• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin -1 °C

Erdoğan cephesinde çatlaklar

Murat Yetkin

Otuz Temmuz sabaha karşı saat 03:00 sularında İstanbul 3 Numaralı Sulh Ceza Hakimi İslam Çiçek, üst düzey 11 polis memurunu casusluk suçlamasıyla tutukladı.

Tutuklama kararında bu üst düzey polislerin kimin, hangi ülke, şirket, ya da grubun çıkarına Başbakan Tayyip Erdoğan hükümeti aleyhine casusluk yaptığı bilgisi yoktu. Bakalım iddianamede olacak mı?

Ama Erdoğan’ın gururla andığı “Yeni Türkiye’de” bu ilk defa olmuyor. Hatırlayacaksınız, Askeri Casusluk davasında da, casusluk yapmakla suçlanan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının kimin, hangi ülke, şirket, ya da çıkar grubu adına memleketi sattıklarına dair bir kanıt, hatta iddia yoktu.

İşin ‘Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner’ kısmına gelince... Şimdi kendileri meçhul birileri adına Türkiye’yi satmak suçlamasıyla tutuklanan polis şeflerinden bazıları bir süre önce Askeri Casusluk, daha önce Ergenekon ve Balyoz davalarında kanıt bulan, bulamadıklarında imal etmekle suçlanan ekiptendi.

O zamanlar Erdoğan ve hükümet yanlısı basının gözbebeği, sivil demokrasi kahramanları sayılan polis şefleri, onların talimatı altında çalıştığı savcılar ve hakimler, şimdi “mağduriyet” saflarında, Erdoğan’ın halk düşmanı ilan ettiği kişiler arasındadır.

GÜLEN ÇATLAĞI

Fethullah Gülen sempatizanı sayılan bu polis, savcı ve hakimler, Erdoğan tarafından, hükümet, parti ve hatta aile üyelerinin yolsuzlukla itham edildiği 17 ve 25 Aralık 2013 soruşturmalarının başlamasından sonra “Devlette Paralel Yapı” adıyla anılmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantılarında hükümeti devirmek için komplo kurma niyetleri masaya yatırılmış, düşman sayılmışlardır.

ABD’de yaşayan Gülen’in yakın zamana, 2011 seçimleri sonrasına dek Erdoğan’ın yakın müttefiki olduğunu düşünürsek, Gülen sorunu AK Parti saflarında ciddi bir çatlaktır.

Bu çatlağın seçmen sayısı cinsinden propagandası yapılan boyutta etkisi olmadığını, nicelik etkisi olmadığını 30 Mart yerel seçimleri göstermiştir. Ancak Gülencilerin, ya da yaygın ismiyle Cemaatçilerin AK Parti hükümet aygıtı içinde gözü dünya malında değil, dava için hizmet ve iktidarda olan gayet iyi eğitimli ve inanmış bir ekip olduğu göz önünde tutulduğunda, bu ağır bir kayıp sayılmalıdır. Düşünün ki MİT’ten Dışişleri’ne dek devletin asıl işi devlet güvenliği olan elit unsurları, başta ABD olmak üzere Gülencilerle savaş için seferber edilmiş durumdadır.

Belki de o yüzden Erdoğan, bundan 10 gün sonra, 10 Ağustos’ta sandık başına gittiğimizde Türkiye’nin 12’inci Cumhurbaşkanı seçildiğinde yapmaya söz verdiği iki hedeften birisi devlet yapısından Gülencilerin kökünü kazımak olmaktadır; yani bir iç mücadeledir.

KÜRT ÇATLAĞI

Diğeri, Kürt sorununa siyasi çözüm arayan PKK diyaloguna devam etmektir ve aslında o cephede de çatlaklar görülmektedir.

Kimse “Zaten bir süredir uzaktı” demesin; Dengir Fırat, AK Parti’nin 40 kurucusundan ve (iki numara sayılan, halen Mehmet Ali Şahin’in tuttuğu) siyasi ve hukuk başkan yardımcılarından birisidir. AK Part’nin çıkıştaki demokratikleşme hedefinden saptığı suçlamasıyla 28 Temmuz’da istifası yetmiyormuş gibi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP adayı Selahattin Demirtaş’ı destekleyeceğini söylemesi önemlidir. Nicelik önemini şu an kestirmek güç, ama nitelik önemi vardır.

AK Parti saflarındaki bu Kürt çatlağını derinleştiren bir unsur da Suriye’de PKK’nın oluşturduğu “Rojava” kurtarılmış bölgesi üzerinde, İslam Devleti (İD) adındaki terörist yapılanmanın baskısıdır. Bu baskı iki yıl aradan sonra ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri’ni PKK ile sınır boyunda çatışır hale getirmesidir. Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan itidal telkinine karşı Kandil’deki huzursuzluk yükselmektedir.
Çatlakların bununla sınırlı olmadığına dair işaretler vardır.

BABACAN, GÜL VE DİĞERLERİ 

Batı dünyasında Erdoğan ekonomisinin görece başarısının arkasındaki sessiz güç olarak kabul edilen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 26 Temmuz’da “Maalesef ileri bir demokrasi olduk diyecek konumda değiliz” demiştir. “İleri demokrasi” de “Yeni Türkiye” gibi bir Erdoğan kavramıdır. Babacan devamla, Türkiye’de “Hukuk ve ekonominin sürekli testlerden” geçtiğini de söylemiştir.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde yeni AK Parti hükünmetinde Babacan’ın yer almama ihtimali çok yüksektir. Deneyimli ekonomi yazarı Uğur Gürses’e göre, Babacan ekibinin iki önemli üyesini, kendi yokluğunda kurda kuşa yem olmaması için görece sağlam yerlere çekmiştir bile; Başdanışmanı Halit Ertuğrul Merkez Bankası, Hazine Müsteşarı İbrahim Çanakçı da IMF görevlerine geçiş yapmıştır.

Dengir Fırat gibi AK Parti kurucuları arasında yer alan Babacan öteden beri siyasette Gül’e daha yakın durmuş, hatta son zamanlarda Gül sayesinde kabinede durmaya devam eden bir isim olarak bilinmektedir.

Gül ise görev süresini 27 Ağustos’ta biraz buruk tamamlamaktadır.

AK Parti bünyesinde, “Erdoğan sonrası ANAP’laşma” endişesi yaşayan başka isimler gibi, Gül de, Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa hükümet ve partiyi, ama kendi kimlik ve kişiliğiyle üstlenmeye hazır olduğunu beyan etmiştir. Ancak Erdoğan’ın, özellikle de yüzde 50 küsur oyla seçilirse, öngördüğü güçlü cumhurbaşkanlığı modeline hiç kimseyi, hatta kendi yol arkadaşı bir ismi dahi, iki numara olarak dahi ortak etme niyeti yoktur.

SAHİ BİR DE MUSUL VAR AMA...

Geldiği aşamada Erdoğan’ın siyasette kalp kırıklıklarıyla, yolları ayırmalarla filan uğraşacak hali yoktur.

Düşünün ki, Babacan’ın “ileri demokrasi değiliz” dediği, Erdoğan Çankaya’ya çıkarsa yerine geçmeye aday Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Paris’te Türkiye’yi yeniden Gazze masasına oturtmaya çabaladığı aynı 26 Temmuz gününün gecesinde Erdoğan yeşil sahaya çıkmış top koşturmuştur. Vesile, mali bir fiyasko olan İstanbul Büyükşehir Belediyespor stadının açılışını öne çıkarmaktır ama, amaç vatandaşa “Telaşa mahal yok, her şey tıkıt tıkır işliyor” mesajı vermektir.

Gazeteler “Erdoğan gol oldu yağdı” övgüleriyle Başbakanın Milli Takım kalecisine 15 dakikada üç gol atmasını başlıklara çıkarmıştır; trajikomik bir tablodur.

Trajikomiktir, çünkü mesela CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ya da MHP lideri Devlet Bahçeli ya da onların cumhurbaşkanı adayı olarak desteklediği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, değil sahaya çıkıp maç yapmak, bir stada gidip maç seyretmiş olduklarını varsayın. Ne İsrail saldırısı altındaki Filistinlilerin acısına, ne Musul’da Başkonsolosu Öztürk Yılmaz dahil 49 Türk vatandaşının İslamcı militanların elinde 13 Haziran’dan bu yana süren esaretine duyarsız kalmaları bırakılırdı.

Erdoğan anketlere inanmakta, gül bahçesindeki bu dikenlerin direksiyonunda bulunduğu buldozerin paletleri altında kalacağına güvenerek, engel tanımadan dümdüz ilerlemektedir.

Hal bu iken, düne kadar rakip olarak muhatap almadığı İhsanoğlu’yu hem de acı sözlerle hedefe koyması acaba son zamanlarda bizim göremediğimiz bazı anketlerde Erdoğan’ı rahatsız eden kıpırdanışlara mı işaret sayılmalı? Bilemiyoruz. Neyse ki sonucu görmek için artık fazla beklemeyeceğiz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89