• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -6 °C

Ergenekon Davası’ndan geriye kalan

Günay Aslan

Beş yıldır devam eden Ergenekon davası nihayet sona erdi. Sanıklara tahmin edildiği ve beklendiği üzere ağır cezalar verildi.

Yani mahkemeden çıkan karar sürpriz değildi. Buna rağmen ama, içeride ve dışarıda geniş yankı uyandırdı. Hatta bazı çevrelerde şaşkınlık dahi yarattı. Karar sürpriz değildi zira, derin yapıların merkezi Türk ordusu içindeki darbeci ve çeteci ekibin tasfiyesine daha davanın başında karar verilmişti.

Operasyonun startı bu amaçla verilmiş, iddianame buna göre tanzim edilmiş, açık-gizli deliller bunun için dosyalara yerleştirilmiş, uzun tutukluluk sürelerinde bu yüzden ısrar edilmişti.

Aksi bir karar çıkması halinde bütün bu çaba ve uğraşlar boşa gidecekti. Ayrıca tasfiye edilmek istenen çeteci eğilim güçlendirilecek; devleti ve hükümetiyle Türkiye bundan ciddi manada zarar görecekti.

Elbette bütün bunlara izin verilmezdi; verilmedi.

Ergenekon Davası’nı önemli kılan kimin ne yaptığı ve ne ettiğinden çok davanın niteliğiydi. Davanın niteliği siyasiydi.

Ergenekon Davası özünde Kürtlere karşı yürüttüğü kirli savaşı kaybeden ve bu yüzden de toplum üzerindeki ağırlığını ve itibarını yitiren Türk ordusunun yeniden dizayn edilmesi davasıydı.

Bu dava; ordu içinde dizginlenmesi artık mümkün olmayan ve ordu, devlet, hükümet derken herkes için tehdit halini alan çeteci eğilimleri yine ordunun, devletin, hükümetin ve elbette Amerika gibi dış güçlerin elbirliği içinde tasfiye etme çabasının bir sonucu olarak açılmıştı.

Davayla birlikte bu yolda önemli mesafaler de alındı. İlk elden içinde güç adacıkları oluşan ve parçalanma süreci yaşayan Türk ordusunun toparlanması sağlandı. Ordu merkezi her biri kendi başına buyruk bu eğilimlerinin baskısından, Türkiye de kontrol dışına çıkmış önemli tehdit odaklarından kurtarıldı. Ordu yeniden yapılandırıldı.

Öte yandan Eski genelkurmay başkanı da dahil birçok general ve subayın yargılandığı böylesi kapsamlı bir tasfiye davasının Türkiye’de ordu vesayetini geriletmesi gibi bir sonuç doğurması da kaçınılmazdı. Davayla birlikte –kısmen- bu da sağlandı. Türkiye’de yeni iç dengeler yaratıldı.

Davanın bir sonucu olarak Türkiye’nin iç siyasal dengelerinin yeniden şekillenmesi; Ankara’daki iradenin İslamcıları da içine alacak şekilde genişletilmesi sağlandı.

Ergenokon Davası eksenin yaşanan tartışma ve ayrışmalar arasından yeni dengeler yaratıldı. Türkiye şimdi bu dengeler üzerinden yoluna devam etmeye çalışıyor.

Ol hikaye bundan ibarettir.

Başından da söyleyegeldiğimiz gibi bu davanın –hükümetin ve yandaş medyanın pazarladığı şekliyle- Türkiye’nin karanlık olaylarının aydınlatılmasıyla, adaletin yerini bulmasıyla ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasıyla hiçbir alakası yoktur.

Ergenekon Davası’nın ordu içindeki çeteci eğilimlerle onların çeperinde AKP karşıtlarını tasfiye etmekten öteye geçmesi, hukuk devleti ve demokratik düzen sorunu olarak geçmişe doğru genişlemesi, Türkiye’nin kanlı, kirli ve karanlık tarihiyle yüzleşilmesi maksadıyla derinleştidiği; böylesi bir misyonu üstlendiği ölçüde bir anlamı olabilirdi.

Adalet ve hukukun üstünlüğü ancak böyle sağlanabilirdi fakat, buna izin verilmedi.

Davanın sınırlarını Türk ordusu ve AKP Hükümeti birlikte çizdiler. Her şeyiyle ortalığa saçılan ve Türkiye’nin rotasını değiştirmeye çalışan darbeci bir ekibin tasfiyesiyle yetindiler.

Davayla devlet içindeki derin yapıların özellikle de Türk gladyosunun ortaya çıkmasına izin vermediler. Bu ihtimali her defasında önceden hazırlanmış senaryolarla engellediler.

Mahkeme Kürtler başta olmak üzere Türk gladyosunun mağdur ettiği kesimlerin davaya müdahil olmalarına bu nedenle izin vermedi. Ergenekon Davası’nda mahkeme heyeti bazı sanıkların Kürtlere karşı işledikleri insanlık suçlarını açıkça görmezden geldi. Köy yakmalar, toplu katliamlar, faili meçhul cinayetler ve zoraki sürgünlerle ilgilenmedi.

Bu tutumuyla mahkeme sanıkları Kürtlere karşı işledikleri suçlardan dolayı adeta ödüllendirdi.

Dava bu yönüyle Türkiye’de bağımsız bir yargının olmadığı gerçeğini bütün çıplaklığıyla bir kez daha gösterdi.

Türkiye’de devletin ve rejimin ‘özel savaşa’ uygun olarak düzenlendiği; Kürtler, Aleviler, Komünistler ve Hıristiyan azınlıklardan başlayarak devletin, egemenliği altındaki ulusal, dinsel, sınıfsal ve mezhep bütün dinamikleri ‘iç düşman’ bellediği, bu zihniyetin halen devam ettiğini mahkeme bir kez daha ispat etti.

Dolayısıyla sitem kökünden değişmedikçe; ‘özel savaş’ anlayışı bütün boyutlarıyla tasfiye edilmedikçe Türkiye’de demokratik bir sistemin ve elbette bağımsız bir yargının kurulması mümkün görünmemektedir.

Ergenekon Davası’ndan geriye kalan ırkçı, inkarcı ve imhacı sistemin kılıf değiştirerek yoluna devam ettiği gerçeğidir...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89