• BIST 97.565
  • Altın 145,228
  • Dolar 3,5680
  • Euro 3,9893
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 21 °C

Evren'den Erdoğan'a, 1982'den 2012'ye

Yusuf Karataş

Bugün Cumhuriyet rejiminin 89. yılı kutlanıyor. Denilebilir ki adını “cumhur”dan; halktan alan bu rejimin ne kadar halkçı ve demokratik olduğunun barometresi Kürt halkına karşı uygulanan politikalar olmuştur. Şeyh Said, Ağrı, Dersim isyanları, 49’lar olayı… Kürt sorunu, rejimin demokrasiyle imtihanının ana sorusu olageldi 89 yıldır.

O yüzden 12 Eylül faşizmi en vahşi yüzünü Diyarbakır Cezaevi’nde göstermiş; dönemin vahşeti orada yaşananlarla sembolize olmuştu. Türkçe bilmeyen anaların çocuklarını görmesi yasaklanmış, cezaevindekiler en vahşi işkenceler eşliğinde ırkçı marşlar öğrenmeye zorlanmıştı. Ve bu vahşete karşı ‘son Kürt isyanı’ da buradan başlamıştı. 1982’de Kemal Pir’lerin Diyarbakır Cezaevi’nde ölüme yatırdıkları bedenleri, Kürt halkının zulme karşı başkaldırısının kıvılcımı olmuştu. Dili yasaklı olan, ırkçı marşlarla çocuklarının benlikleri yok edilmeye çalışılan, 7’den 70’e en vahşi işkencelere maruz bırakılan Kürt halkının önünde tek bir seçenek kalmıştı: Bu zulüm düzenine karşı ulusal varlığının kabulü, demokrasi ve tam hak eşitliği için isyan etmek!

İşte bu taleplerle başlayan son Kürt isyanı 30 yıldır devam ediyor…

Bugün Türkiye’de 12 Eylül rejimiyle hesaplaştığını söyleyen bir iktidar var. Ama Kürtlerle imtihanında Erdoğan’ın Evren’den; AKP iktidarının 12 Eylülcülerden geri kaldığını kim iddia edebilir? İşte hapishaneler Kürt siyasetçilerle dolu. 12 Eylül zulmüyle başlayan ‘son Kürt isyanı’nın lideri ağır tecrit koşulları altında tutuluyor. Kürt tutsakların anadilde savunma yapma hakları yok. 12 Eylül’ü yaşamış Kürde sorun, Erdoğan Evren’in; AKP iktidarı 12 Eylül rejiminin devamcısıdır diyecektir.

Bugün Kemal Pir’lerin mirasçılarının 58 hapishanede sürdürdükleri açlık grevi 48. gününde.

Ne istiyorlar?

Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve anadilde savunma hakkı. Yani Kürt sorununun muhataplarıyla müzakere edilerek demokratik barışçıl çözümünün yolunun açılmasını istiyorlar. BDP’yi hedef yapmak için “Bunlar siyasi uzantı. Biz gerekirse Öcalan’la görüşebiliriz” diyen Başbakan Erdoğan, açlık grevi yapan yüzlerce insan ölüm sınırındayken üç maymunu oynamaya devam ediyor. Zerre kadar insani duyarlılığı olan bir iktidarın bu koşullarda Öcalan’la görüşmenin yolunu açması gerekmez miydi? Bir kez daha soruyoruz: yüzlerce insanın ölüme gidişini izleyen Erdoğan’ın ne farkı var “Asmayalım da besleyelim mi” diyen Evren’den?

Bugün bedenlerini ölüme yatırmış olan yüzlerce tutsak, son Kürt isyanının başladığı yerden; hapishanelerden sesleniyor, ülkeye ve bütün dünyaya! Onların tecridin son erdirilmesi, Kürt sorununun ortak vatanda tam hak eşitliğine dayalı demokratik çözüm yolunun açılması için çaktığı kıvılcımı sadece Kürt coğrafyasında değil, bütün ülkede “bir çağ yangını” haline getirmek için mücadele zamanıdır! Çünkü bugün ölüme karşı yaşamı savunmak, demokratik bir rejimde halkların barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşamasını savunmak olarak anlam kazanmış bulunmaktadır. Ve halk güçleri ölüme karşı yaşamı savunma mücadelesinde birleştikçe günümüz zalimlerinin maskesi düşecek, onlar da tarihin çöp sepetinde öncellerinin yanındaki yerlerini alacaklar…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89