• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 1 °C

Düşük yoğunluklu çözüm süreci

Kadri Gürsel

BDP eş genel başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş önceki akşam aralarında bulunduğum bir grup köşe yazarıyla bir araya gelerek “barış süreci”nde yaşanan sorunlarla ilgili görüş ve değerlendirmelerini paylaştı.

Bu yazının başlığına çıkardığım “düşük yoğunluklu çözüm süreci” ifadesini de ilk kez Kışanak’tan duydum. Kışanak, devlet ve PKK arasındaki “düşük yoğunluklu savaş”ı takip eden ve kamuoyunda “barış süreci” olarak adlandırılan son bir yıllık dönemde bugün yaşanan tıkanmanın niteliğini, “düşük yoğunluklu çözüm süreci” olarak adlandırıyor.

Kışanak’a göre süreçte bir tıkanma var ama bu tıkanma sürecin bittiği anlamına da gelmiyor.

Kışanak “düşük yoğunluklu çözüm süreci” ifadesinin anlamını şöyle tarif ediyor:

“Tam çözüme tekabül etmeyen, beklentileri karşılamayan, geren ama koparmayan bir süreçten bahsedilebilir. Hükümet olası bir krizin sorumluluğunu Kürt tarafına ihale eden bir yaklaşım içinde ve kendisinin adım atmadığını kabule de yanaşmıyor. (...) Hükümetin üslubu Kürtlerle toplumsal bir barışa hazır olduğu intibaını vermiyor.”

Çözüm sürecinin tıkanarak, Kışanak’ın tabiriyle “düşük yoğunluklu” bir hal almasında, çatışmaları uzlaşma ile çözümlemeyi hedefleyen bütün politik süreçlerin doğasındaki “karşılıklılık” ilkesine riayet edilmemesinin yattığını teslim etmeliyiz.

Hatırlanacağı gibi Kürt hareketinin sözcüleri süreci iki aşamada telakki ediyordu. Birinci aşamada ateşkes, PKK’nın elindeki rehinelerin serbest bırakılması ve silahlı güçlerin Türkiye’yi terk etmesi vardı.

PKK bu adımlar atılır ve çekilme sürerken hükümet cenahından Abdullah Öcalan’ın durumunun iyileştirilmesi, KCK tutuklularının serbest bırakılması, seçim barajının düşürülmesi ve ana dilde eğitim hakkının tanınması gibi bazı “güven artırıcı adımlar” atılmasını bekledi.

Kandil, bu adımların hiçbirinin atılmadığı gerekçesiyle 9 Eylül’de çekilme sürecini askıya aldığını açıkladı. Başbakan Erdoğan’ın 30 Eylül’de açıkladığı “paket”in içeriği ise çekilmenin yeniden başlaması için yeterli bulunmadı.

Kışanak ve Demirtaş ikinci aşamayı, “hükümetin adımlar atması gereken aşama” olarak gördüklerini bir kez daha dile getirdiler.

Sürecin vazgeçilmez aktörü Öcalan’ın bu aşamadaki konumu ve işlevinin ne olacağı da önem taşıyor.

Kışanak ve Demirtaş, Öcalan’ın düşünce ve taleplerini bizlerle paylaştı.

Demirtaş’tan aktarıyorum:

“Öcalan’la yaptığımız son üç dört görüşmede umudunun azaldığını gördük. Vazgeçen bir tarzı yok. Israr ediyor. Gelinen noktayı küçümsemiyor; kendisiyle görüşülmesini önemsiyor ama hükümete de kızıyor. Görüşmelerin kalitesi artmadığı takdirde Öcalan bunu devam ettirmeyecektir. Önem veriyor, değer veriyor ama bundan sonra artık diyaloğun müzakereye evrilmesi gerektiğini söylüyor. ‘Ben müzakere eden kişi olmalıyım. Hükümetle bugüne kadar yaptığımız gibi konuşmaya devam edersek olmaz’ diyor. Konuşmanın derinleştirilmesini istiyor. Hükümetin süreci kurtarmasının tek yolu görüşmelerin niteliğini derinleştirmektir.”

Demirtaş Öcalan’ın üç talebini şöyle sıralıyor:

Dış temas (Öcalan’ın aydınlar ve medyayla görüşmesinin sağlanması).

“İzleme Heyeti” oluşturulması (Türkiye’den aydınların iki tarafın da tanıdığı bir heyet halinde müzakerelere ve sürece nezaret etmeleri).

Ve hükümetin artık çözüm projesini ortaya koyması...

Demirtaş, Öcalan’ın “Silahı siyasetin aracı olarak elimizden çıkardık; o zaman bize siyaseti sürdürebilmek için yeni araçlar sunulmalıdır. Biz silahı bırakırken bu üç önerimizi kabule yanaşmıyorlarsa ben bu süreci neden sürdüreyim” diye düşündüğünü naklediyor.

Kışanak da “Öcalan’ın sürecin mevcut durumunu lunaparklardaki sallanan ama bir yere gitmeyen rodeo atlarına benzettiğini” söyledi.

Bu yazıyı bitirmeden BDP’nin, İmralı heyetlerine hükümetin uyguladığı vetolardan son derece rahatsız olduğunu da kaydedelim.

Demirtaş, “Hükümetin adım atması gereken bir aşamada heyetlere yapılan müdahaleleri kabul etmeyeceğimizi bildirdik. Bir kez daha ciddi müdahale görürsek durumu gözden geçireceğiz” diyor.

Yarınki yazıda Kandil’in sertleşen tutumu ve Suriye sorununu birlikte ele alacağım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89