• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

FETÖ ile mücadele yöntemlerini PKK’ya uygulamak

Şükrü Küçükşahin

AKP Hükümeti, Fehtullah Gülen Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelede uyguladığı yöntemleri, PKK/HDP çizgisine karşı da uygulamaya başladı. İlk adımı 11 bin öğretmenin açığa alınmasıyla başlayan süreç, halkın seçtiği belediyelere büyük çoğunluğu kaymakam veya vali yardımcısı olan kayyumların atanması ile devam etti. Öyle görünüyor ki süreç iş adamlarının ve şirketlerin mal varlıklarına el konmasına kadar gidecek. Peki, FETÖ ile mücadele yöntemleri söz konusu PKK/HDP ise aynı sonuçları verecek mi, yoksa Türkiye’nin her yanını sarmış olan yüksek gerilimi daha da mı artıracak?

Türkiye 20 yıldır hukukun zorlandığı, rafa kaldırıldığı geniş uygulamalara tanık oluyor. İrtica ile mücadele gerekçesiyle 1996’da başlatılan ve Refah-Yol koalisyonunun yıkılmasıyla sonuçlanan “28 Şubat kararları”yla dört-beş yıllık süreçte şirketlere, kişilere, kurumlara karşı hukuksuz işlemler yapıldı. AKP döneminde 2009’da “askeri vesayeti bitirme” diye başlatılıp dört yıl sonra adı ‘Orduya Kumpas Davaları’na çevrilen Silivri duruşmalarında ise çuval çuval sahte deliller, belgeler üretildiği, aynı kişinin hem sanık hem tanık hem de gizli tanık yapıldığı bir süreç yaşandı. Ki bugün o uygulamaların mimarı olan yüzlerce hâkim ve savcı cezaevinde bulunuyor.

İtiraf etmeli ki, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlatılan soruşturmalarda hukuki kaygı tüm dönemlerin de ötesine geçti. Olağanüstü hal kararları ile mal varlıklarına el konan yüzlerce iş adamı tutuklandı, 60 bini aşkın kamu görevlisi işlerinden atıldı, on binlerce kişi cezaevine kondu. Tablo öyle vahim bir hal aldı ki sonuçta, FETÖ ile mücadelede en önde giden isim olan Cumhurbaşkanı Erdoğan önce “At izi it izine karıştı” uyarısı yaptı, sonra da valilere, “Görevden almalar için birbirinizle yarışmayın, adil olun” diye seslendi. Aynı günlerde Başbakan Binali Yıldırım da benzer çağrılar yaptı, kimsenin mağdur edilmemesini istedi.

İşte bu aynı yöntemlerin PKK’ya karşı da uygulanması durumunda onarılması zor yaraların açılacağı ifade ediliyor. Çünkü ne tabanları, ne yöntemleri, ne de işleyişleri benzer olan iki örgütten söz ediyoruz. PKK ile mücadelede “kopuş” yaratmayacak yöntemlerin öne çıkarılması son derece önemli görülüyor.

Bu konuda çok tecrübeli eski bir diplomat Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı: “Bölücü bir terör örgütü ile mücadele ediliyorsa, onun yandaşları ve destekçilerini meşru çizgi içine çekmek son derece önemli. O nedenle örneğin HDP’yi sürekli olarak iteklemek, köşeye sıkıştırmak doğru yöntem değil. HDP’nin ne olduğu, PKK ile bağı biliniyor. Buna rağmen devlet elinden geldiğince yüzde 10’dan fazla oy alan bu partiyi her fırsatta meşru çizgiye doğru zorlamalı. Bu şans, 7 Haziran seçimlerinde önemli ölçüde yakalanmıştı ama hem devlet hem de PKK bunu istemedi. PKK’nın güçlü bir HDP istememesi üzerinde herkesin düşünmesi gerekirdi. Bugün de yapılan tüm eylem ve işlemler bu çizgide sürmeli. O nedenle, örneğin öğretmenlerin görevden alınmasını aklıselim bir hareket olarak görmüyorum, ileride büyük riskleri yaşamak anlamına gelebilir.”

Sadece diplomatların bakışı böyle değil. Konu daha ilk günden itibaren tepki topladı. Konu ilk olarak Başbakan Binali Yıldırım’ın, 2 Eylül’de PKK’nın amaçlarına hizmet ettikleri gerekçesiyle 14 bin öğretmenin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan başka yerlere tayin edileceğini açıklaması ile gündeme oturdu. Yıldırım iki gün sonra meseleyi şu sözlerle daha da ileri taşıdı: “FETÖ'cülerin başına ne geldiyse onların başına da o gelecek. Sadece öğretmenlerle sınırlı değil. Terör devletin, yerel yönetimin içinde de var. Terörle haşır neşir olmuş bütün kamu görevlilerinin üzerine gidecek ve tek tek ayıklayacağız.”

Ana muhalefet CHP ve HDP’den hemen uyarı ve itirazlar yükseldi. CHP’den iki genel başkan yardımcı açıklama yaparak hükümete, “Öğretmenlerin geleceğini çalmayın” diye seslendiler. HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken de konuyu TBMM’ye taşıdı, bunun açacağı derin yaralara dikkat çekti. Bu uyarılara rağmen 8 Eylül’de 11 bin 285 öğretmen açığa alındı.

Görevden uzaklaştırılan öğretmenlerin tamamının üyesi olduğu Eğitim Sen Başkanı Kamuran Karaca Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yöneticileriyle konuyla ilgili yaptığı görüşmeden bir saat sonra Al-Monitor’a konuştu. Öğretmenlerin 10 Ekim 2015’te 105 kişinin katledildiği Ankara garı saldırısını protesto amacıyla 29 Aralık’ta gittikleri grev yüzünden görevden alındıklarını, terörle bağlantının böyle kurulduğunu öğrendiklerini söyleyen Karaca “Oysa aradan dokuz ay geçmiş bu öğretmenlerle ilgili tek bir valilik veya yargı soruşturması yok, biz de bunu söyledik” dedi.

Bir yerde liste hazırlanıp uygulamaya konduğunu ve bunda hükümete yakın bir sendikanın da etkili olduğunu savunan Karaca şöyle devam etti: “Biz, demokrat, bilimsel, laik eğitimi amaçlayan bir sendikayız. Öğretmen hendek kazmış, silahlı çatışmada görülmüşse gereken yapılmalı; ama mesele bu değil. ‘Şimdi OHAL var, hukuk askıya alınmış, her muhalifi temizleyelim’ deniyor. Bunun ağır bedeli olacak, kamplaşmalar yaratacak, ciddi olumsuzluk görülecek.”

Sosyal demokrat çizgideki Eğitim İş Sendikası Başkanı Veli Demir de benzer kaygıları taşıyor. Al-Monitor’un sorularını yanıtlayan Demir, “Sorun bilimsel, laik temelli eğitimden uzaklaşılması. Bakın kapatılan binden fazla FETÖ okulu var. Başbakan, bu okulların 15 Temmuz öncesindeki alanlarında eğitimi sürdüreceğini açıkladı; ama o okulları İmam Hatip Lisesi yapıyorlar” bilgisini verdikten sonra şu uyarıyı yaptı: “Karı koca açığa alınmış, 50 yaşından sonra emeklilikler sonlandırılmış. Tüm kaçış noktaları kapatılmış. Bu, amacın öldürme, yok etme olduğunu gösterir. İçinde çok sayıda masum insan da var. Bugün MEB Bakan Yardımcısı ile konuştum. ‘Biz Atatürkçü çizgideyiz; ama insanlar endişeli, herkeste içeri alınma korkusu var. 29 Aralık’ta biz de iş bıraktık. PKK ile ilişkisi varsa yetkili kurullar ortaya çıkarır, başka yollar yanlış’ dedim. Bu uygulamadan iyi bir şey çıkmaz kırgınlık, tükenmişlik, düşmanlık, kargaşa dışında.”

Hükümetin bu uygulaması çok ciddi başka riskler de barındırıyor. Bunun ipuçları Baluken’in atıf yaptığımız açıklamasında da var. Baluken o soru önergesinde 14 bin kişi arasında Kürtçe şarkı dinledikleri için açığa alınanlar olduğunu da ileri sürerek Başbakan Yıldırım’a şu soruyu yöneltti: “Bölgede 14 bin öğretmenin tasfiyesi aynı zamanda bölgede yerli öğretmen bırakılmaması anlamına gelmemekte midir? Kürt öğretmenlerin tasfiyesi ile yeni bir asimilasyon süreci başlatılması mı amaçlanmaktadır?”

Kararın bölgeye gönderilecek yeni öğretmenler için nasıl bir tehlike barındırdığı da ayrı bir sorun. PKK’nın olası bir “eğitim boykotu” kararının sonuçları da dikkatle izlenmek zorunda.

PKK/HDP ile bu şekildeki mücadelenin bir yüzü daha var. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş PKK’yı kendilerinin terör örgütü olarak görmediğini söylerken, 50 milletvekili PKK’nın başı Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin bitirilmesi için açlık grevine başladı. Grevin ardından Öcalan’a Kurban Bayramı için açık görüş izni verilmiş olsa da yarın bir gün Demirtaş’ın sözleri ve bu açlık grevi tutuklama nedeni sayılırsa ortaya çıkacak sonuçlar zararsız atlatılabilecek mi? (Al Monitor)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89