Doksanlı yıllar bu Ülkenin Kürtlerin yoğun yaşadığı Bölgesinde karanlık, çirkin, acımasız ve kirli bir dönemine karşılık gelmektedir. Kanlı ve kirli bir hesaplaşmanın, tasfiyenin, insanları böcek misali görüp öldürmenin normal görüldüğü bir döneme işaret eder doksanlı yıllar. İnsanlıktan soyunmuş, kokuşmuş balçık olan özelliği Allah’ın ruhuna galebe çalmış insan görünümlü müsveddelerin kendilerince kutsal saydıkları davalar, idealler uğruna; devleti/halkı kurtarmak zehabıyla yüzlerce-binlerce cinayetin işlendiği bir dönemin adıdır doksanlı yıllar.
Doksanlı yılların faili meçhul cinayetlerinin bir kısmı, gözaltına alınma gerekçesiyle alınıp götürülen insanların cenazelerinin dahi bulunamadığı şekilde gerçekleşirken, bir kısmı cadde-sokak-çarşı-pazar ortasında katledilen insanlar şeklinde gerçekleşiyordu. Pervasız, acımasız, kirli, hasmane, güç gösterisi, sapıklık histerisi cinayetler. Adaletin hakkın hukukun kaba-kanlı örtüler ardına bırakıldığı günyüzüne çıkmasına izin verilmediği bir zaman kesitinde işlenen cinayetler.
Failler mi? Kimdi ki failler? Fail mi vardı!? Bulunamadığına, yakalanamadığına göre failden söz edilebilir miydi? Failler vardı ve fakat yoktu. Bir varmış bir yokmuş misali hani. Failler biliniyordu ve fakat bilinmiyordu… işlenen cürümlerin ortakları o kadar çoktu ki, bu çoklukta kime yönelinecekti ki? Devleti kurtarma adına, gücü muhafaza ve pekiştirme adına, kendine alan açma adına, din adına, vatan adına, Kürt adına, Türk adına işlenen cinayetler, özü itibariyle ne devlet, ne Kürt, ne Türk ne de Din adınaydı aslında. Her işlenen cinayet elde var olan gücü pekiştirme, sürdürme, rantı devşirme adınaydı demek bir haksızlık değildir elbet.
Diyarbakır’da Üç sene önce Cemal Temizöz adıyla anılan bir faili meçhul cinayetler davası başlamış bulunmaktadır. Bu dava kapsamında gelen ihbarlar üzerine bazı yerlerde kazılar yapıldı. Bu kazılardan insan Kemikler çıktı toprağın altından. Bazı kazılar Jandarma karargahlarında veya karargah arazilerinin hemen bitişiğinde yapılmıştı.
En son Diyarbakır İçkale’de restorasyon çalışmaları esnasında tesadüfen insan kemiklerine rastlandı. Savcılık olaya el koyması üzerine savcılık nezaretinde titiz kazılar yapılmaya devam edilmekte ve şu ana kadar çıkarılan kafatası kemiği sayısı 26’yi bulmuş durumdadır. İçkale doksanlı yıllarda Jandarma karargahı ve JİTEM merkezi olan bir bölgeydi ve insanlar semtine uğramaktan dahi çekinirlerdi. Aynı günlerde Silopi de yapılan kazılarda üç insan cesedinin kemiklerine ulaşıldı elbise parçalarıyla birlikte.
Yani sanki toprak artık altında olanları insanların gözüne sokmak için dışarıya fışkırtmakta/püskürtmekte…. Toprak sanki bir dönemde yaşanan zulümleri insanlara acısıyla birlikte hakkın adaletin tesisi için hatırlatmaktadır.
Ortaya çıkan manzarada siyasetin tavrı ve medyanın tavrı da enteresan bir görüntü çizmektedir. MHP beklendiği gibi kazılara dahi karşı çıkmakta, CHP işi savsaklama çizgisinde gel-gitler yaşamakta. BDP suskundur adeta. MHP ve CHP yi anlamak mümkün ancak doksanlı yıllarda yaşanan acıların muhatabı Kürt halkını temsil noktasında olan BDP’nin bu konuda canlı ve kararlı bir tutum/duruş sergilememesini anlamak güçtür gerçekten.
Diyarbakır’da süren faili meçhul cinayetler davasının bir hakikatleri araştırma/gerçekler ile yüzleşme platformu olması gerektiği inancındayım. Hukukun/adaletin tecelli edeceği bir platform. Bir yüzleşme ve arınma platformu. Doksanlı yıllarda yaşanan acıların-travmaların dindirileceği, hesap sorulacak bir platform.
Madem ki hakikatler ortaya çıksın, geçmişin karanlığıyla yüzleşilsin, karanlık her nokta aydınlatılsın, hesaplaşılsın ki helalleşme olabilsin deniliyor ve diyoruz. O zaman başlamış sürecin sağlıklı yürümesine her kes ve kesimin, bildikleriyle varsa elinde belgeleriyle, tanıklıklarıyla katkıda bulunması insani bir borç değil midir?
Bu noktada medyanın pozisyonu ciddi bir önem arz etmektedir. Medya doksanlı yılların örtücü-zırh oluşturucu tavrın sahibi olmamalıdır. Kime ve nereye ulaşıyorsa ulaşsın, içinde kim veya kimler var olursa olsun medyanın görevi işin üzerine gitmek, ısrarlı takipçisi olmaktır. Doksanlı yıllarla yüzleşme bir arınma ve özürdür de. Medya yeni bir pozisyon belirleyerek kendisiyle de yüzlemiş olacaktır. Bu medya için insani bir görevdir ve bu Ülke insanlarına karşı eda etmesi gereken bir borçtur da.
Doksanlı yılların aydınlatılması komple bir tavır geliştirmeye bağlıdır. Medya-STK’lar-aydınlar-siyasetçiler elbirliği güç birliği yapmak zorundadır ve bu hepsi için kaçınılmaz bir insani görevdir. Doksanlı yıllar ne Devleti kurtardı, ne dini kurtardı, ne Kürdü ne de Türkü kurtardı veya büyüttü. Türkü ve Kürdü, Dini ve Devleti yüceltecek olan; kompleksiz yüzleşmek, şeffaf olmak, hesabını sorarak helalleşmektir.
Peygamberimiz (s.)’in; “Ya Rabbi beni sapanlardan ve saptıranlardan, kananlardan ve kandıranlardan, haksızlık yapanlardan ve haksızlığa uğrayanlardan, saygısızlık yapanlardan ve saygısızlığa uğrayanlardan eyleme” duasına gönülden amin diyerek hepinizin mevlid kandilini içtenlikle tebrik ederim.