

Toplum hiç kimseye, hiçbir partiye mahkûm değildir.

Onun için, toplumlar kalır, iktidarlar gider.

İktidarın kalıp toplumun gittiği hiç görülmemiştir.

  • Yorumlar 16
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89