• BIST 81.712
  • Altın 147,331
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

Geliyor

Ahmet Altan

Devlet çarkının yalama olduğu, kuralların, kanunların rahatça çiğnendiği, hukukun devlet içinde geçerliliğinin bulunmadığı bir sistemde yaşadık biz.

Bu kuralsızlık, kontrolsüzlük, disiplinsizlik, hukuksuzluk normal bulunmaya başlandı.

Başka türlü bir yönetimin olabileceğinin hayali bile neredeyse bu toplumda kayboldu.

Bunun birinci dereceden müsebbibi, hak etmedikleri bir iktidarı ne pahasına olursa olsun ellerinde tutmak isteyen generallerdi.

Yapmadıkları kötülük kalmadı bu ülkeye.

Kendilerini iktidarın merkezine koyabilmek için bütün dişlileri dağıttılar, devletin çarkını bozdular, kırılan, çatlayan yerlerden devlete suçun envai çeşidi sızdı.

Bugün, geçmişle hesaplaşmaya, devletin dişlilerini, hukukun gücünü tamir etmeye çalışıyoruz.

Burada karşılaşacağımız en büyük ve en ciddi sorun, aynı “kuralsızlığı” generalleri kenara iterek devam ettirme eğilimidir.

Vatandaşına hizmet eden, vatandaşına hesap veren bir devlet kuracaksak, hiç kimsenin “meşru” çizgilerinin dışına çıkmasına izin vermeyen sistem oluşturmak zorundayız.

Devlette görev yapan herkesin “yetkisinin” ve sorumluluğunun keskin ve kalın çizgilerle belirlenmesi gerekir.

Eskiden yaşananların bugün tekrar edilmesini önlemek için, geçmiş alışkanlıklarımızın içimize yer eden gölgeleriyle “zaten hep böyle yapılır” rahatlığını bir kenara bırakmak hepimiz için bir zorunluluk bence.

Hükümet, “her şeye karar veren” değil, her şeyin “ahenkle” çalışmasını sağlayan bir yapıdır.

Diyelim ki “özelleştirme” işlerini gerçekleştirecek heyetin üyelerini ve başkanını seçmek yasayla hükümete verilmiş olsun, hükümet bu yetkisini kullanır ama sonra özelleştirilecek bir kurumunun hangi şirkete satılacağına da kurallara aldırmadan hükümet karar vermek isterse, işte bu “yetki aşımına” girer.

Geçmişte biz bunları yaşadık.

Artık yaşamamalıyız.

O dönemlerin nasıl korkunç facialara yol açtığını hatırlıyoruz.

Bu yozlaşma, gevşeme, dağılma binlerce cana mal oldu.

Devlet görevlileri insanlar öldürdüler bu denetimsizlik yüzünden.

Başbakanlar, öldürülecek insanlar listeleriyle dolaştılar.

Şimdi, o “öldürenler” birer birer yakalanarak yargıya gönderiliyor.

Susurluk döneminin Özel Harekâtçı polislerinin bir kısmı tutuklandı.

Bizim manşette okuyacaksınız Ayhan Çarkın’ın ifadelerini.


“İnfazlara tanıklık”
ettiğini söylüyor.

Bütün bu infazlardan Mehmet Ağar’ın ve İbrahim Şahin’in haberdar olduğunu açıklıyor.

Hatta, bu “cinayetlere” Milli Güvenlik Kurulu’nun karar verdiği söyleniyor.

O döneme ait “sırlar” ilmik ilmik çözülecek, devletin içindeki bir cinayet şebekesi ortaya çıkarılacak.

Her ifadeyle, her ifşaatla, her itirafla “tetiği çekenlerin” arkasındakilerin yüzleri de birer birer aydınlanıyor.

Öldürülen Uğur Mumcu’nun eşine, cinayeti neden çözemeyeceklerini “Bir tuğla çekersem bütün duvar çöker” diye anlatan Mehmet Ağar’ın “tuğlaları” da “duvarı” da çok yakından tanıdığı anlaşılıyor.

Onun ayakta tutmak istediği o “suç duvarı” yıkılacak.

O duvarın ardına saklanarak insanları öldürtenleri umuyorum ki yargı ortaya çıkaracak.

Bu devleti, bu toplumu mahvedenleri, acılar içinde yaşatanları, devleti bir “çeteye” dönüştürenleri bu ülke sigaya çekecek.

Yaşananların bir daha yaşanmaması için bütün karanlıkları aydınlatmak bir zorunluluk.

Susurluk’u aydınlatmaya doğru ilerliyor yargı, daha sonra Susurluk’la Ergenekon arasındaki bağlar bulunacak, o bağları kimlerin oluşturduğunu, oluşturanların devletin hangi katlarında, hiçbir zaman yakalanmayacaklarına olan güvenleriyle nasıl oturduklarını öğreneceğiz.

Büyük bir arınma döneminden geçiyoruz.

Devletin içindeki çetecileri temizliyoruz.

Geçmişteki karanlığı temizlerken, bunun tekrarını önleyecek bir sistemi de yerleşik hale getirmeliyiz.

Eski hastalıklarımızın virüslerini “yeni” düzene taşımamalıyız.

Bizi kurtarmaya, geçmişi temizlemek yetmez, geçmişin tekrarını önleyecek tedbirler de gerekir.

Bir daha devlet içindeki hiç kimsenin “kendi çizgilerinin” dışına çıkamayacağını güvence altına almazsak, bu bünye eski hastalığını tekrarlar.

Yavaş yavaş başlayan o hastalığın da daha sonra nasıl korkunç bir salgına dönüştüğünü de bugün okuduğumuz ifadeler tüylerimizi ürperterek gösteriyor bize.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89