• BIST 97.713
  • Altın 144,103
  • Dolar 3,5652
  • Euro 3,9996
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 19 °C

Erbakan'dan Erdoğan'a

Ali Bayramoğlu

Yeni anayasa, devlet içi hiyerarşiyi, devlet-toplum, toplum-siyaset ve devlet-siyaset ilişkilerine dair temel ilkeleri yeniden belirleyecek. Aidiyet, vatandaşlık, hak ve özgürlük meselelerini her bakımdan yeniden ve demokratik kurallar içinde ele alacak...

Anlam şudur:

Türkiye, bir süredir yaşadığı değişimi, kurumlaştırma safhasına girmektedir.

Kurumlaştırma, bir bakıma demokrasinin tesisi, daha doğrusu demokrasinin tesisi istikametinde bir rejim değişikliğine işaret etmektedir...

Bu noktaya nasıl geldik, nasıl gelebildik?

Bu önemli bir sorudur ve pek çok değişik açıdan yanıtlanabilir, pek çok faktörle açıklanabilir...

Ancak bu faktörler arasında sık hatırlanmayan, buna karşın son derece önemli ve belirleyici olan bir tanesi var...

Toplumun bir kesiminin, yani dindar-muhafazakâr grubunun yaşadığı devinim ya da iç seyyaliyettir bu faktör...

Nasıl?

Yanıt için biraz geriye gidelim...

14 Mayıs 2000...

Bu açıdan tarihî bir değişim öyküsünün başlangıcındaki kritik kilometre taşlarından birisiydi.

Bu tarihte Fazilet Partisi (FP), kendi içinde ilk kez bir yarışmaya tanık olmuş, daha sonra AK Parti'yi kuracak olan yenilikçiler Abdullah Gül önderliğinde seçimleri kıl payı kaybetmişlerdi.

Çatlama esaslı olmuştu.

Olmakla da kalmamış, beklenenden daha süratli ve etkin biçimde içe kapalı faydacı siyasete galebe çalmış, onun cenderesinden çıkmış ve toplumsal nitelikli bir siyasileşmenin önünü açmıştı.

Anlam derindi.

Çünkü iki farklı siyasi anlayışın yarışması, İslami kesim ya da İslami hareket tarafından oluşturulan toplumsal ve siyasi alanın kendi içinde yaşadığı yerel değerler dönüşümünün, toplumsal değişmenin, toplumsal farklılaşmanın açık bir yansımasıydı.

Başka bir deyişle bu toplumsal yapının, iktidar deneyimi ile hız kazanıp İslam-siyaset, İslam-toplum kanallarının hem çeşitlenmesi hem dünyevileşmesiyle tanımlanabilecek; değişimle üreyen, değişimi talep eden bir yapı niteliği kazandığı ortaya çıkıyordu.

Bu çerçevede çatıştığı ise MSP-RP-FP geleneğinin tekçi siyasi geleneğiydi.

Bu önemli bir noktaydı...

Hâlâ önemli bir noktadır.

Peki, nasıl olabildi, oldu bu?

Demokrasi ihtiyacı, piyasalarla eklemlenme, geleneğin sorgulanması, baş örtüsü, kamusal talepler konusunda din kadar hak fikrini öne çıkaran, esastan çok usulü öne alan bir iç hareketlenme, dönüşümü tetikledi.

Bu dönüşüm, Necmettin Erbakan'ı bile süpürecek kadar ciddi ve önemli bir değişim dalgası üretti...

İslami duyarlılığa sahip taleplerin yerini ve önemini, tek kişiye ve tek zihniyete endekslenmeyecek kadar toplumsal nitelikli olduğunu ortaya koydu...

Peki, neden önemliydi bunlar?

Çünkü İslami alanın kendi içinde farklılaşmasına, bireyselleşmenin cemaatçi baskıya başkaldırmasına işaret ediyorlardı.

Çünkü İslam-toplum, İslam-siyaset ilişkilerinin alacağı güzergâhın sistemdeki gerilimi azaltacak yönde hareketlendirebileceğine vurgu yapıyorlardı.

Tekrar 14 Mayıs 2000'e dönecek olursak...

FP kongresi, bir yol ayrımını değil, yol başlangıcını simgeledi.

Nitekim iki yıl sonra AK Parti, genel seçimlerden tek başına iktidara gelecek oranda oy alıyordu.

Türkiye, kendisini içeriden yenilemeye başlamıştı...

İçeriden yenilenmek, içeriden değişmek, bunun işaret ettiği sahicilik, kalıcılık ve meşruiyet son derece önemlidir.

Sonuçlar ortadadır.

AK Parti dönemi, sadece istikrar, ekonomide ve dış politikada büyüme ve güven dönemi olarak tanımlanamaz.

Peki, bu öykü nasıl devam edecek?

Demokrasi her zamankinden daha da önem kazanıyor...

2000 yılını bu açıdan da unutmamak gerekir...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89