• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -2 °C

Erdoğan I’den II’ye geçiş nasıl açıklanabilir?

Şahin Alpay

Geçen gün genç bir akademisyen dostumla sohbet ediyoruz.

Söz dönüp dolaşıyor ve Başbakan Erdoğan’ın siyasi profilinin nasıl olup da son genel seçimlerden bu yana böylesine köklü bir şekilde değiştiğine geliyor. Nasıl oluyor da ülkenin yalnız zenginleşmesine değil demokratikleşmesine de bu denli büyük katkı yapmış olan “Erdoğan I”in yerini; demokratikleşme reformlarına fren yapan; giderek belirgin bir şekilde keyfileşme, Putinleşme işaretleri veren “Erdoğan II” alıyor. Özetle: Erdoğan I’den II’ye geçiş nasıl açıklanabilir?

Dostum, bu soruya cevaben bugüne kadar duymadığım bir “teori” ileri sürdü. Buna göre, Başbakan Erdoğan kendisini güvende hissetmiyor ve bunun için statükoyla/kurulu düzenle giderek daha büyük ölçüde uzlaşıyor, “devletleşiyor.” Dostum bunun çeşitli işaretlerini saydıktan sonra, geçen gün Başbakan’ın verdiği televizyon mülakatında “devletteki derin yapının tamamen temizlenmediği”ni söylemesine ve çalışma ofislerine yerleştirilen böcekleri ilk kez kamuoyuyla paylaşmasına dikkat çekti.

İlginçtir, Sayın Başbakan bu son konuyu geçen günkü basın toplantısında daha ayrıntılı olarak işledi: “Bunu tamamen sildik, bitirdik, yok ettik, böyle bir iddianın içinde olmam mümkün değil. Çünkü dünyada hiçbir ülkenin, devletin, derin devleti kendi bünyesinde bitirdiğine, temizlediğine bir siyasetçi olarak ben inanmıyorum. Her ülkenin kendi içinde derin devleti vardır, bunu onlar öyle kazıyıp, temizlemek gibi bir duruma ulaşamazlar. O bir virüs gibidir. Uygun fırsatı bulduğu anda, zemini bulduğu anda o virüs ortaya çıkar ve yapmak istediğini orada yapmaya çalışır.”

Genç akademisyen dostumun ileri sürdüğü teori, benim bugüne kadar itibar ettiğim teorinin, yani Sayın Başbakan’daki 180 derecelik değişimin aşırı, şişirilmiş özgüvenden kaynaklandığına; otoritesini yerleştirdiğine inandıktan sonra keyfiliğe yönelebileceği vehmine kapıldığına dair teorinin tam zıddı: yani, mesele “özgüven” değil “güvensizlik”. Dostuma şu gerekçelerle itiraz ettim: Diyelim ki Başbakan kendini (“derin yapılara” karşı) güvende hissetmiyor; rasyonel olarak yapması gereken kendisine verilen toplumsal desteği olabildiğince genişletmek için çaba harcamak değil midir? Ama görünen o ki, beklentilerine tam ters bir çizgi izleyerek, toplumu kutuplaştırarak, bugüne kadar kendisine güçlü destek vermiş olan muhafazakâr-mütedeyyin kesimlerin, Kürtlerin, özgürlük yanlısı aydınların en azından bir bölümünü dahi kendisinden uzaklaştırıyor.

Diyelim ki “Türk–tipi başkanlık sistemi”, kendisini güvende hissetmediği için geliştirildi. Peki, bu sistem demokratik denge ve denetim mekanizmalarını bertaraf ederek askerî müdahalelere kapı aralamaz mı? Bu sisteme desteğin ancak % 30 olduğunu kendi yardımcısı açıkladı. Yoklamalar, Abdullah Gül yeniden aday olsa, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini söylüyor. Erdoğan’ın MHP oylarını tarafına çekme stratejisi izlediği söyleniyor, ama bu gidişle oylar tersine, AKP’den MHP’ye kaymayacak mı?

Sonunda dostumla Başbakan’ın son genel seçimlerden bu yana izlediği çizginin akılcı olmadığında anlaştık. Sohbeti şöyle noktaladım: ABD anayasasının başkanlara niçin en çok iki kez seçilme hakkı tanıdığını şimdi daha iyi anlıyorum. Britanya’da partisine ve ülkesine çok büyük hizmetler veren Tony Blair’in neden başbakanlıkta üçüncü dönemi tamamlayamadan istifa etmek zorunda kaldığını da... Böylesine ağır sorumluluklar taşımak kolay değil ve yıpratıyor. Bunu anlıyorum ama sonuçlarına katlanmak zorunda değiliz.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89