• BIST 107.693
  • Altın 143,178
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1382
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 20 °C

Fikir özgürlüğüne sınır olmaz

Nabi Yağcı

Bazı konularda otuz sene öncesine dönmek can sıkıcı. Bir yandan değişimden söz edelim, öbür yandan değişimin motor gücünü görmeyelim, olur şey değil. Başbakan “KCK operasyonları devam edecek” dedi ve bu operasyonları eleştirenlere KCK’nın ne olduğunu bilip bilmediğimizi sordu. Herkes kulaktan dolma bir şeyler biliyor fakat acaba bilmemizin ve bildiklerimizi tartışabilmemizin koşulları var mı? Yani fikir özgürlüğü var mı?

KCK’yı bırakalım, esas mesele daha geniş planda Kürt sorununu tartışabilmemizin, korkusuzca, özgürce tartışabilmemizin koşullarına sahip miyiz?

İki yazıdır üstünde durduğum Kürt sorununun çözümü için model oluşturmak fikri üstüne birçok soru geldi, açmam isteniyor. Ama önce soralım, acaba bugün yeni koşullarda Kürt sorununun çözümünde her tür çözüm formülü yasal bir kovuşturmaya uğramadan tartışılabilir mi?

Sanmıyorum. Örneğin bugün yasal kovuşturmaya uğrama kaygısı duymadan ne federasyon, ne eyalet sistemi ne özerklik tartışmaları yapılabilir. Bırakalım yazıp çizmeyi etrafımda gördüğüm tedirginliği söyleyeyim: Telefon konuşmalarında Kürt sözcüğü geçmemesine özen gösteren insanlar var, konuşurken birbirlerini uyarıyorlar, bilgisayar üzerinden dinleme takibine uğramamak için.

Acaba iktidar, iktidara yakın yazarlar bu tedirginliğin farkında mı?

Sanmıyorum. Çünkü ne yazık ki, eski ama eskimemiş olduğu görülen en eski sopaya sarılıyorlar. “Sınırsız fikir özgürlüğü olmaz” bayat lakırdısına.

Siyasi hayatımız bu düşüncenin demokrasi ile bağdaşmaz olduğunu anlatmakla geçti. Yeniden başa dönmek insanda derin bir bıkkınlık, bezginlik duygusu uyandırıyor. Hele internet devrimi içinde olduğumuz bu yeni çağda. Gerekçeler de aynı bayat gerekçeler. Özgürlük sınırsızsa bir başkasını öldürme özgürlüğü de özgürlük olarak görülebilir mi? Şiddeti övmek de fikir özgürlüğü içine girer mi?

Bu mantık sosyal psikolojide “yanlış sağduyu” denen, “akarsu pislik tutmaz” deyişindeki gibi sıradan mantığın ürünüdür. Sağduyu her zaman yanlış değildir, eğer tarihsel bir bakışın birikimini yansıtmaktaysa, “alma muzlumun âhını, çıkar aheste aheste” deyişindeki gibi.

Tarihsici değil ama tarihsel bakış açısı bugünü gelişme içinde görmemize yardım eder. Özgürlük kavramı sınırlar icat olduğu için keşfedildi. Özgürlük mücadeleleri sınırlar çekildiği için sınırlara karşı yükseldi. Tersi değil. Sınırlar hâlâ önümüzdeyken şimdi kalkıp bir de özgürlüklere sınır aramak, sınır çekmeye çalışmak, bu mantığı meşru saymak serbestî ile özgürlüğü birbirine karıştıran tarih dışı bir mantığın ürünü olabilir.

Elbette hiç kimse başkasını öldürme serbestîsine sahip değildir ama bunun özgürlükle bir alakası yoktur. Kanunda ölüm cezasının olmasını “özgürlüğe konulmuş haklı bir sınır” olarak mı göreceğiz? Bir insanı kanunla öldürmenin bile insan haklarına aykırı olduğunu bugünün gelişen insan hakları bilincimiz söylüyor, yoksa kanunlarda ölüm cezası varken idam haklıydı bugün kanunlardan çıkarıldığı için artık haksız anlamına gelmez bu; dün de haksızdı bugün de, ama bu insani gerçeği şimdi kavramış oluyoruz. İnsanın yaşam hakkı önüne konulmuş engeli ancak şimdi kaldırabiliyoruz. Tarihsel bakış böyle bir şey.

Azınlık hakları, topluluk hak ve özgürlüklerine de böyle bakmak gerek. Osmanlı idari yönetimi içinde Kürdistan özerk bölgesi vardı, bugün mevcut yasalar ya da yasaların bugünkü uygulanışı bu sözcüğü bölücülük sayıyor diye bu sınırlamayı haklı ve meşru mu sayacağız? Fikir özgürlüğünün sınırsız olmayacağını varsaysak bile bu sınırı kanunlar mı belirleyecek? Kanunlar belirlemeyecekse tartışmaların kanunlarca engellendiği koşullarda demokratik bir fikir ortamından nasıl söz edebileceğiz? TMK’da 301’de makyaj yapmakla sorun çözülmüş olacak mı?

Az gebelik olmaz

Fikir özgürlüğü ya vardır ya da yok, az kuru az pilav gibi ortası olmaz. PKK ye karşı askerî operasyonun fikir özgülüğüne sınır çekerek götürülmesi kabul edilemez, bu makine bir kez çalışmaya başladı mı nerede duracağı belli olmaz. Hele yasal olarak kurulmuş, parlamentoya 36 milletvekiliyle girmiş bir partinin, BDP’nin parti okulunu potansiyel suç mahalli olarak göstermenin ve bunu güya şiddete karşı olma argümanıyla açıklamanın inandırıcı hiçbir yanı yok.

Bu can sıkıcı eskinin tekrarıyla karşı karşıyayken Halil Berktay’ın, Taraf’ın altını çizerek verdiği yazısı sıkıntımı daha da arttırdı. “Biz de BDP okulunda ders vereceğiz” diyerek son tutuklamalara tepki gösteren aydınların bildirisine Halil’in karşı çıkışını haklı bulmadığım gibi gerekçeleri de hiç ikna edici değildi.

Steril devrimciliğin haklı eleştirisi insanı öbür uca, steril demokratlığa savurmamalı diye düşünüyorum
.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89