• BIST 83.067
  • Altın 146,894
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 1 °C

Gazete kâğıdı ve zoraki ambulans

Ümit Kıvanç

İnternette birkaç belgesel seyrettim. Sri Lankalı bir yönetmenin 8-10 dakikalık filmleri. Biri, ne pahasına olursa olsun çıkarılan bir Tamil gazetesini, öteki, akaryakıt dâhil pek çok hayatî maddenin askerî abluka yüzünden sokulamadığı Tamil bölgesinde insanların araba motorlarını nasıl modifiye ederek icabında hayvansal yağlarla çalışır hale getirdiklerini konu alıyordu. Gazete matbaası kar maskeli adamlarca basılmış, içeride insanlar öldürülmüş, ambargo yüzünden mürekkep kalmamış, kâğıt bitmiş, ama inatçı yayıncı, gazetenin yaşamasını sağlamıştı. Bulabildiği her cins kâğıda gazete basmıştı. Gazete bir gün taba rengi ambalaj kâğıdına basılmış, sekiz sayfa çıkıyordu, bir başka gün, milimetrik kâğıtlara basılmış, mavi zeminli, dört sayfalık bir gazete ulaşıyordu okurların eline. Gazete hayatîydi, çünkü çatışmalarda ölenlerin isimlerini yayımlıyordu. Öteki filmde, ortalıkta dolaşabilen tek arabanın sahibi, kontrol noktalarında durdurulup vurularak yol kenarına atılmayı, “kaybedilmeyi” göze alarak nasıl ambulans hizmeti verdiğini anlatıyordu. “Gece vakti ararlar, ‘karım doğum yapacak’ derler, ben de kadını alır, hastaneye yetiştirmeye çalışırdım” diyordu. Kendi eşi, onu çağırdıklarında haber versin vermesin mi, tereddüt geçirirmiş, çünkü gitti mi dönememesi ihtimali çok güçlüymüş. Adam da dermiş ki: “Burası benim topraklarım. Öleceksem de, iki can kurtarmak için ölmüş olacağım.”

Bir insan topluluğunu kimliği yüzünden farklı muameleye tâbi tutar, ezer, horlar, yaşadığı bölgenin zenginliklerini sömürür ya da orayı kasıtlı olarak geri ve birçok imkândan yoksun bırakırsanız, hakkını aramaya kalktığında hapse atar, işkence yapar, asar keser öldürürseniz, o topluluk isyan eder. Onlar isyan edince onları ezenlerin devleti harekete geçer, yaygın zulümle isyanı bastırmaya çalışır. Böylece yeni isyanlara hayat verecek yeni kuşaklar yetişmesinin temellerini atar. Eğer bu arada devletin dayandığı çoğunluktan zulme karşı ses çıkmazsa, zulüm görenin gözünde çoğunluk zalim devletle özdeşleşir. Ayrıca çoğunluk, kendisinin zaten üstün olduğuna, sözkonusu azınlığın kendi boyunduruğunda yaşamasının “doğal” olduğuna inanıyorsa, zorbalar kendini daha serbest hisseder, zulmün boyutları artar. Gide gide, “Sri Lanka Çözümü” denen noktaya varılır: Ordu, sivildi, gerillaydı dinlemeden bir halkı katletmeye girişir, yeterli gördüğü noktada durur. Ya da başka bir ülkede benzer bir sorun karşısında birileri çıkıp, “Sri Lanka Çözümü”nü öneri olarak ortaya sürerler.

Sıra sıra dizilen gerilla cesetlerinin, kemerlere asılan kesik kulakların, sokak ortasında öldürülen insanların cansız bedenlerinin isyanı bastırmaya yetmeyişi, zorbaları ve onlarla aynı haletiruhiyeyi paylaşan çoğunluğu çileden çıkarır. Bu yüzden, “Sri Lanka” lafını düşüncesizce telaffuz edenin ağzını payını vermek güçleşir.

Hâlbuki “Sri Lanka” lafı edildiğinde akla gelmesi gereken, sadece o alçakça “Çözüm” değildir. O gazetenin basıldığı acayip kâğıtlardır. Acayip yağlarla çalıştırılan araba motorlarıdır. O gazete matbaası basılıp tarandığında ölen arkadaşlarının cesetlerini taşımak zorunda kalan ustalar, çıraklardır. Öldürülenlerin yakınlarıdır. Kadınları doğuma yetiştiren adamın evlatlarıdır. Kocasının dönmesini pencerede, kara habere hazır, bekleyen kadından sonraki kuşaklara geçecek direnç ve öfkedir.

Bu insanlara Tamil Kaplanları’nın ne saçma eylemler yaptığını, ne korkunç cinayetler işlediğini, barışı nasıl baltaladığını anlatmanız o kadar kolay değildir. Bunları anlatabilmeniz için, onlara yaşatılan acıları hissettiğinize dair samimi jestler yapmanız gerekir. Ve sanırım bunlar arasında, sokaklara dökülüp Tamillerin işyerlerini yakıp yıkmak, linç organizasyonları, mevsimlik Tamil işçilerini zar zor kazanabildikleri üç kuruştan etmek, Tamil kökenlilere iş ve ev vermemek yoktur.

Bunca yıl, onca acıdan sonra gele gele yine orayı burayı bombalayınca bir halt olacağını sanma hıyarlığına ulaştık.

***

NOT: Artık benim de önüm açılsın diye, Murat Belge’nin fenalıklarından bahsedecektim, ama yer kalmadı, şununla yetineyim: Murat Belge öyle fena bir adamdır ki, yani o kadar olur. Evine giren çıkan belli değildir, vergi borcu vardır, arabası çalıntıdır, tavşanları öldürüp kulaklarından kravat yapar, kaplumbağalara Çin malı mum diker, evinin duvarına kocaman Marx resmi asmıştır, içip içip ona ateş eder, halk girmesin diye evinin kapısına şifreli kilit taktırmıştır, yani pek fenadır işte.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89