• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -6 °C

Elinize ne geçecek?

Ekrem Dumanlı

Referandum için son haftaya girildi. Bugüne kadar çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Kimi zaman yersiz polemikler de yaşandı. Halkoylamasını bahane ederek eteklerindekini dökenler; hatta derin operasyonlara başvuranlar da oldu. Şimdi hepsi geride kalmaya mahkum.

Pazar günü herkes sandık başına gidecek ve vicdani kanaatine göre oy kullanacak. İşte tam bu noktada vicdanlara son bir soru yöneltmek gerekiyor: Elimize ne geçecek? 'Hayır' dediğimizde ya da 'Evet' dediğimizde kim kazanacak? Şundan emin olabilirsiniz: Bugün referandumun içeriğini göz ardı ederek hadiseye partizanlık cinnetiyle yaklaşanlar yarın çok ama çok mahcup olacak. Bugün sadece kıskançlık ve öfke ile sandığa gidenler yarın çok ama çok pişman olacak.

Farz-ı muhal; referandum sonucu 'Hayır' çıkarsa gözler tabii ki 'Hayır'cı cepheye çevrilecek. Ve sorular art arda gelecek. Uzun yıllar gündemden düşmeyecek soru ve sorgulamaları parti yöneticilerinin göğüslemesi mümkün değil. Çünkü 'Hayır' sonucunun yansımaları sorumlu insanları bir kâbus gibi takip edecek. Eleştiriler hep referandumun muhtevasına yönelik olacak ve somut gerçeklere dayanacak.

Mesela, 12 Eylül Anayasası'nı yaşatmanın vebali bir heyûla gibi 'Hayır'cıların omuzlarına binecek. 12 Eylül Darbesi'ne sözde, karşı olmayan parti yok. CHP kendini 1980 Darbesi'nin mağduru olarak yıllarca anlattı. MHP de öyle. BDP de öyle. Şimdi o darbe anayasasını topyekûn savunmak zorunda kaldılar. Çok acı! Heyecanlar yatıştığında taban sormayacak mı: "Biz ne yaptık da darbe anayasasının arkasına saklanmak zorunda kaldık? Bir inat uğruna, bir karşıtlık belasına bu toplumu bu çağdışı anayasaya mahkum ettik?" Sular durulduğunda insanlara söyleyecek sözünüz kalmayacak. 12 Eylül darbe anayasasını koruma ve kollama hiçbir siyasî partiye yakışmaz; üretilecek mazeretler de inandırıcı bulunmaz...

Bir başka misal: Bugüne kadar yüzlerce subay ordudan YAŞ kararları ile atıldı ve bu insanlar en küçük bir savunma yapamadı. Bunlardan önemli bir kısmı 'irtica' gibi muğlak suçlamalarla ordumuzdan ihraç edildi. Anayasa değişikliği bu kişilerin üst mahkemeye müracaat etmesine imkân sağlıyor. Buna karşı çıkanlar makul bir gerekçe göstermek zorunda. Yoksa halk vicdanı 'Hayır' oyu veren herkese ve tabii ki onları 'Hayır' demeye teşvik eden parti yöneticilerine soracak: "Sorgusuz sualsiz TSK'dan atılan bu insanlara üst yargı yolunu açan anayasa değişikliğine neden karşı çıktınız? Elinize ne geçti?" Hangi MHP'li bu keskin soruya net ve delikanlıca cevap verebilir? Hangi ehli insaf başını yastığa koyarken bu yürek sızlatan soru karşısında gönül huzuru içinde uykuya dalabilir?

Bir misal daha: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) ile ilgili güncel tartışmalar ortada. Üst yargı mensupları referandumda, "Öcalan'a ihtiyacımız var!" diyebiliyor. PKK ile işbirliği yapılmasını temenni edebiliyor, 'kaos' çıkması için gayret gösterilmesine sıcak bakabiliyor. HSYK üyeleri kritik davaların seyrini değiştirmek için alavere dalavere işler içinde olmakla suçlanıyor. Kimisi Ergenekon zanlıları ile görüşürken fotoğraflanıyor, kimisi davayı âkim bırakmak için görüşmeler yapmakla itham ediliyor. Üst yargı dar bir zümrenin, dar bir ideolojinin operasyonel bir merkezi haline gelmiş adeta. Referandum, HSYK ve AYM'nin daha çoğulcu ve demokratik bir yapıya kavuşmasını sağlıyor. Buna hayır demek için, ya bu yapıdan menfaat temin etmek gerekiyor, ya da gerçekleri görmezden gelecek kadar partizanlıkta aşırı olmak. HSYK'nın ve AYM'nin son yıllardaki ideolojik imajından dolayı hukuk ve demokrasiye verdiği zarar bu kadar aşikârken hangi vicdan sahibi bu yapının devamına katkı sağlayabilir?

Daha saymama gerek var mı? Anayasa değişikliğinin bütün maddeleri böyle. Onların her birine bir paragraf açsam bu sütun tabii ki yetmez. O yüzden herkes vicdanıyla baş başa kalıp anayasa değişikliğinin bu ülkeye ne getireceğini iyi düşünmeli. İnanın ki 26 maddeden oluşan değişiklik teklifi içinde bireye zarar verecek, toplumu huzursuz edecek, demokratik çıtayı aşağıya çekecek hiçbir unsur bulunmuyor. O yüzden 'Hayır' cephesi ısrarla paketin muhtevasını eleştirmiyor; tartışmayı siyasî ağız dalaşına dönüştürüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan düşmanlığı ve AK Parti karşıtlığı üzerinden 'Hayır cephesi' oluşturmak, referandum kültürünün yerleşmemiş olmasından kaynaklanıyor. Referandumda herhangi bir partiyi oylamıyoruz ki! Önümüzde bir anayasa değişikliği duruyor. O öneriyi masaya tek tek yatırmak ve ülkemiz adına bir karar vermek varken...

Sonuç 'Hayır' çıkarsa MHP mi kazançlı çıkacak? Hayır! CHP mi? Asla! BDP mi? Ne mümkün! Evet çıkarsa kim kazanacak? Bu sorunun cevabını subjektif analizlere bırakmamak gerekiyor. 26 maddelik anayasa değişikliğinde birey ve toplum adına ne öngörülüysa ona bakmak şart. "Evet çıkarsa bu işten AK Parti kârlı çıkar!" gibi küçük bir hesabın altında ezilmeye gerek yok. Çünkü 'Evet' sonucu bir partiye değil; demokratik standartların yükselmesine verilen destektir. "Güçlü bir 'Evet' çıkarsa Erdoğan'ın artık önü alınamaz." gibi basit bit mantık kurgusuyla referanduma yaklaşılmaz. Çünkü çıkacak sonuç bir liderin güvenoylaması değil; bu milletin demokratik taleplerinin neticesidir. En iyisi şöyle yapalım: 12 Eylül'de sandığa gittiğimizde vereceğimiz oy ekseriyetle çıkarsa, bu sonucun ülkeye ne fayda sağlayacağını ya da zararının ne olacağını hesap edelim.


Ne broşürmüş ama!

Hafta içinde bir broşür yayımladık. İki ana bölümden oluşuyordu çalışma. "Neyi oylayacağız?" diye bir soru yöneltiliyor ve anayasa paketinde yer alan değişiklikler tek tek sıralanıyordu. Birinci bölümde ise kimlerin 'Evet', kimlerin 'Hayır' diyeceğine dair bir tablo çıkarılmıştı. Referanduma iki hafta kala yapılan bu çalışma gerçekten de aydınlatıcı bir dokümandı, olabildiğince anlaşılır bir dille ve somut verilerle okura sesleniyordu. Okurlarımızdan ve sivil toplum kuruluşlarından tebrikler, takdirler aldık. Hatta bazı STK'lar bu ekin kendileri için de basılmasını talep etti. Emeği geçen arkadaşlarımızı tebrik ediyoruz...

Ne var ki, referandum ekine içerleyenler de oldu. Bu da normaldir. Referandumu hâlâ siyaset sanan çok sayıda insan bulunmakta. Referandum kültürü oluştukça referandumun bir genel seçim olmadığı, partizanlığa feda edilmemesi gerektiği daha iyi anlaşılacak. Her neyse... Bir meslektaşımız (aynı zamanda eski bir arkadaşımız) Hürriyet'te sert bir yazı kaleme aldı. Onun iddiasına göre 'Evet' ve 'Hayır' diyen meşhur kişiler sıralanırken PKK lideri de 'Hayır'cı gösterilmiş. Yazıyı bunun üzerine kurunca esmiş yağmış arkadaş. İyi de bu bilgi yanlış. Sanırım ek görülmeden kaleme alınmış. Nitekim, Postmedya adında bir internet sitesi (gazetecilik reflekslerini tebrik ediyorum) merak edip eki bulmuş ve oradaki somut bilgi ile Hürriyet sütunlarında yer verilen yazı arasındaki farkı anında yakalamış. Postmedya diyor ki: 1- Ek pazartesi değil, salı günü yayımlandı 2- Ekte PKK lideri 'Hayır'cılar arasında değil; boykotçular arasında zikrediliyor. El hak doğrudur. Hürriyet'te yer alan bilgi yanlıştır. Yorum hatasına (çok insafsız ve hakaretamiz değilse) bir şey diyemem; ancak bilgi hatası özür dilemeyi gerektirir...

MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli de bir TV kanalında bu ekten duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş. Üzücü. Bir siyasî parti liderinin en temel görevi, arkasındaki kitleyle toplumun bütün kesimlerini (özellikle de ruhen kendilerine uzak olamayanları) kucaklaştırmaktır; partiyi halktan koparmak ve marjinal hale getirmek değil. Bir gazete ekini ya da referandum gibi milletimiz için hayatî önemi haiz bir konuda yapılan yayını bahane ederek saygın kişilere laf yetiştirmek ve bunu bir huy haline getirmek, en hafif tabiriyle merhum Alparslan Türkeş'in emanetini anlamamak demektir.


[Referanduma doğru]

SORU: BDP'nin aldığı boykot kararının Kürt siyaseti açısından bir açıklaması var mıdır? 13 Eylül sabahı, BDP bu referandum sürecinden kazançlı çıkacak mıdır?

CEVAP: Bununla alakalı beklenen itiraf önceki gün Diyarbakır Belediye Başkanı BDP'li Osman Baydemir'den geldi. Baydemir, 13 Eylül sabahında kendilerini bekleyen tehlikeyi şöyle ifade etti: "Diyarbakır'daki boykot oranı yüzde 51'in altında olursa, boykot kampanyasını sürdüren BDP'nin ve belediye başkanı olarak benim meşruiyetim tartışma konusudur." Bugüne kadar mevcut sistemden en çok canı yanan topluluklardan birisi de şüphesiz Kürtler. Bugün "Kürt açılımı" olarak başlayan sürecin, "Demokratik açılım" diye adlandırılması manidar. Çünkü Kürtlerin yaşadığı acıların temelinde, Türkiye'nin demokratik olmayan yapıları var. Başbakan'ın Diyarbakır mitinginde adını andığı Musa Anter ve benzeri "faili meçhul" cinayetlerin üstünün örtülmesinde en çok sorumluluk hiç kuşkusuz 12 Eylül rejiminin. Kürt halkı askerî mahkemelerde gözden kaybolan insanları da iyi biliyor, olağanüstü hal (OHAL) döneminde yaşanan acıları da, Diyarbakır Hapishanesi'ndeki işkenceleri de. Referandumda oylanacak metinde, "Kürtleri doğrudan ilgilendiren maddeler yok." desek de, mevcut sistemin tıkanıklıklarının giderilmesi, en çok da Kürt halkını ilgilendiriyor.

Bütün bunları çok iyi bilen BDP de, doğrudan 'Hayır' kampanyası yürütemeyeceğini görerek minderin dışına çıkmaya çalışıyor. Ancak, 12 Eylül'de bütün Türkiye'yi ilgilendirecek bir halkoylamasında, minder dışında kalmanın, BDP kurulurken verilen sözlerle örtüşmediğini akıl edemiyor. Hatırlarsanız, Anayasa Mahkemesi DTP'yi kapattığında, bizzat Genel Başkan Selahattin Demirtaş tarafından, yeni partinin "Türkiye'nin partisi" olacağı sözü verilmişti. Şimdiyse, sandığı boykot ederek Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek böyle bir oylamada söyleyecek bir sözü olmadığını deklare ediyor. 13 Eylül sabahına varmadan önce hem partililer hem de Kürtler Baydemir'in şu sözlerini düşünmeli: "Protesto kampanyasını yürütüyorum ama sandık başına gitme oranı yüzde 55 olursa o zaman ben kendimi sorgularım. 'Ben bu halkı doğru temsil etmiyorum' derim ve gereğini de yaparım." Türkiye partisi olmaktan uzaklaşan BDP, bölge halkını da temsil edemediğini görürse ne olur?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89