• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 13 °C

Gelin bu Pazar bir bina yetiştirelim...

Mehmet Altan

2050 yılına gelindiğinde, yaklaşık üçte ikimiz, yüzlerce kilometre genişliğe yayılacak ve sıkışık düzende 10 milyondan fazla insana barınak sağlayacak mega şehirlerde yaşıyor olacakmışız...

Mimarlar yakınıp duruyor:

“...Hızlanan kentsel büyümenin sonucu olan bu devasa şehirler, modern kentsel alanların zaten zorlanmakta olan altyapılarını yabani otlar gibi sarmış durumda.

Üstelik bugünkü mimari yapıların inşa ediliş biçimleri, içinde yaşayanların devamlı değişen talepleri doğrultusunda süregelen değişikliklere uyum sağlamalarına olanak vermiyor.

Sonuç olarak mega şehirler, gecekondu mahalleleri, suç, kirlenme, trafik sıkışıklığı, evsizlik, atık ve kaynak yönetimi sorunları dolayısıyla, milyonlarca insanın hayatına daha şimdiden ciddi bir tehdit oluşturuyor.”

***

Mimar ve şehir planlamacılarının bu büyük toplumsal soruna buldukları çareyi; geçenlerde THY ile uçarken, SkyLife Dergisi’ndeki, Londra Greenwich Üniversitesi, Mimari ve İnşaat Fakültesi, Mimari ve Sentetik Biyoloji Bölümü öğretim üyesi ve Sanal ve Teknolojik İleri Mimari Araştırmaları grubunun eş direktörü Rachel Armstrong’un yazısından öğrendim.

Yazının spotunda, ‘geleceğin binaları endüstriyel teknolojilerin bir araya getirdiği farklı öğelerden inşa edilmek yerine, yetiştirilecek’ başlığı vardı.

***

Bina nasıl yetiştirilir?

Bina, ‘sentetik biyoloji denilen ve yaşayan sistemlerin ‘akılcı’ mühendisliği olarak tanımlanan, yeni bir bilim dalına ait bir dizi canlı benzeri malzemeler’ sayesinde yetiştirilebiliyormuş...

Sentetik biyolojinin yöntemleri sayesinde doğayı çevremize daha önce mümkün olmayan bir şekilde entegre edebiliyor ve endüstriyel makinelerden farklı işlevler yerine getirmesini sağlayabiliyor muşuz...

Canlı malzemeler, makinelerin tersine çok geniş ‘yakıt’ seçeneklerine sahip ve mimari olarak kullanılabilir çok çeşitli ‘atık’ ürünler üretiyorlarmış...

***

Ne gibi ürünler ve kim üretiyor, çok merak ettim...

Bu ürünlere ‘protoseller’ deniyormuş...

Protoseller, canlı benzeri niteliklere sahip, biyolojik olmayan, ancak canlılara özgü özellikler gösteren unsurlarmış...

Çünkü protoseller, kimyager Martin Hanczyc tarafından tasarlanan ve enerji olarak su ile yağın girdiği kimyasal tepkimeyi kullanan, kimyasal olarak programlanabilir unsurlarmış...

Bu programlama tekniği protosellere aktif bir ‘metabolizma’ kazandırdığından, farklı malzemeler üretmeleri öğretilebiliyormuş... Bunlar, ancak ‘canlı’ olarak açıklanabilecek şekilde hareket etme, çevrelerini algılayıp değiştirebilme ve hatta birbirleriyle iletişim kurabilme yeteneğine sahiplermiş...

Yaşayan teknolojinin bir türü olan bu ‘metabolizmalı malzemeler’, sel durumlarında şişerek binayı koruyan kaplamalar ya da kendi kendini yenileyen malzemeler gibi yepyeni bir kentsel malzemeler portföyü oluşturabilirmiş...

***

Okuduklarım beni şaşırttı ve çok sevindirdi...

Artık, hayatımıza, karmaşık durumlar karşısında dayanıklı, doğaları gereği sağlam ve esnek, çevresel değişimlere sürekli olarak cevap verebilen canlı malzemeler giriyor...

Protoseller’in mimari tasarım uygulamalarıyla bütünleştirilmesi, bina dokularının aktif, duyarlı ve uyumlu olduğu şehirlerin geliştirilmesine olumlu katkıda bulunacak...

Kısacası artık ‘bina yapmayacağız’, binaları ‘yetiştireceğiz’...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89