• BIST 107.324
  • Altın 143,294
  • Dolar 3,5602
  • Euro 4,1499
  • İstanbul 27 °C
  • Diyarbakır 35 °C
  • Ankara 25 °C
  • İzmir 32 °C
  • Berlin 15 °C

Diyarbakır-Rize Hattı

Fatma Barbarosoğlu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 2010 yılını Diyarbakır'da nihayetlendirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan 2011'i karşılamak üzere memleketi Rize- Güneysu'ya gitti.

Devletin zirvesindeki bu iki isim, adım attıkları her yerde vatandaşın sevgi seli ile karşılaştı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Diyarbakır gezisi önümüzdeki yıllara damgasını vuracak çok tarihi bir gezi.

Cumartesi günü Yasin Aktay'ın da belirttiği gibi, Cumhurbaşkanının gezisi sayesinde, başka bir "Diyarbakır gerçeği" ile karşılaştık. Ekran karşısına kilitlenmiş olan milyonlarca insan; Cumhurbaşkanına gösterilen sevgi ve saygı ile beraber, Diyarbakır'ın tarihi dokusu yüksek, medeniyetlerin beşiği bir şehir kimliğine sahip olduğuna tanık oldu. Bu tanıklığı, yaraların sarılması için şifalı bir nazar olarak değerlendiriyorum.

Cumhurbaşkanının Diyarbakır gezisini eleştiren MHP lideri Devlet Bahçeli'nin sözlerine, Başbakanın verdiği cevap son derece önemli.

Bu cevabın önemini önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı'nın görev süresinin uzaması ya da niyetlenmesi bağlamında hatırlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Prof.Dr. Şükrü Hanioğlu dün (2.01.2011) Sabah gazetesinde çok önemli bir yazı yayınladı. Bu yazıyı AK Parti, CHP, MHP, BDP ve bağımsız Kürt aydınları, kendi hatalarını bulmak üzere bir endam aynası olarak okumalı.

MHP'nin "akil adamlar"ının dünyanın yeni vizyonu konusunda Devlet Bahçeli'yi yeterince donatmadıklarını söylemek mümkün. Dünyanın gidişatı konusunda MHP'nin bir vizyon geliştirmesi gerekiyor. MHP bu günün vizyonunu sadece "bizi bölecekler" kaygısı ile sınırlamış durumda.Seçime bu sınırlanmışlık ile girecek.Talepleri olan bir kitleye, taleplerini duymazdan gelerek ya da bu talepleri sadece bölücülük üzerinden değerlendirerek yaklaşmak mümkün değil. Türkiye'yi yönetmeye talip bir liderin vizyonunun merkezi kaygı politikası olmamalı.

Bölgede 80 öncesi Ülkücü gençlik içinde yer almış Kürtlerin olduğunu biliyoruz. Geçmişte ülkücü kimliği benimsemiş olan bölge insanı ile MHP'nin politikaları üzerine bir çalıştay düzenlenebilse keşke. MHP, kendi söylemini iktidarın söylemini değilleme üzerinden inşa etmek hatasından kurtularak; kendi aktif politikasını oluşturması gerektiğini biran an önce idrak etmek zorunda.

MHP'nin Kürt gerçeği üzerinden aktif bir politika geliştirmesi ise hem partiye hem de Türkiye'ye çok güçlü refleks kazandırır.

Yazının başlığına bakarak şu soru akla gelebilir. Başlık Diyarbakır-Rize hattı ama yazıda yoğun olarak MHP'nin söyleminin yanlışlığı üzerinde duruluyor. Haklısınız. Başlıktan maksadım şu: AK Parti Türkiye'nin her tarafında olmaya çalışırken, MHP söylediklerinin sadece Orta Anadolu'da karşılık bulması üzerinden gidiyor. Oysa Devlet Bahçeli, Partisi'ni Türkiye'nin partisi yapabilmek için çaba sarf etmek zorunda.

BDP'nin politikalarına gelince... Olabildiğince keskin bir söylemi benimseyerek bölge halkının sempatisini toplamaya çalışıyor. Başlangıçta keskin bir söylem bir güç olarak anlaşılabilir. Ama uzun vadede vatandaş kendisini huzurlu yarınlara taşıyacak projeler ile ilgilenir. Bu bakımdan BDP'nin söylemlerine çeki düzen vermesini sağlayacak olan gerek Bölge'de gerek Türkiye'nin dört bir tarafında yaşayan Kürt vatandaşların tepkileridir. Kürtlerin ne istediği konusunda Türkiye'nin diğer bölgelerinin bir fikri yok. Çünkü esasında Kürtler de tam olarak ne istediklerini kendileri de bilmiyor. BDP bütün politikalarını AK Parti'yi zora sokmak üzerinden icra etmeye çalışıyor.

Cumhurbaşkanımızın, Diyarbakır'ın aşırı siyasallaşan şehir kimliğine vurgu yapması çok önemliydi. Diyarbakır'ın aynı bölgedeki diğer şehirlerle, Kahramanmaraş ve Gaziantep ile mukayesesi de.

Ancak belki bendeniz kaçırmışımdır ama, Şanlıurfa'nın ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Şanlıurfalıların hafızasında isimlendirmeden ötürü bir kırgınlık kıymığı asılı kaldı. Güneydoğu Bölgesinin üç ili Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri kahramanlıktan dolayı isimlerinin önüne unvan aldı. Antep 8 Şubat 1921'de "Gazi";Maraş 7 Şubat 1973'te "Kahraman"; Urfa 22 Haziran 1984'te "Şanlı" unvanını aldı.

Unvanların veriliş tarihi ile şehirlerin refah kazanması arasında bir doğru orantı olduğunu görmek şaşırtıcı.

Netice olarak dil tartışmalarına odaklandığımız şu günlerde "üslup" üzerine düşünmemiz gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89