• BIST 89.466
  • Altın 146,241
  • Dolar 3,6463
  • Euro 3,9145
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 14 °C

Erdoğan İsrail’le anlaşmayı satabilecek mi?

Fehim Taştekin

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2009’da Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i susturan ‘One Minute’ çıkışını Orta Doğu’yla ilgilenen herkes nefesini tutarak izlemişti. Bu çıkış, Arap sokaklarında Erdoğan’ın yelkenlerini şişirdi. 2011’de Lübnan’da ziyaret ettiğim üç Filistinli mülteci kampında Erdoğan’ın posterleri bir kahraman olarak duvarlardaki yerini almıştı.

Ertesi yıl siyasal İslamcıların “Artık bizim zamanımız” dediği sarhoş edici bir iklimde Gazze’ye ablukayı Mavi Marmara gemisiyle delerek elde edilecek bir zafer, alem-i İslam’a Erdoğan için “İşte beklenen lider” dedirtecekti. Ama hesap tutmadı. İsrail, Aşdod limanına yanaşmayı reddeden gemiyi basıp 10 kişiyi öldürdü. İsrail elçisini göndermek için uluslararası inceleme raporunu bekleyen Ankara’nın tepkisi diplomasi açısından sarsıcı olsa da Mavi Marmara ahalisi için yetersizdi. Türkiye İsrail’in karşına beş önlemle çıktı:

  • Diplomatik ilişkiler İkinci Kâtip düzeyine indirilecek.
  • Askeri anlaşmalar askıya alınacak.
  • Gazze'ye abluka tanınmayacak. Ablukaya karşı Uluslararası Adalet Divanı’na gidilecek.
  • Türkiye Doğu Akdeniz’de seyrü-sefer serbestisi için gerekli önlemleri alacak.
  • Mağdurlar için hukuki girişimler başlatılacak.

Akabinde Erdoğan İsrail’le ilişkileri normalleştirmek için üç şart ileri sürdü:

  • İsrail özür dilemeli.
  • Kurban yakınları ve mağdurlar için tazminat ödenmeli.
  • Gazze’ye abluka kaldırılmalı.

Hamas’a himaye sunup Filistin davasına bayraklık etmek Erdoğan’a hem iç hem dış kamuoyunda kazandırdı. Ne var ki 2009’da İsrail’le kavga görüntüsünün altında Tel Aviv-Ankara hattında işler çok da fena gitmiyordu.

Türkiye 2010’da İsrail’in AGİT’e üye olmasına yönelik vetosunu kaldırdı. Daha sonra NATO tatbikatlarına katılmasına yönelik vetosunu da kaldırdı. Askeri iş birliği de gözlerden ırak bir şekilde sürdü. Dahası İsrail’le ticaret katlandı. Türkiye ile İsrail’in yolları Suriye yönetimine düşmanlık etmede de çakışmıştı.

Yine de İslamcıların gözünde Erdoğan Filistin davasının halen neferiydi.

Suriye’de işlerin planlandığı gibi gitmemesi Erdoğan’a ocak 2016’da "İsrail bölgede Türkiye gibi bir ülkeye muhtaçtır. Bizim de İsrail’e ihtiyacımızın olduğunu kabul etmemiz lazım" dedirtecekti.

“Komşularla sıfır sorun” diyerek yola çıkan ama çevresinde komşu bırakmayan Türkiye, ABD ve AB ile yaşadığı sorunlarla uluslararası arenada daha da yalnızlaşınca İsrail’le barış elzem hale geldi. Erdoğan’ın her vesileyle aşağıladığı monşerler döneminin diplomasisinde İsrail’le dostluğun yeri büyüktü. Erdoğan tecritten çıkmak için işte o yere umut bağlamış ve bu yüzden müzakerelerde İsrail’in dediği noktaya gelmiş olmalı.

Zaten Netanyahu 2013’te ABD Bakanı Barack Obama’nın zoruyla özür dilemiş, iki taraf arasındaki müzakerelerde de 20 milyon dolar tazminatta uzlaşma sağlanmıştı. Geriye en kritik şart olan ablukanın kaldırılması kalmıştı. Bu şart karşılanmadığı gibi İsrail’in dayattığı şartlar karşılık buldu. Nihayetinde müzakere edilen anlaşma, 27 Haziran’da kamuoyuyla paylaşıldı, 28 Haziran’da da imzalandı.

Ablukanın kaldırılmasına asla yanaşmayan İsrail'in istediği insani yardımların doğrudan Gazze'ye değil önce Aşdod limanına gitmesi ve denetimden sonra Gazzelilere ulaştırılmasıydı. İsrail istediğini alırken Ankara da ablukayı tanımış oldu.

İsrail’in hassasiyet gösterdiği bir diğer konu saldırıdan sorumlu askerler ve yetkililer aleyhine açılan davalardan vazgeçilmesiydi. Bu konuda da Türkiye bütün davaların düşürülmesini kabul etti. İsrail için büyük rahatlama.

Peki İsrail başka ne aldı?

Türk tarafının dillendirilmediği İsrail lehine olan maddeleri Yedioth Ahronoth yazdı:

  • Gazze’de 2014’de kaybolan İsrailli bir sivil ile operasyonlar sırasında ölen iki askerin cenazelerinin bulunması konusunda Türkiye elinden geleni yapacak.
  • Hamas İsrail’e karşı faaliyetlerinde Türkiye’yi üs olarak kullanamayacak.
  • Taraflar NATO ve BM gibi uluslararası platformlarda birbirinin çıkarlarına zarar veren eylemlerden kaçınacak.
  • İki devlet İsrail’in doğalgaz rezervlerinin çıkarılması ve ihracatı amacıyla bir doğalgaz boru hattı kurma konusunda görüşmelere başlayacak. Yani Türkiye, İsrail’den doğalgaz alıp bunu Avrupa piyasalarına ulaştıracak.

Anlaşmanın geçerliliği Türkiye’de TBMM’nin, İsrail’de kabinenin onayına bağlı.

Netanyahu anlaşmayı savunurken Hamas’ın Türkiye’de yardım toplamak dahil faaliyetlerini yasaklanacağına dikkat çekti ve enerji hattına işaret etti yaptı: “İsrail ekonomisi üzerinde muazzam etkileri olacak.”

İsrail sağı Hamas lideri Halid Meşal’e kucak açan Erdoğan’a büyük tavizler verildiğinden yakınsa da Bibi’nin beklentileri birçok şeyin üstünü örtecek kadar muazzam.

İsrail’in Gazze’ye su arıtma tesisi, elektrik santrali, 200 yataklı hastane ile Cenin ve Erez sanayi bölgelerinin yapımı konusunda Türkiye’ye verdiği izin ise bu anlaşmanın Türk kamuoyuna satışında işi kolaylaştıran yegâne madde. İsrail’in yol açtığı insani felaket nedeniyle üstlenmesi gereken külfete Türkiye gönüllü oluyor. Tabi mesele insani olduğu için kimsenin itirazı kabil değil. Filistinlilerin de “Bundan memnunuz” demekten başka çareleri yok.

Peki, düne kadar “Ben bu görevde bulunduğum sürece İsrail’le olumlu bir şeyi düşünemem” ya da “Zulüm bitmedikçe İsrail ve Türkiye’nin arası normalleşemez” gibi çıkışlarla seçmenlerinin duygularını köpürten Erdoğan’ı siyasi bir bedel bekliyor mu?

Doğrusu, İslamcılar arasında küskünlük oluşsa da hükümetin halkla ilişkiler marifeti buradan da bir zafer hikâyesi çıkarmaya muktedir.

Erdoğan peşinen Hamas lideri Halid Meşal’i ağırlayıp Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’a da telefonda bilgi vererek anlaşmayı Filistin tarafının da desteklediği görüntüsünü verdi. Zekice bir strateji!

Anlaşmayı “Gazze nefes alacak” diye duyuran hükümet medyasına göre metinde Hamas’la ilgili herhangi bir şart yok. Halbuki Hamas liderlerinden Salih El Aruri’nin sınır dışı edilmesi örneğinde olduğu gibi Hamas’la ilgili tedbirler daha anlaşma müzakere aşamasındayken başlamıştı. Hamas el mahkum Erdoğan’ın işini kolaylaştırmak için bir teşekkür mesajıyla görevini ifa eti.

Erdoğan ilk değerlendirmesinde ablukanın kaldırılması şartını es geçip ambargonun hafifletilmesini sanki abluka kaldırılmış gibi sundu. Erdoğan 14 tonluk insani yardım gemisinin Ramazan Bayramı’ndan önce Gazze'ye ulaştırılacağı müjdesini verirken “Filistinli kardeşlerimiz ikinci bir bayramı yaşayacaklar. Bu işleri Meşal ve Abbas ile görüşerek yaptık” ifadelerini kullandı. Abbas’ın yardımların Hamas ile değil Filistin yönetimiyle koordine edilmesi talebine ise değinen yoktu.

Dahası hükümet medyası Orta Doğu’nun istikrarı için Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve Katar arasında bir ittifakın şekillendiğine dair analizler döktürmeye başladı.

Ya mağdurların pozisyonu? Suriye’de hükümetin operasyonel ortağı Mavi Marmara’nın organizatörü İnsani Yardım Vakfı (İHH) mecburen bayrak açtı. Açıklamasını Filistinlilere ait “İsrail’le örtünen çıplak kalır” atasözüyle bitiren İHH şu tepkiyi verdi: “Mutabakat, maalesef Gazze ablukasının Türkiye açısından tanınması anlamına geliyor… Davalar sadece şehit ailelerinin değil 37 devlet vatandaşı dahil tüm mağdurların davalarıdır. Davalardan vazgeçilmesi söz konusu olmayacaktır… Umarız ki katillerin affedileceği anlamına gelecek olan böyle bir mutabakat TBMM tarafından onaylanmaz.”

Filistin duyarlılığına sahip dar bir çevrenin kızgınlığı dışında AKP’nin seçmen tabanı ağırlıklı olarak Erdoğan’ın onlar için hazırladığı ‘başarı’ öyküsünü dinlemeye hazır. (Al Monitor)

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89