ilkehaber.com
Ahmet Türk’ü çok ararsın Devlet Baba!
Ahmet Altan yazdı: Nevruz, Kemalizm ve din
Taraf'tan bir yazar daha ayrıldı!
Eski Bakan - Moderatör kavgası...
Taraf'tan rekor kar açıklaması

Ekrem Dumanlı / Zaman

Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Diyarbakır'ın verdiği ders

03 Ocak 2011 Pazartesi 15:26

Cumhurbaşkanı Gül'ün Diyarbakır ziyareti, tarihe düşülmüş önemli bir nottur. Halkla Cumhurbaşkanı'nın kucaklaşması, bir kısım karamsar yorumları da boşluğa düşürüyor. Halktaki coşku, parçalanma fikrinin değil, bir arada yaşama arzusunun son göstergesiydi. O sevgi seli, o coşku manzarası boşuna değil.

Medyanın temel bir yanılgısı ve yanlış bir yaklaşım biçimi Kürt sorununu bazen bambaşka bir mecraya savuruyor. PKK'ya ve ona yakınlığı ile bilinen partiye bütün Kürtlerin temsilcisi gibi davranılıyor. Bazen de o cenahtan gelen gürültülü sözlerin şehvetine kapılıyor medya. Tahrik edici cümlelerden başlık çıkarmak, ses getirici beyanlardan manşet devşirmek belki daha kolay geliyor gazete yöneticilerine. Tabii ki o cephe de sorunun bir parçası; ancak ne Kürtlerin tamamını temsil etme hakkına sahipler ne de bu sorun üzerine haciz koyacak güce. Zaten şu ana kadar elde edilen seçim sonuçları, örgüt ve güdümündeki partilerin bütün Kürtleri temsil etmediğinin açık göstergesidir.

Son dönemde yaşanan 'iki dil' tartışmasına özerklik gibi hararetli bir mevzu da eklenince Türkiye'de tansiyon bir hayli yükselmişti. Bu taleplerin eninde sonunda ülkeyi parçalanmaya götüreceği endişesi sarmıştı herkesi. Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) bildiri yayınlayıp sivil bir toplantıyı tehdit ediyor gibi konuşmasına usulen itiraz edilebilir; ancak bir gerçeği görmek şartıyla: Bazı BDP'lilerin ısrarla kaşıdığı konular sadece devlette değil, çok geniş halk kitlelerinde de endişeye sebebiyet veriyor.

Tahrik edici üslup aslında Kürtleri toplumun tamamından tecrit ediyor, öteki haline getiriyor. Barış ve Demokrasi Partili (BDP) bazı yetkililerin ya basireti tamamen bağlanmış ve bu gerçeği görmüyor ya da kışkırtıcı üslubu kasıtlı seçiyorlar. Seçim öncesinde tansiyonu yükseltmek BDP'ye de yarayabilir; lakin Kürtler ve Türkiye'de yaşayan diğer insanlar arasında açılan mesafeyi daha sonra kapatmak sanıldığı kadar kolay olmayabilir.

Türkiye eski Türkiye değil; Güneydoğu da eski Güneydoğu. Kürtlerin çok büyük çoğunluğu eskiden Güneydoğu'da yaşıyordu; şimdi bütün Türkiye'de yaşıyorlar. Bölmek istesen de artık bu iç içe gitmiş yapıyı bölemezsin. Zaten yüzyıllar boyunca aynı hamurla yoğrulmuş insanlardan bahsediyoruz. Aynı din, aynı gelenek, aynı kader... Akrabalık var, komşuluk var, ortaklık var... Bu kadar iç içe girmiş halkların değil fiilen bölünmesi, bunun sürekli konuşuluyor olması bile büyük yaralar açar. Öyle bir şey olsa (Allah korusun) bu kime yarar; Kürtlere mi? Asla. Türkiye'nin büyümesi ve bölgede önemli bir güç haline gelmesinden kim(ler) rahatsız ise bu meş'um senaryo ancak onların işine yarar. Kaldı ki ne gereği var bölünmenin, parçalanmanın, kurda kuşa yem olmanın?

"Canım biz bölünmek istemiyoruz ki!" deyip sonra bölünmeyi çağrıştıracak her şeyi yapmak, en hafif tabirle müraî bir yol seçmektir. Bu yolu yürüye yürüye aşındıran bazı insanlar halkın sesine kulak vermiyor. Görünüşe bakılırsa ya yaptıklarının sosyal sonuçlarını kestiremedikleri için bir maceraya kapılmış gidiyorlar; yahut yaklaşan seçimden ele avuca gelecek bir sonuç alabilmek için toplumun sinir uçlarıyla oynuyorlar. Aslında kullanılan bölücü dil, toplumu Kürtler ve Kürt olmayanlar diye ikiye ayırıyor ve en çok Kürtleri zor durumda bırakıyor. Bu durumdan Kürtlerin rahatsız olmaması mümkün değil. Çünkü kendini Kürtlerin temsilcisi diye takdim eden bir parti, Kürtleri toplumun tamamından koparacak bir yola sürüklüyor. Aslında ne malum parti Kürtlerin tamamını temsil ediyor ne de izlenen yol Kürtleri memnun edici özellikler taşıyor...

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Diyarbakır ziyareti, tarihe düşülmüş önemli bir nottur. Halkla Cumhurbaşkanı'nın kucaklaşması bir kısım karamsar yorumları da boşluğa düşürüyor. Halktaki coşku, parçalanma fikrinin değil, bir arada yaşama arzusunun son göstergesiydi. İki gün boyunca, orada yaşayan halk Cumhurbaşkanı'nı bağrına bastı. O sevgi seli, o coşku manzarası boşuna değil. Yediden yetmişe herkesin Gül'e gösterdiği teveccüh, birlik ve dirliğimizin sosyal bir yansımasıydı.

Ortaya çıkan manzara karşısında Cumhurbaşkanı halka şöyle seslenmiş:

"Bu gösterdiğiniz sevgi, muhabbet benim şahsımda milletimize, devletimize, vatanımıza gösterdiğiniz sevgidir. Bin yıldır kardeşiz. Hepinizi sevgi ve muhabbetle kucaklıyorum. Bu kardeşliği ve dostluğu ilelebet hep beraber yaşatacağız."

Sözün özü de budur zaten. Başka söze ne hacet!

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, TwitterTwitter, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÖNE ÇIKANLAR
GAZETE BAŞLIKLARI
ANKET
12 Eylül darbesini yapanlar yargılanmalı mı?