• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

Ey AK Parti dinle ve düşün

Doğu Ergil

Şimdi 9 yaşına giren kızım, 5 yaşında anaokulu öğrencisiyken bir gün heyecanla eve geldi ve “Anne, baba, Atatürk ölmüş” dedi. Birbirimize baktık ve Atatürk’ün nasıl doğaüstü, hiç ölmeyecek bir varlık olarak çocuklara anlatıldığını anladık.

Seçim yayıncılığının bıktırıcı, itici saldırısına maruz kalan büyüklerin tepkilerini bir ölçüde biliyorduk ama çocukların nasıl etkilendiğini pek kestiremiyorduk. Meğer çocuklar her TV’yi açtıklarında karşılarında Cumhurbaşkanı’nı görüyor ve onun parmağını sallayarak tüm ulusa ders, karşıtlarına ayar veren tavrından etkileniyorlarmış. Onun ufuklarından hiç kaybolmayacağı izlenimini edinmiş olmalılar ki dün okuldan geldikten sonra kızım TV’yi açtı ve Erdoğan’ı görmeyince şaşırdı. İlkokul 2. sınıftaki arkadaşlarıyla ne konuşuyorsa, bize döndü ve “Şimdi Erdoğan artık insan mı oldu” diye sordu.

Galiba Erdoğan artık gökten yere aramıza indi. Bakalım bu durumu ne ölçüde kabul edecek? Tekil iktidarını destekleyecek özel bir teşkilata dönüştürdüğü parti, ülkeye büyük hizmetler yapan kurum olmaya dönecek mi? Yoksa onun fan kulübü olmayı kabullenip giderek eriyecek mi? Tek bir çocuğun algı penceresinden aktardığım iki örnek artık Türkiye’de siyasetin normalleşmesinin ve önderlerin olağanüstü varlıklar olarak eleştiri ve denetim dışına çıkarılmasının sakıncasını ortaya koyuyor.
 
AKP’ye verilen ihtar
 
AKP önderliği tabanını oluştururken kültürel yakınlığı nedeniyle dindar-muhafazakârları seçti. Adı üstünde muhafazakârlar, sahip oldukları değerleri, onları taşıyan geleneksel kurumları muhafaza ederler. Bunlar sanayi öncesinin değerleri, ilişkileri ve kurumlarıdır.

Sanayileşememiş toplumlarda muhafazakârlık, bireyin, demokrasinin ve özgürlüklerin gelişmediği bir sosyal ilişkiler ağına ve yaşam tarzına tekabül eder. Hâlâ yaşadığı varsayılan geçmiş bir medeniyete yapılan atıflarla gerçek hayatta karşılığı olmayan bir hayat, ahlak ve yönetim anlayışı oluşturulur. Bu nedenle dünya ile uyum sorunu yaşanırken toplumun tüm kesimleri kucaklayan bir siyaset tarzı geliştirilemez.

AKP başta bütün bu gerçeklerin farkındaymış gibi davranıyordu. Ama siyaseti, yandaşlar-karşıtlar ikiliği üzerine oturtmak hatasını yapınca kendi tabanını kemikleştirirken, karşıtlarını da kemikleştirdi. Hatta fanatikleştirdi. Önderine aşık olanlar, kefenini giyip onu ölümüne destekleyenler yanında ondan ölesiye nefret eden bir kitle doğdu. Karşıtlık dozu artırıldıkça muhalifler de keskinleştiler.

Oysa Özal’ın, Demirel’in zamanında kimsenin mezhebi, soy kimliği (etnisitesi) aşağılanmadı, dışlanmadı. En azından bunu onların ağzından duymadık. Eleştiriye ve mizaha hep açıktılar. Bugün öyle mi?

Bu ülke insanları kavga etmek istemiyor. Refah, özgürlük ve saygınlık istiyorlar. Onlar duyguları ve içgüdüleriyle hareket ederler. Ama bu seçimde başka zamanda ve şartlarda oy vermeyecekleri bir partiye oy vererek stratejik bir tercihte bulundular ve kendisinden nefret ettiren AKP’nin önünü kestiler.

Eğer AKP bir parti sağduyusu ile hareket etseydi; önderliği de yapıcı eleştirileri yol gösterici katkılar olarak görseydi ne bu kutuplaşma yaşanırdı ne de siyaset sevgi-nefret ekseninde şekillenirdi.

Buna rağmen AKP, geçmiş hizmetlerine ve pek çok kişinin itibar kazanmasına el verdiği için yüzde 41 oranında oy alabilmiştir. Eğer eleştiriye tahammülsüzlük, liyakat yerine sadakat saplantısı, kendinden olmayanı ötekileştirme ve Müslüman dünyayı mutlak iyi, olmayanı şer odağı olarak görmekten vazgeçerse yeniden bu ülkenin lokomotifi olabilir. Eğer!..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89