• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -8 °C

Dört sıçrama!

Ali Bulaç

Yakın siyasi tarihimizde İslam dünyası üç ayrı havzada dört sıçrama yaptı.

Bunlardan ilki 1973'te başında Kral Faysal'ın bulunduğu Suudi Arabistan'ın Batı'ya karşı petrol ambargosu kararı alması; ikincisi İran'da 1979 yılında gerçekleşen İslam devrimi; üçüncüsü Türkiye'de İslami grup, cemaat ve dindar kesimlerin bir tür ittifakla destekledikleri AK Parti'nin iktidara gelmesi; sonuncusu da 30 yıllık Mübarek otokrasisini deviren Tahrir patlamalarından sonra Müslüman Kardeşler'in Mısır'da iktidar olması.

Faysal kraldı (melik). Fakat Batı'yla barışık değildi, Batı'nın askeri, politik ve kültürel tahakküm ve hegemonyasının farkındaydı. Hatta biraz daha deşilse antiemperyalist olduğu dahi söylenebilir. Ambargo konusunu görüşmek üzere zamanın ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'i hayli yorucu bir yolculuktan sonra çölün derinliklerinde bir çadırda kabul etmişti, sebebini soran Kissinger'e “Biz bu çöllerden ve çadırlardan şehirlere gittik, gerekirse tekrar çöle döner, keçi eti yer, deve sütü içeriz. Ama siz petrolsüz yaşayamazsınız.” demişti. Kissinger altı ciddi, üstü şaka “Güç kullanır kuyuları kontrol ederiz.” dediğinde rahmetli Faysal “Hepsini ateşe veririz.” demişti. Kissinger, biraz daha ciddileşen ses tonuyla “Biz de itfaiye ordularıyla söndürürüz.” demişti ki, sonraları Ortadoğu'da denetimi elde tutacak olan tüm ordular ve yöneticiler “itfaiyeci” Unvanını alacaklardı. Nixon'a göre Türkiye, İran ve Mısır “karakol”, diğerleri “benzinlikler”di.

Kral, Batı'ya kuru kuruya ambargolarla karşı konulmayacağının farkındaydı; iyi sosyal ve ekonomik politikaların desteğinde güçlü bir ideoloji, altı sağlam bir akide ve düşünce olmalıydı. Bu mülahazalarla Nasır'ın zulmünden kaçan İhvan'a kucak açtı, onların düşünceleriyle Arap Âleminin ayağa kalkmasını istedi, bu amaçla rahmetli Seyyid Kutup'un tefsirini 24 saat yayınlayan bir radyo kanalı açtı. Fakat bilindiği üzere melik, itfaiyeciler tarafından öldürüldü. Onun politik ve fikri mirası devam ettirilseydi bugün durum farklı olabilirdi.

İkinci büyük hadise tabii ki İslam devrimidir. 78 yaşında bir molla milyonları harekete geçirip  tarihin en köklü monarşisine son verdi; mehdi bekleyen bir halkı İslam cumhuriyetine razı etti ve İslam âleminin bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarını ümmetin tamamının malı olarak “fey” hükmünde olabileceğini söyledi. Dahası İslam'ın asıl düşmanının komünizm ve Sovyetler olmayıp –ki onların pek yakında yıkılacaklarını söyledi ve öyle oldu- Amerika ve Batı olduğunu, onların eğitim sisteminden geçen aydınların çekirgelerin tarlalardan çekilirken geride bıraktıkları yumurtalar olup yeni sömürgecilerin çekirgeleri olarak İslam âlemini istila etme görevini üstlendiklerini; İslam'ın güçlenmesinin yegane yolunun “milli çıkar” hesabı yapmayıp İran'ın kendini İslam için feda etmesinde yattığını söyledi. Cengiz Çandar'ın deyimiyle “İslam devrimi devrimler içinde devrim, İslam içinde devrim, Şiilik içinde devrimdi.” İmam Humeyni de İran'ı ancak 10 sene Batı tarihinin döşediği rayın dışında tutabildi; ikinci cumhuriyetle İran, Saddam'ın başlattığı savaş dolayısıyla içine kapandı; bu kapanma ile mezhebi ve milli/milliyetçi refleksler öne çıktı. Devrimin başına gelebilecek en büyük felaket buydu.

AK Parti'nin iktidara gelmesi ve Ortadoğu'ya sıfır ihtilaf parolasıyla yönelmesi üçüncü sıçramaydı. Türklerin 100 sene sonra Araplara dönmesi, İran'la ilişkilerini iyileştirmesi, İsrail'le diyalog kurma imkanına sahip olması; toplumsal merkezde birikmiş enerjiyi bürokratik merkezi demokratikleşmeye zorlayacak şekilde harekete geçirmesi, ekonomiyi ve sosyal politikaları düzeltme hedefine yönelmesi, hukuk devletini tesis edecek reformlar yapması İslam dünyasının tamamını yepyeni bir heyecan dalgasına boğdu. “Tamam!” dendi. “Galiba bu sefer olacak, Türkler ayağa kalktı.” Fakat BOP eşbaşkanlığı, İttihatçı reflekslerin Suriye'de hortlaması ve üçüncü iktidar döneminde devletin kuruluş yıllarındaki fabrika ayarlarının devreye girmesiyle bu büyük fırsat da heba edildi.

İhvan'ın Mısır'da iktidar olması ve kanlı bir darbe ile devrilmesi her üç tecrübe ile ortaya çıkan dramatik sonuç kadar önemlidir. İhvan, kısacık dönemde kimseye baskı kurmadı, Camp David'e bağlı kalacağını da söyledi. Fakat bir kere daha düş kırıklığına uğradık?

Neden? Bu sorunun cevabı Arap, İran ve Türkiye havzasında aynıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89