• BIST 89.772
  • Altın 145,650
  • Dolar 3,6177
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 7 °C

Gayrimüslimlere hoşgörü Müslüman'a beddua

Abdülkadir Selvi

27 Mayıs ve Adnan Menderes'le ilgili çalışmalarımda ve Cumhuriyet Arşivi'nden çıkan belgeleri üzerinde yaptığı çalışmada Bediüzzaman Said Nursi'nin mektupları dikkatimi çekmişti.

Menderes'e yazılmıştı ve bir kısmı 27 Mayıs darbesi sırasında Adnan Menderes, İçişleri Bakanı Namık Gedik ve Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes'in makamlarında yapılan aramalarda ele geçirilmişti.

27 Mayıs'tan sonra oluşturulan, 'ihbar' mekanizması kapsamında, Said Nursi'nin Demokrat Parti yöneticilerine yazdığı, 'vatan ve millet namına' diye başlayan mektupları suç delili olarak 27 Mayıs'ın 1 no'lu tasnif komisyonu tarafından toplanmıştı.

Orada dikkatimi çeken bir ifade tarzı vardı. Daha sonra Bediüzzaman Hazretleri'nin Risale-i Nur Külliyatı isimli eserlerine baktığımda da aynı şeyi gördüm.

Said Nursi, mükerrer mektuplarında Menderes'e, 'İslam Kahramanı' olarak hitap ediyordu. Ezan-ı Muhammedi'nin Arapça aslına uygun olarak okunmasını sağladığı ve Kur'an-ı Kerim'in öğrenilmesi, Müslümanların ibadetlerini korkusuz bir şekilde yerine getirilmesine zemin hazırladığı için, Menderes'e dua ettiğini söylüyordu.

Bediüzzaman, 'İslam'a ve Kur'an'a hizmetleri' nedeniyle Menderes'e dua ederken, Demokrat Parti döneminde kendisi ne durumdaydı? İktidar nimetleri önüne serilmiş, talepleri talimat olarak kabul edilmiş, kadroları devletin kademelerine yerleşmiş, bir eli yağda bir eli balda mıydı diye baktım.

Demokrat Parti döneminde Türkiye, din ve vicdan özgürlüğü alanında ne kadar ilerlediyse, demokrasinin sağladığı hürriyet havasından kim ne kadar istifade ettiyse, Bediüzzaman Said Nursi de o kadar istifade etmiş.

Hatta o kadar bile değil.

Yine Cumhuriyet Arşivi'ndeki belgelere göre fişlemede yine birinci derecede tehlikeli olan kodla, '1-a' koduyla fişlenmiş, mahkemeleri ve sürgün hayatı devam etmiş. Isparta ve Barla'da mecburi ikameti sürmüş ama CHP dönemindeki kadar katı değil, kısmen rahatlatılmış. Isparta'dan Barla'ya, Barla'dan Emirdağı'na gidişi dahi izinle ve polisin takibatı altında olmuş.

Ama Bediüzzaman kendisinin Ankara'ya girişine yasak getirdiği halde şahsı için değil, Ezan-ı Muhammedi hürmetine Menderes'e hep, 'İslam Kahramanı' gözüyle bakmış, öyle hitap etmiş.

Bunları niçin hatırlattım.

Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı'ndaki Türkiye'de dindarların sıkıntı olarak gördükleri her şeyin kaldırılmasına, kamuda ve Meclis'te başörtüsü serbestisine, okullarda Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimiz'in Hayatı'nın ders olarak okutulmasına, ordudan atılanların haklarının iadesine, darbecilerden, Ergenekonculardan hesap sorulmasına, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin beraat etmesini sağlayan 2006 tarihli yasal düzenlemelere ve hocefendiye, 'Türkiye'ye dön' çağrısına rağmen, duanın yerini beddua aldı.

Hem de ne beddua...

İsrail'in Mescid-i Aksa'yı işgalinde, Amerika'nın Irak'ı işgalinde, Ebu Gureyb'de Müslüman kadınların ırzına geçilirken yapılmayan beddualar bugün Recep Tayyip Erdoğan için yapılır oldu.

Kur'an'da Kabe'yi yıkmaya giden Ebu Leheb'e yapılan bedduanın gönüllere Kabeler inşa etmeye çalışan kadrolara karşı kullanılması üzücü bir durum olsa gerek.

Kenan Evren'den, Vatikan'daki Papa'ya kadar diyalog ve hoşgörü örneklerini sergileyen Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, bu ümmete hizmetten başka gayesi olmayan Başbakan Erdoğan'a yönelik olarak, 'firavun, diktatör, harami' şeklindeki nitelendirmelerde bulunması nasıl bir aklın ürünüdür anlamak mümkün değil.

Harami ha!

Bir dönem Risale-i Nur hizmetinin içinde bulunduğu için Hocaefendi de bilir ki, Bediüzzaman, hayatında hiçbir zaman Müslümanlara beddua etmemiştir. Çünkü ölçüsünü Peygamberimiz'den almıştır. Taif'te kendisini taşlayanlara dahi beddua etmemiştir Peygamberimiz. Cebrail'in gelmesine rağmen.

Bediüzzaman, Eskişehir Hapishanesi'nde kışın ortasında kendisini camı kırık tek kişilik bir hücreye atıp, idamla yargılanması için iddianame hazırlayan ve Eskişehir savcısına hiddet edip beddua etmek istemiştir. Ama bahçede oynayan çocuğun, savcının kızı olduğunu öğrenmesi üzerine, o masum yavrunun zarar görmesinden ürktüğü için beddua etmekten kaçınmıştır.

Ayrıca tek parti dönemi CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran'a yazdığı mektupta, gördüğü zulümlerden dolayı içinden beddua etmek geldiğini ama Hilmi isimli bir Nur talebesini hatırlayıp bundan vazgeçtiğini anlatıyor.

Mustafa Kemal'a ve İnönü'ye meydan okuyan, Sultan Abdulhamid'e kafa tutan, devirlerin önünde eğilmeyen Bediüzzaman, kendisine zulmedenlere dahi beddua etmemiş, ıslahı için dua etmiştir.

Sizin, 'Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın' dediğinizde o evler yandığında içindeki masumların hesabını kim verecek?

Gayri Müslimlere hoşgörü, Müslümana beddua...

Yakışmadı hocam...

Belki de yakıştı...

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89