• BIST 83.067
  • Altın 147,029
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 1 °C

Diyanet işleri başkanı sayın Mehmet Görmez’e!...

Abdullah Can

Saygıdeğer Başkanım!

Uğursuz Darbe gecesinden itibaren, gerek şahsınız, gerek camianız olarak darbe ve darbecilere karşı gösterdiğiniz “dik duruş” ve “emsalsiz direnişiniz” takdire şayandır. Özellikle teyakkuz ve direnişe çağrı anlamını taşıyan “Sala” talimatınız, nevi şahsına münhasır “inkılabî” bir adımdır. Darbeye karşı “manevi dinamikleri” canlı tutan beyanatlarınız, şükranlarımızı muciptir. Bu vesileyle, daha nice yıllar, sizleri aynı konumda görmek istediğimizi belirtmeliyim.

Değerli Başkanım!

Uğursuz 15 Temmuz Darbe Teşebbüsünün, “ilelebet” tarihe gömülmesini dilerken, başta müsebbipleri olmak üzere, darbenin ihdas ettiği maddi-manevi tahribatların “asla” unutulmaması gerektiğini hatırlatmak isterim. Şimdi “muhasebe” zamanıdır. İdarî ve adlî planda atılan adımlar, Türkiye Tarihi açısından birer “devrim” niteliğindedir. Bu adımları, Diyanet’teki “reformlar” izlemeli; sizlere olan muhabbet ve teveccühleri boşa çıkartmamalısınız! Bu çerçevede, sizlere yönelik taleplerimiz var; “istişarî” bağlamda arz ediyoruz:

Kadirşinas Başkanım!

Malumunuz olduğu vecihle, tarih boyunca, biz Müslümanların en çok başını ağrıtanlar, “din görünümlü” fırkalardır. Genellikle yanlış tefsir ve tevillerden yola çıkan bu fırkalar, Müslümanların hem inancını, hem sosyal düzenlerini ifsat etmişlerdir. Geçmişin Haricî ve Haşhaşîleri, günümüzün DAİŞ ve Fethullahçıları buna örnektirler. (Etnik ve ideolojik olanlarını dikkate almıyorum). Geçmiştekilerin hinterlandı zayıf, etkileri sınırlıydı. Günümüzdekilerin bilakis... Zira uluslararası emperyalist odaklarca beslenmektedirler. Bu itibarla, klasik müdahale metodları yerine, köklü tedbirlerin alınması kaçınılmazdır.

Evet, Başkanım!

Nizamü’l-Mülk gibi mümtaz devlet adamlarını katleden Haşhaşîlerin, İmam Gazalî gibi ender âlimlerimize, Salahaddin-i Eyyubî gibi emsalsiz komutanlarımıza karşı giriştikleri vahşiyane suikastları malumunuzdur. Bu temelde, emperyalistlerin, İslam ümmetini ve coğrafyasını istikrarsızlaştırmak adına devşirip ortaya sürdükleri vahşi örgütlerin varlığı orta yerde dururken, bunlara karşı tedbirsiz ve etkisiz duruşlar, geleceğimiz adına endişe vericidir. Topyekûn saldırılara karşı, topyekûn seferberlik ne ise, bu gün o pozisyondayız; olmak zorundayız. Tavrımız net ve kesin olmalıdır. Bu anlamda, her türlü proje ve önerilere açık olacağınıza inandığım için, kendim adına naçizane önerilerimi takdim ediyorum:

1- Fethullahçı darbeye karşı halkımızın gösterdiği topyekûn direniş, hepimize şu dersi vermiştir: Bu ülkede yaşayan bütün insanlar, kardeştir. Bu kardeşler, her türlü etnik, mezhebî ve meşrebî farklılıklarını bir yana bırakmış; “dayanışma”yı esas almışlardır. Direniş ve şehadet ruhu bu dayanışmanın dinamiği olmuştur. O halde, bu ruhu ön plana çıkarıp “kavmiyetçilik” illetine topyekûn karşı durmalıyız; bu şeytanî düşünceyi harim-i ismetimizden recmetmeliyiz. Bu noktada, bütün Müslüman halklara ve coğrafyalara örnek olmalıyız; önderlik etmeliyiz.

2- Fetö’cü darbe, 40 yıllık bir hazırlığın zehirli meyvesidir. Darbenin mimarları, tıpkı darbelerin zamanlaması gibi, “sinsice”, “gizlice” ve “gafletten istifade” taktikleriyle bu günlere gelmişlerdir. Ve uyguladıkları “vahşet” ortada... Yapılması gereken, benzer yapıların teşekkülüne meydan vermemektir. Unutulmamalıdır; “sayısal” ve “finansal” olarak güçlenen her cemaat ve tarikat, aynı potansiyeli gösterebilir; “şer” ve “şeytanî” odaklarca saptırılabilirler. O halde, zatınız ve camianız, bu muhtemel tehlikeyi göz önüne almalı; mevcut İslâmî teşekkülleri murakabeye almalısınız. “Hikmet” ve “hakemlik” temelinde, en az 3 ayda bir, bütün cemaat, tarikat ve ilahiyat çevrelerinin ileri gelenleriyle birlikte, medrese mollaları ve kanaat önderlerini Diyanet bünyesinde toplamak; onlarla “ilmî” ve “istişarî” programlar düzenlemektir.

Amaç: Müslümanlarda “itikadî” ve “fikrî” vahdeti sağlamak; radikal ve marjinal oluşumların zuhuruna engel olmak; İslâm’ın özündeki “tebliğ” ve “irşadı” canlandırıp her türlüsüyle tedhişçi düşünceleri köreltmek. Zira “İslamo-Fobia”nın mucidi olan emperyalistlerin en büyük çabalarından birisi, Müslümanları şiddet eksenine oturtup, tezlerini ete-kemiğe büründürmektir.

Evet, Başkanım! “Es-sebebu ke’l-fail” sırrınca, buna muvaffak olduğunuzda, bütün dünya Müslümanlarına örneklik teşkil edeceğiniz muhakkaktır. Yanı sıra, İslâm’a dair her türlü istismar ve yanlış telakkilerin zail olmasına vesile olacaksınız, inşaallah... 

3-Emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker” düsturu muktezasınca, İslam’ı magazinleştirmeye ya da sıradanlaştırmaya çalışan çevrelere engel olunmalıdır. Yıllardır İslâm ve Müslümanlara karşı yürütülen yıkıcı ve menfi faaliyetlerin, özellikle de medya ayağı, tam bir algısal operasyon ve darbe niteliğindedir. “Huri” ve “Gılman”ların çirkin bir taklidi mahiyetindeki manzaralar eşliğinde yozlaştırılmaya çalışılan İslamî hayat ve anlayışın mutlaka önü alınmalı; bu işe soyunan nadanların “ayet”, “hadis” ve “siyer-i Nebi” muvacehesinde kamuoyu nezdinde terzil edilmeleri gerekir. Böylece, İslâm adına söz söylemenin o kadar da basit ve sıradan bir iş olmadığı anlatılmalıdır. Bu ehliyetin, şahsınız ve kurumunuzda bihakkın bulunduğuna inancım tamdır.

4- Müslüman halkımız nezdinde, “şeyh”, “seyyid”, “mürşid”, “hoca”, “efendi” vb. nam ve unvanlarla ortaya çıkmış; milyonların önünde arz-ı didar edenlerin gerçek kimlik ve şahsiyetlerinin deşifre edilerek Müslümanlara tanıtılmaları ivedilik kazanmıştır. Tıpkı Fethullah Gülen’in din bezirgânlığı altında yürüttüğü “dinsizliğin”, 15 Temmuz darbesiyle ispatlanması gibi, yukarıdaki unvanlar perdesi altında din simsarlığına soyunan sahte yüzlerin de maskeleri indirilmelidir. Bu ülkede “Kur’anî” ve “Nebevî İslâm”ın tam anlaşılması adına, bu iki temel referanstan da bibehre nadanlara fırsat verilmemelidir. İlmî düzeyleri kadar, “seyyidlik belgeleri” de test edilmelidir. Aksi takdirde, din adına zehirleme faaliyetleri son bulmayacaktır. Bu hayırlı adımın startını sizden bekliyoruz; buna dair umutları sizler yeşertebilirsiniz... 

5- Kavmiyetçilik gibi, mezhepçiliğin de zararları gün gibi ortadadır. Ortadoğu’daki kaosun ana argümanlarından biri de budur. Tarihten günümüze, mezhepçiliği din edinenlerin, ümmet bünyesinde açtığı rahneler yazılı kaynaklarımızda kayıtlıdır. Aynı oyunu, daha tehlikeli bir şekilde servis eden emperyalistler, Ortadoğu’yu kan deryasına dönüştürürken, Türkiye’de de Alevilik-Sünnilik şeklinde oynamak istemişlerdir; istemektedirler. Hatta cehalet ve taassuptan yararlanarak, ülkemizde Hanefilik-Şafiilik tarzında da kaşıyabilirler. O halde, Allah’ın indinde yegâne din olan İslâm’ın, mezhepler üstü olduğu vurgulanmalı; mezheplerin “din” değil, dini “anlama”, “yorumlama” ve “yaşama”da birer aracı olduğu anlatılmalıdır.

Bu çerçevede, Allah’ın vahiy ve talimiyle İslâm’ı yaşayan Peygamber’in(asm) herhangi bir mezhebe mensubiyetinin olmayıp hiç bir mezhebin diğerine bir rüçhaniyetinin olmadığı dikkatlere sunulmalıdır. Hâsılı, siz değerli başkanımızdan talebimiz, seçkin ulema ve aydınlardan bir sınıfı, hummalı bir araştırmaya girdirip Hz. Peygamber’in(asm) “fevka’l-mezhep” olan “İslâmî” ve “fıkhî” yaşayışını ortaya koymanızdır. Diğer bir ifadeyle, “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat” mezhebini “Kur’anî” ve “Peygamberî referanslar”ıyla saha-i vücuda sokmanızdır. Eğer bu tahakkuk edilirse, başta mezhepçi İran ve Suud ailesi olmak üzere, bütün İslam dünyasına mükemmel bir örnek olacağımıza inanıyorum. Bu potansiyel sizlerde ve ülkemizde mevcuttur; pür umut bekliyoruz.

6- Son bir talebim; kurumsal olarak Diyanet Teşkilatı, “mütebahhirin” ulema ve aydınlarla takviye edilebilir. İslam âleminin dört yanından celp edilecek bu şahsiyetler(beyin transferi)Diyanet Havzası”nda istihdam olunabilir. Böylece, din ilimleriyle fen ilimlerinin imtizacı sağlanabilir; her iki alandaki vaki problemler ivedilikle çözülebilir. Neticede, tufeyli ve bid’atkâr mefkûrelerin cemiyetimizde neşvünema bulmasına engel olunabilir. Tıpkı tıptaki “koruyucu hekimlik” gibi, önceden alınan “ilmî” tedbirlerle, birçok sosyal ve siyasal problemlerin bertaraf edilebilir; edileceğine de inanıyorum.  

Muhterem Başkanım!

Talep ve önerilerimin, bir vatandaş ve dindaş olarak dikkate alınacağına inanıyorum. Yazdıklarım, tamamen akıl ve kalbimin terennümleridir. “Niyet-i halisa muvaffakıyetin refikidir” düsturuyla, zat-ı âlinizce kaale alınacağımı umuyor; terör ve şiddetin sona erdirilmesinde –bir nebzecik de olsa– katkımız olursa, kendimizi bahtiyarlardan addedeceğiz. 

Selam ve hürmetlerimle...

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve İlke Haber'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89