• BIST 106.991
  • Altın 152,004
  • Dolar 3,6781
  • Euro 4,3218
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 19 °C

Duygusal(korkak) olmayın!

Ersin Tek

Gündem yogundu ama.

Gaziantep’teki patlamadan sonra, yoğunluk yerini katı bir kirliliğe ve eski bir senaryoya bıraktı. 

Makus talih yine devreye girip, ipleri eline aldı. 

Sosyal medyada haberinin yayılma hızı yüksek olduğundan, bu durum(patlama) birden nefret ve kınama salyalarına, acıları ve ölü sayılarını istismar etmeye dönüştü. 

Eski bir senaryo işte, bu ülkede iradesi ve aklı yerinde olan biri bu durumu hemen farkeder. 

Daha sonra, 

''''……

Kılıç kınından çıkmadıkça, it sürüsü dağılmaz.

PKK'ya ölümcül bir darbe vurulmadığı sürece, müzakere masalarından cenazeler kalkmaya devam eder.

Terör örgütü elebaşları kral gibi Kandil'de güven içerisinde yaşadığı müddetce daha anamız çok ağlayacak! Ağla sevgili ülkem...

……''''''

türünden cümleler Twitter’de, Facebook’da, Haber sitelerinde gırla dolaşıp durdu... 

Bunları yazanlar ölü sevicileri idi, beğenip çoğaltanlar ise ülkenin bilindik köşe yazarları... 

Ahmaklık dizboyu. 

Bu ötekileştirici, yıkıcı, anlamsız sözleri yazanların ve çoğaltanların alayı korkak ve düzen tapıcılarıdır. Vatan milleti sevmezler, insan canına değer vermezler, yalan söylerler, sadece kendi konforlarını, kendi rantlarını düşünürler. 

Bunlar asalaktır, insanlık artığıdır, sevgiden, gerçek imandan yoksundur.

Şunu kesinkes belirteyim, bir insanın ölümüne sevinen kim olursa olsun ona lanet olsun; ve bu ülkede Kürtlere yapılmış/yapılan zulmü görmezden gelip susan, resmi tarihi, klişeleri, nefreti kusanlara da lanet olsun.

Hiçbir dava, hiçbir ideoloji, hiçbir zafer, bir insan canı kadar kutsal ve vazgeçilmez değildir. 

Lakin ne, kan, ölüm ve zulmün bitmesini istesek de isteğimiz olmayacak, bitmeyecek bütün bunlar. 

Çünkü,

Şeriati’nin belirttiği gibi: ‘‘Tarih, insanın kendisi gibi, yaratılışla başlayıp bütün zamana ve mekâna yayılmış diyalektik bir çelişkinin, iki zıt ve düşman kutup arasında sürekli bir savaşın hâkim olduğu kesintisiz bir olay zinciridir.’’ 

Bu iki zıt kutup; Habil kutbu ve Kabil kutbudur. 

İlk kanı Kabil döktü ve bu kan hiç silinmedi insanlığın ellerinden, tarihinden, hafızasından, silinmeyecek de. Habil kutbu ile Kabilin kutbunun savaşı kıyamete kadar sürecek, hak batıla(Habil Kabile) galip gelene kadar... 

Anlayacağınız, bütün bu yaşadıklarımız birer imtihan. Herkes kendi imtihanını veriyor. Ölen masum insanlar ve geriye kalan bizler için durum budur. Patlamada ölenler öldü, ama hakları kaybolmayacak, onları gören, işiten, bilen ve yanına alan, hesabını kolayca görecek olan bir Allah var. Ahiret var. Geriye kalan bizler ise onların katledişi ve bu kirli savaş üzerinden imtihanımızı sürdürmeye devam edeceğiz, kaçış yok, ta ki bizim de günümüz gelene kadar. 

Artık bu son olayı sizler nasıl yorumlar, neresinde durursunuz, sizin bileceğiniz bir iştir ve imtihanınız da durduğunuz yere göre şekillenecek ve hesabınıza yazılacak olan şey bunlar olacaktır. 

Ben böyle inanıyorum. 

Bu yüzden gazel okuyanları dinlemiyorum artık, dinlemek istemiyorum, dinlemeyeceğim. 

Sıkıldım! ezber konuşanlardan, kınayanlardan, korkaklardan, duygusallık çukuruna gömülenlerden... 

Bu kafalara sormak gerek: Siz bugüne kadar ne yaptınız, ne yapıyorsunuz bu ateşin sönmesi için, önce onu söyleyin? Söyleyin bakalım şimdi, gerçekten siz ne yaptınız/yapıyorsunuz bu ülke için? 

Cevabı, hiçbir şey. 

Yaptıkları tek şey ülkenin/insanlığın havasını kirletmek, sistemin zulmüne kılıf uydurmak, iktidarlara payanda olmak, linç girişimleri için taşeronluk yapmak, kendini aldatmak… 

Kınamakla, küfretmekle, susmakla, laf kalabalığı, iktidara yaltaklık etmekle bitseydi eğer şimdiye kadar biterdi bu sorun. Ama görülüyor ki, bitmiyor ve bitmeyecek. O zaman doğru yerden bakmak ve doğru şeyleri söylemek gerekiyor. 

Ve, 

komplo teorileri üretenleri, asalım keselim biçelim, kökten yok edelim, türünden sözleri sıralayanları ekranlara çıkarırıp ve halkın hassasiyetinin arttığı, ferasetin düğümlendiği böyle anları özellikle fırsat bilen medya ve halk da her defasında bu kafayla söylenen her şeyi yutarsa, bu iş böyle devam eder ve patlamalar, sivil ölümler, öldürmeler, haksızlıklar, sorunlar, ahmaklıklar hiç bitmez...

Mamafih biliyorum ki, orta vadede hiçbir şey değişmeyecek bu ülkede. Yarın medyada yazılanlara, çizilenlere, söylenenlere dikkat kesilin, anlarsınız bunu; aynı adamlar, aynı klişeler, aynı oyunlar… 

İbn-i Haldun’a rahmet okumak gerek, gerçeği çok önceden söylediği için; ‘‘Geçmiş geleceğe suyun suya benzediği kadar benzer!’’ 

Bu benzerlik bu ülkede tescillenmiştir. Yarında aynısı olacak. 

Çünkü, bu toplum duygusallık ilacıyla aptal bir makineye dönüştürüldü. Akıl, irade, basiret, feraset uçuvermiş avuçlarından. 

Sömürü iktidarlarının bir halka yapacağı en akıllı ve en zalimce şey bu idi, onları duygusallık çukuruna itmek. Böylece sömürmek, adaltmak, pasifleştirip uyuşturmak, sorgulama yetisini almak, kendine taptırmak daha kolay olacaktır. 

Bir vicdanın/beyinin: bir ölüme sevinip oh olsun çekip, bir başka ölüme ise üzülüp lanet yağdıyorsa; ölümleri birbiriyle yarıştırıp, sayısal değerlere çevirip siyaset üretiyorsa; hüngür hünğür ağlayıp, sonra gidip keselim, biçelim, anasını avradını…. vs. kadar gidiyorsa; hiçbir şey yapmadan, sorgulamadan, düşünmeden, bağrı yanık bir şekilde namaza durup, Gayretullah’a sığınıyorsa; en azgın şekilde beddua ediyorsa, nasıl bir duygusallık(korkaklık, kölelik, veya başka bir şey) çukurunda boğulduğunu artık siz düşünün… 

Kürt meselesi var bu ülkede. İster kabul edin ister etmeyin, gerçek budur. 

Yarım ağızla ulus devlet, eşitsizlik sorunudur deyip, ama Türk devletinin varlığına, iktidarın samimiyetsiz, ötekileştirici politikalarına, medyadaki yazarların ahmaklığına laf etmeyen, habire kutsayanların, böylesi anlarda tek gerçeği, duygusallıktır; kendini kandırma, karşıdakini kandırma, laf kalabalığı ve ajitasyon... 

Duyğusallığa boğulan(faşistin) biri şöyle yazmış Twitter’da: ''Susalım feryadımız Gayretullaha dokunsun! Mevla bu belayı başımızdan def edip Pkk'yı yerin dibine batırsın!''

Gönlü rahat olsun bu faşistin, Gayretullah'a dokunuyor bu söyledikleri, hem de öyle bir dokunuyor, ve bilsin ki, Gayretullah bu faşisti ve bunun gibi susanları, doğruyu konuşmayanları, kardeşlik hukuna riyaet etmeyenleri, egemenliği adilce bölüştürmeyenleri, dar kafalıları öyle bir azapla yakalayıverecek ki, o zaman vatan millet sakarya nakaratları da kurtaramayacak... 

Bu patlama olacaktı, biliniyordu ve devamı da gelecek. Nerden mi biliyorum? Çünkü, medyadaki istihbarat artığı köşe yazarları çok önceleri yazmıştı bunları ve yarın yine yazacaklar, kandırmasın kimse ne kendini, ne de başkasını... 

Kınamakla, nefretle, linçle, öfkeyle, almamazlıkla geçti bu ülkenin yılları, ama bitmedi, sönmedi bu ateş, sönmeyecek; kınamak, nefreti çoğaltmak, linç kültürünü yaygınlaştırmak, sistemin ürettiği beyinlerin çaresizliği ve sadakati sadece, gerçek ve çözüm ise bunların çok uzağında, birlik ve beraberlikte... 

Birlik olmak için de, öncelikle 'kınama ve nefret' salyalarının bitmesinin gerekliliğinden ve Kürtleri düşman olarak görmenin anlamsızlığını anlamalı ve kabul etmelidir herkes.

Bilinmelidir ki; 

İktidarlar halkları hep altın bir tepside sunmuşlardır ölüme, ve buna karşı çıkmayı, bu durumu değiştirmeyi çok zor olarak belletmiştir halka; tabii halk(insan psikolojisi) da zor olanın bedel istediğini, ve bu bedeli vermenin kurulu düzenlerini bozacaklarını, rahatlarının kaçacağını iyi bildikleri için, ikitarlara karşı susar, köleliğini kabul edip içselleştirir, duygusallığın en derin çukuruna batarak zor olanın arkasına sığınmaya başlar; böylece omuzundaki sorumluluktan kurtularak, hakikati istemekten, sorgulamaktan, söylemekten, bu ateşe su dökmekten uzak durur, ve hatta yeri geldiğinde ateşi biraz daha alevdirir, iktidara yaranmak için; sonra da, korkaklıkla sıranın kendine geleceği günü, geçici yaşamına bırakarak, kendini kandırmaya, uyuşturmaya, süfli bir keyife teslim ederek bekler; ‘Demirci Kawa’ hikayesi de bundan ibarettir. 

Tarih diyor ki: bu bedeli ödeyecek, irade ve aklı özgür olan birileri her zaman için çıkmıştır/çıkacaktır, böyle sürü gitmez. 

Muhammed İkbal dediği gibi: Adalet, değeri ölçülmeyecek bir hazinedir, ancak onu merhamet duygusunun çapulculuğundan korumak gerek.''

Bu halka yapılan büyük zulüm onları duygusallık çukuruna gömüp, koyun gibi gütmektir; iktidarlar ve işbirlikçiler bunu yaptı bugüne kadar. Artık yeter. Halk uyanmalı, bu çukurdan çıkmalıdır. Adaleti acıma ve merhametin çapulculuğundan korumalıdır. 

O yüzden hakikat zor zamanda söylenir. Hakikat böyle daha etkili olur. Değiştirici, dönüştürücü olur. Yoksa rahat zamanda söylenen hakikat, hakikat değildir, iki yüzlülüktür, yalandır.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89