• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -2 °C

‘Eti çiğneyen dişler…’

Nuray Mert

Ne itici bir atasözü: “Eti çiğneyen dişler birlikte olan dişlerdir.” Bir Afrika atasözüymüş, Cumhurbaşkanı, Uganda gezisinde yaptığı konuşmayı bu sözle tamamladı, alkış aldı; Uganda Başkanı da bir sevinç ve onay ifadesi olarak yumruğunu masaya vurdu. Et, diş, yumruk; ne itici bir söz, ne itici bir manzara. Meram “dayanışma”yı vurgulamak ise onca güzel söz var, eminim Afrika kültüründe de vardır. 

Ama biz, zaten uzun süredir güzel sözleri unuttuk, makbul olan vurmak, kırmak, ezmek, bitirmek. Oysa deyimler, sözler o kadar önemli ki İçişleri Bakanı Efkan Ala, Diyarbakır valisi iken, “Cama gelsin, cana gelmesin” diyerek kalbimizi fethetmişti. Ne güzel, ne incelikli bir sözdü, mazide bir hoş seda olarak bile kalamadı. Geldiğimiz noktaya bakın, ölüm, yıkım, savaş atmosferi ve en kötüsü bu ortamda barış çağrılarının değil, intikam ve linç seslerinin yükselmesi. Dün, Kütahya Tavşanlı’da, 3 Kürt işçi, “Türk bayrağını yaktı” söylentisi üzerine linç edilmeye çalışıldı, linççi kalabalık uzun süre polise direndi, işçilere bir şey yapamayınca gariban işçilerin barakalarını ateşe verdi. Sadece ürkütücü değil utanç verici, sadece utanç verici değil ruh bulandırıcı bir vaka.

Şefkatli bir el 

Olay, Kürt meselesini güvenlik meselesine indirgeyip, askeri tedbirler ile bitirme yolu izleyen siyasetin nasıl bir tehlikeli gidiş olduğunun meşum işaretlerinden biri. Bu ülkede yaşayanların çoğu, konu ne olursa olsun kendini yönetenleri sorumlu görmüyor, hele mesele Kürtler olunca, “terörle mücadele” denilince akan sular duruyor. En tehlikelisi, bir adım ötede, toplumun kendisi infazcı kesiliyor, Tavşanlı’da işçilere saldıranlar, polis engellemese, bir söylenti üzerine bir dakika düşünmeden Kürt işçileri linç edecekler. Nasılsa milli duygularla harekete geçmek gibi meşru bir gerekçeye sığındıklarında, başlarına fazla bir şey gelmeyeceğini biliyorlar. Geçmişte benzeri işler yapanların başlarına bir şey gelmediğini, “şefkatli bir el”in onları koruduğu uğursuz bir “toplumsal hafıza”da yaşıyor, yaşatılıyor. 

Toplumun sorunlarını çözmenin yolunun siyaset olduğu, siyasetin de söz ve müzakereden ibaret olduğu kavranmadığı sürece baş aşağı gidiş sürecek. Konu Kürt meselesi olduğunda kavga, dövüş, kan, revan bitmeyecek. Toplumun çoğu, her konuda olduğu gibi, Kürt meselesinde de sorunu çözmenin askerin, polisin değil siyasetçinin sadece işi değil, vazifesi olduğunu görmediği müddetçe, kendisini yönetenleri değil, başkalarını sorumlu olarak görecek. İktidarda olanlar zaten başkalarını sorumlu olarak tanımlıyor, “bu iş böyle gitmez, barışçı yol bulun” diyeni “terörü destekliyor” diye hedef gösteriyor. Siyaset çıkmaza girdikçe, sorumlusu onu çıkmaza sokanlar değil, gariban Kürt işçi veya barış isteyenler linççilerin hedefi olacak. Kürtler adına siyaset yaptığını ileri sürenler de artık bunu kavramalı, ama zaten onlar da silahlı çatışma kararı ile siyasetten vazgeçtiklerini ilan etmiş oldular. Silah, siyasetin bittiği yerde ortaya çıkar, bu tüm taraflar için böyle.

Acz ifadesi 

Bir kez daha vurgulamakta fayda var; siyaset yaygın bir şekilde anlaşıldığı gibi, hesap-kitap, alavera-dalevera ve nihayet “bal tutanın parmağını yalaması” faaliyeti değil, sorun çözme işidir. Dahası, “zor kullanmadan” çözme işidir. Zor kullanmak siyasette “acze” düşmenin ifadesidir. Siyasette maharet zor kullanmak değil, zora başvurmayı gerektirmeyecek şekilde yönetmeyi başarmaktır. Bu ülkede yaşayanlar siyasetin anlamını, önemini kavramadığı sürece bırakın “toplumsal barış”ı, burası hızla yaşanamaz hale gelecek. 

Ama bakın, Başbakan bile siyaset yapmaktan korkar hale gelmiş; dünkü konuşmasının bir saati bulduğunu öğrenince, konuşmayı “Aman siyasete alışmamayım, hizmet daha iyi” diye bağlamak zorunda hissetti. Falih Rıfkı (Atay), o zamanlar iktidarı destekleyen gazetenin başyazarı ve Ajans Müdürü olarak, Damat Ferit Paşa’nın ilk sedaretinde Nafıa Nazırı olan Avni Paşa ile mülakat yapmak istemiş, aldığı cevap “Askerim, hiçbir fırkaya mensup değilim, siyasete karışmam!” olmuş. Ne diyeyim; asker sivil fark etmiyor, siyasete yüklenen anlam aynı, koca koca mevkilere gelmiş adamların siyasetten ürkme nedenleri aynı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89