• BIST 88.258
  • Altın 145,293
  • Dolar 3,5933
  • Euro 3,8004
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 4 °C

Eğitim üzerine bir iki hatırlatma…

Ersin Tek

‘‘Alınyazısı, kalıtım, eğitim, bunların biri nerede bitip, öteki nerede başlıyor? Bir an için durup düşündüğünde bütün bunların içinde saklı olan gizem insanı korkutuyor.’’ 

Eğitimin genel bir tanımı yok. Olamaz da. Bir şeyin sınırlarını ortaya koymadan bir tanımlama yapılamaz çünkü. Eğitimin de bir sınırı yok. Bir süreklilik hali… Düşünsel, kavramsal, eylemsel bir faaliyetten öte, bir var olma biçimi.

Farklı düşünürlerin, değişik tanımlamaları var bu konuda. Tüm eğitim tanımlarında ortak özellik, ‘bir kasıt’ın var olduğudur. Yani, kişiyi belli bir amaç için değiştirme söz konusudur. Kaçınılmaz olarak pragmatist bir durumun var olduğundan söz edilebilir. 

Bu tanımlardan çıkan anlama göre; eğitim, kasıtlı-özel ve belirlenmiş- hedefler için insani ruhlara verilen özel bir biçimden ibarettir. Aksi takdirde, insan serbest bırakılırsa bizim yaşamımıza ve hedeflerimize yaramayacak bir şekilde gelişecektir. Sosyolojik düşünceye-ya da dini düşünceye- göre, ona bu kalıbı vermemiz, onun bu kalıplar içinde gelişmesi, hareket etmesi, isteğe ve zamana uygun düşecek şekilde davranması içindir. 

Bu anlam, insan iradesi ve felsefi özgürlük babında tartışılır… 

Eğitim insanın doğumundan ölümüne kadar sürüverir. İnsanın her bir an’ı eğitim için yaratılmıştır. Aslında eğitim dediğimiz şey, o belirlenmiş an’a varmak içindir. Bütün kurumların içinde ve dışındadır. Eğitimin içinde ışık vardır. Nedir ışık? Bilinçtir bu ışık. Farkında olma halidir. Bilinçlilik an’ının hayali-dikkatten kesilmemek-dir. Her birey kendi yaşamının çemberinden geçerek yapacaktır bunu. 

Eğitimin özünde iyilik vardır, derler. Oysa hayatta kazanan hep kötülük olmak zorundadır. Kötülük sürekliliği belirler çünkü. Hayatın sürmesi-devamlılığı- için bu şart. Büyük bir paradokstur. İyilik kazanan olsa idi eğer, kaotik bir şey olurdu. Eğitim bu sürekliliği kesemediği gibi, değiştiremez de. Yapabildiği tek şey bir format kazandırmaktır. Böylece müdahalelerle yaşamı-gidişatı- kendisince anlaşılır kılma uğraşı verir. Hepsi bu. Bütün anlam, bu uğraşın içinde -kendi özünde- saklı. 

Eğitimde önemli bir ayrıntı, ‘uyum sağlama’ konusudur. İnsanın kültüre uyum sağlaması, doğaya uyum sağlaması vs… İnsan doğası gereği, uyum sağlama yeteneğine sahiptir ve çoğu zaman da, var olanı kendine uydurabiliyor. Bu, onun varolma biçimi-kavgası- ve belki de ona kodlanmış bir zorunluluktan ileri geliyor. Uyum sağlamak için de, zorunlu olarak bir öğrenmeler ağına giriyor; öğrenemediği takdirde, uyum sağlama yeteneği azalıyor ve bir yerden sonra işlevsiz bir hale dönüşüp, yok olup gidiyor. 

Genç beyinler daha güçlü bir uyum sağlama-öğrenme- yeteneğine sahiptirler. İleriki yaşlarda bu uyum sorunu gittikçe zorlaşıyor çünkü. Bundan ötürüdür ki eğitim öncelikli hedeflerine genç beyinlerde daha hızlı ve daha doğru bir şekilde kavuşuyor.

Lakin bu noktada büyük bir tehlike var. O da ideolojiler. Genç beyinlerin bu yönünü bilen ideolojik güçler pusuda bekliyor. Çünkü biliyorlar ki ideolojilerin ve eylemselliğin işlev kazanabileceği en uygun yer genç beyinlerdir. 

Mümtaz’er Törköne’nin de dile getirdiği gibi: ‘‘Cahil kalmanın ve cehaletle barışık yaşamanın en kestirme yolu bir ideolojiye bağlanmaktır. Her sorunun cevabını vermeye hazır bir ideoloji yanı başınızda dururken, neden yeni şeyler öğrenme zahmetine katlanacaksınız?

Üstelik bağlandığınız ideolojiyi bilmeniz de gerekmez. Her sorunun cevabının o ideolojinin içinde bulunduğuna yürekten inanmanız yeterlidir.

Somut örnek milliyetçilik. Büyük işler başarmış büyük mü büyük bir millete mensupsunuz. O kadar büyük ki, bir baltaya sap olamasanız bile sizi de büyük yapmak için yeterli. Bu ideolojiye dört elle sarıldığınız zaman, kahraman ve büyük bir milletin mensubu olarak zaten yeteri kadar büyük oluyorsunuz. O kocaman egoya, dirseğinizi çürütüp yeni şeyler öğrenmek, dünyada olup bitenleri takip etmek hiç yakışır mı? Milliyetçiliğin cehaletle eş anlamlı bir siyasî kişilik olarak karşınıza çıkması, bu genel kurala dayanmasından kaynaklanıyor.’’

Törküne bu acımasız eğitim çarkının içinden geçmiş biri olarak devamında şunları söylüyordu: ‘‘Genç beyinlere bir ideolojiyi zerk etmekle görevli öğretmenlerden eğitim adına hiçbir hayır gelmediğini tecrübe ederek öğrenmedik mi? Çünkü ideolojik görev, ideolojinin sığlığı ve ilkelliği ile müsavi bir öğretmen kalitesi üretir.’’ 

Ülkenin bugün çözülemez görünen sorunların temelinde bu anlayış var. Bu anlayış hâlâ da terk edilmiş değil. Terk edilmesi de uzun bir zaman alacak gibi. Ama aşılacak bütün bunlar eninde sonunda. Çünkü akan ve değiştiren bir hayat var. Değişim olduğu sürece eğitim de var olacak ve eğitim, bir mekânla, bir alanla sınırlandırılamayacak. Sınırlılığın içindeki sınırsızlık ihtiyacı…

Pedagojik formasyon eğitiminde, eğitim denilince; girdi, işlem ve çıktıdan bahsedilir. Tabi ki, bir de dönütten. Ve ayrıca eğitim, profesyonellerin işidir denilir. 

İster istemez insanın aklına kışkırtıcı bir soru düşüyor: Eğer eğitim bir süreç işi ise, bir çıktıdan bahsetmek ne kadar doğru olur? Her birimiz kendi yaşantımız içinde ham kalmaya mecbur iken, profesyonellik ne? Profesyonel olan kim? Profesyonel olmayan kim? 

İşin esprisi, formal ve informal eğitim arasındaki uyuşmazlıkta-çelişkide- saklı. 

Zaten hayat dediğimiz şey, bu uyuşmazlıklardan -bu çelişkilerden, bu gelgitlerden- doğmuyor mu? Çelişkilerimizle yaratırız hayatı. Çelişkilerimizle var oluruz. Ama eğitim tanımı üzerine yoğunlaşanların bütün uğraşı; formal eğitim ile informal eğitimi uzlaştırmak, çelişkileri öldürmek; hatta formal eğitimin yardımıyla, informal eğitimi öldürmek. Bütün uğraş bu… 

Gündemimizi meşgul etmesi gereken soru şu: Kendi çocuklarımızı, gençlerimizi nasıl eğiteceğiz?

Ruhunu kurumsal eğitim prangasından kurtararak, özünü özgürleştirip gerçek hayat paradigmalarını keşfetmesine yol açarak yapabiliriz bunu. 

Ve sözün kısası; insan davranışlarını olumlu yönde değiştirmeyi hedefleyen eğitim, eğer bu davranış değişikliğini belli bir kat sayını üzerine çıkaramıyorsa, ortalamanın üzerinde bir ‘içsel değişim’ sağlayamıyorsa, oturup yeniden düşünmeli…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89