• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -1 °C

Esad’ın kimyasalı Ankara’yı zehirlemiş

Emre Uslu

Türk dış politikası Suriye’de tam anlamıyla bir batağa saplanmış durumda. Erdoğan’ın Washington ziyareti de bu bataklıktan kısa vadede kurtulmak için olumlu sinyal vermedi. Örneğin Washington’a giderken “Cenevre süreci ipe un sermektir” diyen Erdoğan’ın Washington’da görüşlerinin değiştiğini biliyoruz.

Erdoğan Washington’dan şu gerçeklerle döndü:

1)
Rusya’yı dışlayarak bir yere varamayız. Dolayısıyla Rusya’yı ikna etmek zorundayız. Bu da geziden Türkiye’nin değil Rusya’nın kazançlı çıktığını gösteriyor.

2) Nusra cephesi Amerika için kırmızıçizgidir.
Oysa Esad’a karşı en iyi direnen grup Nusra cephesiydi. ABD Türkiye’nin MİT üzerinden bu gruba verdiği aktif/ pasif her türlü desteği kesmesini istiyor. Amerika’nın Nusra’ya karşı tavrı muhaliflerin direnişinin fiili olarak zayıflaması anlamına geliyor.

3) Esad’ın kimyasal kullandığına ilişkin Türkiye’nin iddiaları yeterince ciddi bulunmadı.
En azında ABD Türk kaynaklarına güvenmediğini deklare etti. Bu da ABD’nin Suriye’ye girmek istemediğinin yeniden teyidi anlamına geliyor.

Böylece Erdoğan’ın Washington ziyareti Rusya’nın elini güçlendirdi. Esad’ın da direniş umudunu arttırdı.

ABD Başkanı’nın Esad’sız bir Suriye görmek istediği vurgusu önemli bir kazanımdır ancak yeni bir durum değildir.

Bu durumda sorulması gereken soru şu: uluslararası güçlerden umduğu desteği bulamayan Türkiye Esad’a karşı içeride güçlü mü?

Maalesef bu soruya da olumlu cevap veremiyoruz. Türkiye’nin en hassas kurumu istihbarat teşkilatında değişik gerekçelerle kendini Erdoğan’dan çok Esad’a yakın kişiler vardır ve bu kişiler ağırlıklı olarak Suriye/ Hatay konusuyla görevlendirilmiştir. Daha önce Hatay’da görevli istihbaratçıların Esad’a muhalifleri sattığı basına yansımıştı. Maalesef Hatay’da Esad’a sempati ile bakan, önemli mevkileri işgal eden kişiler var. Reyhanlı olayını biraz bu gözle okumak gerekiyor.

O hâlde soralım: “Nusra cephesi Ankara’da Amerikan kurumlarını vuracak. Bunun için Rakka’da üç bombalı araç hazırlandı” istihbaratını kim neden verdi? Erdoğan’ın ABD ziyareti öncesinde ABD’nin Nusra’yı masaya getireceğini bile bile hangi istihbarat kurumu Erdoğan’ın elini Obama karşısında zayıf düşürdü?

Daha ileri gideyim. Reyhanlı’yı vuran kişiler aylar öncesinden dinleniyordu. Neden güvenlik birimlerine bilgi verilmedi de patlamadan 18 saat önce, 10 mayıs akşam 20:30’a kadar saklandı o bilgiler? Kim kimden neden bilgi sakladı?

Bu sorulara adamakıllı cevaplar bulup gerekli düzenlemeleri yapmadan Türkiye’nin Esad rejimine karşı şansı yoktur.

Ayrıca Ankara tam anlamıyla bir fesat başkentine dönmüş durumda. 28 Şubat’ı aratmayacak uygulamalar devreye sokuluyor. Suriye’de kriz olmuş, ülke sıkıntıya giriyormuş, PKK güçleniyormuş, dağa çıkışlar hızla artıyormuş kimin umurunda.

Varsa yoksa kim kimin ayağını kaydıracak, hangi koltuğu kim tutacak üzerinden yapılan münafık mücadelesi...

Maalesef yalın gerçek şu: Ankara tam anlamıyla Osmanlı’nın yıkılış dönemindeki siyasal sıkışıklığı yaşıyor. Ankara siyasetini belirleyen en belirgin unsur: korku, kin ve hırstır.

Son dönemde akıl ve vicdanın uğramadığı Ankara’da aslında her şey bir mizansen. Sorular mizansen, cevaplar mizansen, niyetler mizansen, yazılar manşetler mizansen...

Kötüsü şu: bu kadar mizansenin içinde yaşayan siyasetçi de bürokrat da bir süre sonra bu mizanseni gerçek olarak okuyor. Buna göre “dostluklar” buna göre “düşmanlıklar” geliştiriyor. Bu mizansene göre karar veriyor buna göre kalem kırılıyor...

Bütün bunların üzerine bir de seçim takvimi sıkıştırıyor Ankara’yı. Bir yandan seçime kazasız belasız girmek için PKK’ya olmadık tavizler veren hükümet, tam huzuru sağladım derken, Reyhanlı’da bombalar patlıyor Suriye gerçeğine uyanıyor.

Bu sıkışmışlık nedeniyledir ki hükümet 2009 yılında kabul etmediği Öcalan’ın Yol Haritası’nda talep ettiği bütün adımları atmak durumunda kaldı. Dahası PKK’nın çekilip çekilmediği de tam belli değil. Dağa çıkışlar 1991-1992 seviyesindeki kadar hızlanmış durumda. Örneğin sadece Silopi’den son bir ayda okulu terk edip dağa çıkan öğrenci sayısı 25. Bunlar sadece öğrenciler. Bir de öğrenci olmayanları ekleyince bu rakam daha da yukarı çıkıyor. Hakkâri’de 75, Diyarbakır’da yüzlerce genç dağa çıkmış durumda. Dağa adam devşirme harıl harıl devam ediyor. Bu da hükümeti ayrıca geriyor...

Yani sizin anlayacağınız manzara şu: Erdoğan’ın kendisini en güçlü hissettiği dönem ile en fazla sıkıştığı dönem üst üste geldi. Kendine güç verdiğini vehmettiği kurumlar da hem Rakka istihbaratı ile hem de Reyhanlı’da Erdoğan’ı arkadan vurdu.

Ankara’nın karar vericilerinin gözünü hırs ve kin bürüdüğünden akıllı mantıklı hareket etmek yerine güçleri ile sorunları çözmek istiyorlar. O da yanlış üstüne yanlış yapmalarına neden oluyor.

Yanış yapıyorsunuz diyenler de düşman ilan ediliyor.

Sanırım Esad’ın kimyasalı Ankara’yı zehirlemiş. Yoksa bu saçmalıklar başka türlü açıklanamaz...

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89