• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 13 °C

Geç kalma

Ersin Tek

‘‘Saki döndür kadehi, herkese sun, bana da ver, Çünkü aşk önce kolay göründü ama sonunda çok müşkül çıktı.’’ (Hafız-î Şirazî)

Riyakârız hepimiz.

Biraz da arsız.

Kabullenmelisin.

Bir ol(ma)mamız için gerekli.

Nar-ı intizarın sebebinden içre ‘kötünün’ de bir sebebi var; insanın kendini iste(me)yerek karanlığa atmasının, yan(ma)mak için kendi ateşini tutuşturmasının…

Kim bilir, ’yalanı(nı) bu dünyadan koparmanın’ bir yolu belki.

Anlamalısın işte.

Yine de bu kadarı fazla değil mi, bu yolu fark etmenin daha az sancılı daha az yakıcı bir yolu yok mu?

Yok!

Bir imtihan/savaş bu.

Öyle bir savaş ki, hak/ikat/lı bir nedeni var; bir(inin) Hüseyn’in başını koparırken, bir(inin) öfkeyi boğazlamanın müjdesi...

Gözyaşların da bu savaşın bir parçası.

Farkında değilsin.

Savaşını insanlara öfkelenmekle bir tutuyorsun.

Küçümsüyorsun.

Küçülüyorsun.

Bu kadarla kalmıyor; yangını yangın yapacak olanın yalnızca ‘o’ olduğunu düşünüyorsun.

Evet.

Çok seviyorsun…

Zaaflarınla, karanlıklarınla, uzağınla, yakınınla, her şeyinle bağlanıyorsun.

Bu yüzden.

Yanılıyorsun.

Acıyor, acıtıyorsun.

Yine de kendini/onu bitiremiyorsun.

Afallıyorsun.

İlk defa birinin içinde öylesine eşsiz bir ışık görüyor, şaşırıyorsun; anlayamadığın kadar derinlikte karanlık bir ışık...

O ışığı ve karanlığın o ışığı kavrayışını görüyor, daha şevkle koşuyorsun.

Aldanıyorsun.

Zihnindeki kusurlu eller daha çok acıyı taşıyor kalbine, cehennemine can...

Ona yanıyor, ona benziyorsun.

Yine, yeni, yeniden, diyorsun.

Ama.

Olmadı, olmuyor, olmayacak.

Yangının sönecek; o ateş olmadan yanmanın da bir anlamı yok...

Bu kadarını düşün.

Kalbin almayacak daha ötesini.

Üzülmen, sinirlenmen, kırılman, yetmeyecek, geri getirmeyecek.

İnsansın.

Göğsün yaşama karşı daha ne kadar siper durabilir ki; aşka, riyaya, zulme, ona, kendine...

Aynı çizgide yürünemez artık, zordur.

Noktadan da küçük kusurun karşılığı; içindeki ışık sevdasının böylesine yok sayılışı...

Bu şekilde anlamsızlaşıyorsun.

Bilmelisin.

Bir terazin yok ortada ışığı kefesine koyabileceğin.

Yazılmış günler(in) akıyor sadece, durduramıyorsun.

Yakınını kendinle uzağa taşıyorsun; taşırken tükettiğin sen…

Beslediğin bencilliğini dinle, birazcık cesaret: o, karanlıklarda kalmayı kendisi dilemiş, özgürlüğün yerine zalimliği tercih etmiş, riyayı kendine renk edinmiş…

Bırak.

Bu konuşmaların uzun bir süre yangınında hüküm sürsün.

Anlamaya çalış, hiçbir şey olmadığını...

Varlığın büyüsün.

Ki, yürek devriminin ilk kıvılcımı bu.

Unut her şeyi; ışığını, karanlığını, yangınını, özünü, varlığını, adayışını, kusursuzluğunu, sevgini…

Daha fazla yanamam dediğin her anda yine kendini ateşlerin ortasında buluşun; o’na biraz olsun yaklaşmanın, yüreğini o’na kaptırmanın hafifliği...

Sorgulama!

Yüreği(ni) dünyadan kopar(ma)manın eşiğine bak, yürü.

Zamanın kollarına bırak, başka bir şey bu, hisset, hiçliğin keskin kokusu, çözemeyeceksin…

İzle bir süre, sabırla bekle, acıların eşitlensin diye biraz daha acıları al kendi payına.

Güçlü ol.

Gör.

Ne riyayı kapayacak bir aşk var, ne de bu savaşın bir galibi…

Yenilgi sadece.

Yendiğin/yenildiğin kalbine/zaafına teşekkür et.

Geç kalma.

Kalk hadi, sarsıl, kendine gel, ağla.

Onu/aşkı vareden kadehin kendisine çevir yönünü geç kalmış kelimelerle; müşkül durumdayız hepimiz…

  • Yorumlar 10
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89