• BIST 108.153
  • Altın 153,903
  • Dolar 3,8325
  • Euro 4,5073
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 3 °C

Diyarbakır tedirginliği...

Oral Çalışlar

Diyarbakır’da tedirgin bir hava hissettiğimi yazmıştım. Aynı tedirginliği yalnız Diyarbakır değil BDP/PKK etkisinin güçlü olduğu birçok alanda hissetmek mümkün. Bu “siyasi eğilim”in yönlendirdiği yayın organlarında, sivil toplum kuruluşlarında “AKP’ye güvenilmez” diye özetlenebilecek bir “karamsarlık” (veya en iyimser ifadeyle “temkinlilik”) havası hâlâ küçümsenemeyecek düzeyde.

Toplumda yeni bir barış ve çözüm dilinin ilk çizgilerinin şekillendiği günlerde bu çevrelerdeki ruh hâlini neye yorabiliriz? Diyarbakır’da, tedirginlik gerekçelerine örnek olarak, Şahin Öner’in öldürülmesinden sonra yapılan “yalan resmî açıklama” ve Lice’de 10 PKK’lının öldürülmesi dile getiriliyor.

Geçmişte de bu tür görüşmelerin kırılmalara uğradığını, devletin “sorunun çözümü” yerine “Kürtleri teslim almak” doğrultusundan giden mantığını hatırlatanlar, “devlette oyun çoktur” diyorlar.

Devlet Kürtlere geçmişte çok oyun oynadı. Bugün de oynamayacağının garantisi yok. Bunları bir kenara yazdıktan sonra şunları da hesaba katmak gerekiyor: Bu ülkenin başbakanı milliyetçiliği reddettiğini kamuoyu önünde açıklayarak “Türk milliyetçiliğini de diğer milliyetçilikleri de ayağımın altına alırım” gibi bir ifade kullandı... CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu,“Haydi gitsin bunları Rize’de söylesin bakalım” diyerek, bu çıkışın radikal yönüne dikkat çeken bir yaklaşım sergiledi.

PKK lideri Öcalan, kamuoyu önünde ilk kez resmen bir çözüm aktörü olarak “ifade ediliyor”... BDP’li siyasetçilerle görüşmelerin “meşru çözüm görüşmeleri” olarak kabul edilmesi de “klasik akış”ın dışına çıkıldığını hissettiriyor.

Başbakan’ın ateşkesin ardından PKK’nın sınır dışına çıkması sırasında askerî operasyonlara girişilmeyeceği taahhüdü de önemli.

Geçmişin yol açtığı psikolojik birikim ortada... Ancak insan “hâlâ bu kadar güvensizlik, bu kadar tedirginlik neden” diye sormadan edemiyor. Bu tedirginliğin stratejik bir anlamının olup olmadığını da sorgulamak gerekiyor.

BDP, özellikle son yıllarda, siyaset arenasındaki rekabetin de etkisiyle, AK Parti ile çok ciddi bir çatışma içindeydi. Öcalan ise, askerin siyaset alanında güçlü olduğu dönemde, sorunun asıl olarak askerle çözülebileceği yönünde saptamalarda bulunuyordu. Öcalan’ın tutumu ve muhatap algısı, devlet içindeki “iktidar dönüşümü”ne bağlı olarak değişmiş görünüyor. Sürecin “AK Parti iktidarıyla çözüme götürülmesi”ni temel alan bir yönelim içinde.

Kürt siyaseti”nin geneline baktığımızda ise, henüz taşların yerine oturmadığını söyleyebiliriz. Özellikle bazı kesimlerin AK Parti’ye olan “derin tepki”sinin aynen devam etmesi ilginç. Kürt hareketinin soldaki bazı müttefiklerinin Erdoğan hükümetini hâlâ “baş düşman” olarak gördükleri açık.

Sonuç olarak, devlet içinde de, Kürtler içinde de, yaklaşmakta olan “dönüşüm ve çözüm süreci”ne mesafeli duran eğilimler geniş bir alanı kaplıyor. Tedirginlik ve çekingenliğin aşılabildiği oranda, olumlu ve üretken adımların hız kazanabileceğine inanıyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89