• BIST 90.383
  • Altın 145,017
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 12 °C

"Face'de gördüm seni... Arjantin'e gidiyormuşsun ha!"

Fatma Barbarosoğlu

Sosyal paylaşım ağı abonelerini uyardı, "Kimin kimi ne kadar gördüğü belirlenemez" diyerek.

Hayatlarının en önemli sırlarını face üzerinden "kullanıma" açanlar en sıkı takipçilerini de görmek istiyor. Kendisi başkalarını ziyaret ederken görünmez olmayı tercih eden kullanıcı, öteki kullanıcıların da aynı kendisi gibi düşüneceğini kabul etmeyerek en sıkı hayranını bilmek istiyor.

İlahiyatçılar teknolojinin geldiği son noktayı bilmedikleri için, mahremiyet tariflerini sanayi öncesi dil üzerinden tekrarlamakta bir sıkıntı görmüyorlar. Oysa etraflıca düşünülmüş tartışılmış yeni mahremiyet tanımlarına ihtiyacımız var.

Fotoğraf makinesinin icadından bu yana, insanlar kendilerini makineler aracılığı ile herkese göstermekten giderek daha fazla zevk alır hale geldiler. Soğuk savaş yıllarının "fişleme başarısı" sosyal paylaşım ağları söz konusu olduğunda devede kulak bile olmayacak boyutlarda kalıyor.

Face üzerinden "tüketim kodları"nı kullanarak özenilecek bir hayat oluşturuyor aboneleri. Arkadaşlar birbirleri hakkında hal hatır sorarken "Face"de gördüm. Bu hafta sonu Arjantin yolcusuydu" diyebiliyor. Sahiden Arjantin yolcusu mu değil mi? Fotoğraflar üzerinden Arjantin'de olduğunu ispat ettiği sürece bunun bir önemi yok. (Hiç gitmeden de Arjantin'deymiş gibi fotoğraflar koyabilmek hiç sorun değil.)

Face üzerinden herkesin kendini olduğundan daha zengin, daha popüler, daha zevk sahibi gibi göstermek ihtiyacı karşılanmış oluyor.

Peki, insanlar her zaman kendilerini bu kadar göstermeye/teşhir etmeye meraklı mıydı?

Ahmet Mithat Efendi Rakım Efendi ve avenesinin tenha bir günde Kâğıthane sefasını bütün teferruatıyla anlattıktan sonra şu soruyu sorar: "Rakım'ın dostlarıyla yaptığı Kâğıthane âlemini beğendiniz mi? Bu sorumuzu saçma bulmayınız. Zira bu şekilde yapılan piknikleri çok kimseler beğenmez."

Piknikleri beğenmeyenler için insan fıtratına dair bir ders vermeyi uygun görür hoca-ı evvel: "Ademoğlunun yaratılışı gereği, insan kendi mutluluk halinden yalnız kendisinin haberdar olmasıyla yetinmez. Herkesi de haberdar etmek ister. Hatta bir adam aslında mesut değilse bile halkı mutlu olduğuna inandırmak için hilekârlığa ve yalancılığa bile sapar."(114)

Halk ile pikniğe gitmekten maksadın da sadece "görülmek" olduğuna dikkat çeker geçen yüzyılın piknik zamanından Ahmet Mithat Efendi: "Halkla birlikte pikniğe gitmekten maksat; kırı sahrayı açıklığı, çimenleri çiçekleri görmekten çok, halkı görmek yahut daha doğrusu halka kendisini göstermek isteği olduğundan, bir gezinti yerinde en az yirmi bin kişi bulunur. Beş altı yüz belki bin arabanın tozu toprağı içinde boğulmaktan kaçınıp bir ağaç altında oturmak yerine, çevresinde on adım mesafede bulunanlara kendisini teşhir etmekten ne zevk alınacağı etraflıca düşünülecek olsa, insanın piknik yerlerinden nefret edeceği gelir."

Rakım Efendi'nin tenha bir günde yapmış olduğu Kâğıthane gezintisinden okuyucunun pek de hoşnut olmayacağını düşünerek Ahmet Mithat Efendi kalabalık bir Kâğıthane sefası resmeder. Bu sefa kitabın olumsuz kahramanı Felatun Bey üzerinden anlatılır.

Eski kuşağın kendini piknikte "gösterme hali" yeni kuşakta Face'de göstermeye dönüştü sadece.

Yazının başlığına gelince... Deniz otobüsünde kulak misafiri olmaya mahkum edildiğim konuşmadan bir cümle idi. O mahkumiyet ve o cümle bana bu yazıyı ilham etti.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89