• BIST 89.282
  • Altın 145,513
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 15 °C

Gençlere hatırlatmalar...

Fehim Işık

O kadar yaşlı olduğumu sanmıyorum. Buna rağmen aradaki nesil olarak, yani ‘68’lerden alıp ‘90’lara devreden siyaset erbabının bir ferdi olarak paylaşabileceğim deneyimlerim var.

Önce şu marjın altını çizeyim. İlk Fırat Anlı’dan duymuştum. Ama sonraki bir görüşmemizde, Sezgin Tanrıkulu “Patenti bana ait” dedi.

Fırat Anlı’dan bir müddet önce Radikal’de yazmış, Tanrıkulu. Söyleşisinden önce de Anlı’ya bizzat kendisi aktarmış. Hatırlarsınız, Fırat Anlı cezaevinden çıktığında verdiği bir söyleşide, “Devletin anlaşabileceği son nesil biziz” demişti. O kadar yaşlı değil ama o da kendini 78 kuşağına dahil etmişti o söyleşide. Devletin, son nesil diye adlandırdığı ‘90 gençliği ile uzlaşmasının kolay olmayacağına dikkat çekmişti.

Bu tartışıldı, hâlâ tartışılıyor.

Haksız değil.

‘90 ve sonrası gençliği, yani ‘90’lardan sonra siyasetle tanışan nesil savaşsız, çatışmasız tek gün görmedi. En kitlesel dönemin, en curcunalı günlerinde, en sıcak mücadeleyi yaşadı. Giderek bu nesil, siyaseten ayrışsa bile hep uçlarda olmayı yeğledi. Diğer bir deyimle, en sağdan en sola ‘90 gençliği, hep radikal takıldı, uzlaşıyı reddetti, ortalarda durmayı kendine yedirmedi.

Bu radikalizm, zaman zaman kendinden önceki nesile de yöneldi. Kendisi gibi düşünmeyene emeği ve konumu ne olursa olsun verip veriştirdi, bazen de aşağıladı, hakaret etti. Uzlaşının en öne çıktığı dönemde bile bu nesil kimsenin gözünün yaşına bakmadı, diline geleni karşıdakinin yüzüne vurdu.

Hesap kitabı da olmadı, bu neslin; yeri geldi, gözü kapalı ölüme de yürüdü...

Hiç kuşku yok, her şeyin bittiğinin sanıldığı anda 1990’ların başında Kürt hareketini yeniden kitleselleştirerek günümüze taşıyan da bu gençliğin bizzat kendisidir.

Ancak bu gençliğin geçmişi değerlendirirken hâlâ bazı nüveleri görmediği, farkına varmadığı inancındayım.

Bunda, her neslin içinde bulunan çürük elmaların katkısının olduğunu da unutmamak lazım...

***

Acıdır ama kabul edelim; 1938’lerde devlet Kürt ulusal mücadelesini bitirdi, Kürt halkını teslim aldı.

Bu teslimiyet ancak 1960’larda, örgütlü mücadele ile cılız da olsa buluşmaya başladı.

Bu buluşma neredeyse 1970’lerin sonlarına kadar kitleden uzak, küçük kadro yapılanmalarının ötesine geçemedi.

1938 yenilgisinden sonraki gençlik, Kürdistan kırsalında Güney Kürt hareketinden, metropollerde de dünyadaki devrimci dalgadan etkilendi. Kürt hareketi bu yıllarda ulusal ve sol temelli olmak üzere iki eksen üzerinden gelişti. Bu gelişmeye rağmen o yıllarda olmayan şeyler de vardı; örneğin Kürdistan kavramı yoktu, Kürt sözcüğü yerine de şarklı kavramı esas alınırdı. Ancak 1960’ların sonuna doğru Kürt aydın ve siyasetçileri şarklı yerine Kürt kavramını kullanmaya başladı. Kürdistan kavramının kullanılması için ise Kürt ulusal hareketinin sol tandans üzerinden bağımsız bir şekilde örgütlendiği 1970’lerin ortalarını beklemek gerekecekti.

***

12 Eylül bir buldozer gibi Kürt halkının da üzerinden geçti. Kürt halkının direniş kalesi olarak bir tek Diyarbakır Cezaevi kalmıştı. 1984’te başlayan silahlı mücadele ise ancak 1990’da, kentlerde gençlikle buluştuktan sonra etkisini göstermeye başladı.

Kabul etmek gerekir ki Kürt halkı üzerindeki baskı arttıkça Kürt halkının direnişi sadece cezaevleri ve dağlarla sınırlı kalmadı, gelişti ve beraberinde halkın üzerindeki ölü toprağını atması da kolaylaştı. Nihayetinde, kendinden önceki nesillerden etkilenen ama onlardan daha korkusuz, daha gözü kara bir gençliğin mücadeleyi devraldığı dönem başladı.

Hangi eksende siyaset yürüttüğü fark etmez; ‘90 gençliğinin önemli çoğunluğu, şimdilerde devraldığı mücadelede, kendinden öncekileri net çizgiler ile ayırma gibi bir eksikliğin içinde. “Ya bendensin ya hain” bakışı, bu dönem gençliğinin önemli bir kesiminin en bilinen tutumu.

Bunlara Tarık Ziya Ekinci’nin anılarını okumayı salık veririm. Ekinci, Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunu fakülte kantininde arkadaşlarına çay ikram ederek kutlar ama çayı niçin ikram ettiğini söyleyecek cesarete de sahip değil.

Ekinciler, Anterler bu mücadeleyi ‘78 kuşağına, onlar da ‘90 kuşağına devretti.

Eğer mücadele devam edecek ise Tarık Ziya Ekinci’nin çayının da, ‘90 gençliğinin korkusuzca ölüme yürümesinin de kıymetini bilmek zorundayız.

Ötesi mi?

Yok, kimse canını sıkmasın, bu mücadele iki koltuğa bir makama heba edilmeyecek kadar değerlidir...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89