• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 27 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 22 °C

Diyalog ve sağduyu

Enver Sezgin

Kâbus dolu birkaç gün yaşadık. Bir iç çatışmanın ayak seslerini duyduk. Tehlikeli bir tırmanışı hep birlikte izledik. Üstelik bu tehlike henüz geçmiş değildir. 

Polisle girilen çatışmalar, dükkânların kundaklanması, ateşe verilen araçlar. Bu manzaraları daha önce ve üstelik birkaç kez gördük. Bu defa durum çok farklıdır. Sivillerin birbirine ateş ettiği, linç girişimlerinin yaşandığı, silahlı grupların karşı karşıya geldiği sahnelere tanıklık ettik. Bir iç savaşın korkularını yaşadı bu toplum. 

Türkiye, otuz yıl süren bir çatışma döneminden geçti. Ülke, binlerce evladını bu savaşta kaybetti. Bütün bunlar toplumun üzerinde derin izler bıraktı. Sonra, “barış ve çözüm sürecini” yaşamaya başladık. Bu kez barışçı yöntemlerle sorunlarımızı çözmeye karar vermiştik. Böyle yürüyeceğimizi düşünenlerin sayısı az değildi. Peki, ne oldu da kendimizi tekrar bir şiddet ortamında bulduk. Bütün bu olup bitenlerin sebebi, bir partinin eylem çağrısı olabilir miydi? 

Bilindiği gibi çatışmasızlık ortamı toplumu rahatlattığı gibi, artan bir iyimserlik yaratmıştı. İnsanlar işte bu iyimserlik içinde beklemeye başladılar. Hükümet birtakım reformlar yapacak ve sorunlar adım adım çözülecekti. Beklenen buydu. Öte yandan, Kürt Siyasi Hareketi içinde başından beri bu sürece inanmayanların olduğunu da not etmemiz gerekmektedir. Giderek bu kesimin sesi daha fazla çıktı. Gün geldi, “zaman” sürecin aleyhine işlemeye başladı. İyimserlik yerini “kuşkuya “ bırakıyordu. Hükümetin acele edip hızlı adımlar atması gerekiyordu. İşi ağırdan aldılar. “Galiba bu kez de olmayacak” diyenlerin sayısı arttı. 

IŞİD’in Kobani saldırısı işte bu huzursuzluk ortamında başladı. Tansiyonu yükseltti, gerilimi artırdı. 

Bölgedeki il ve ilçelerden, köylerden binlerce insan Suruç’a akın ettiler. Çıplak gözlerle IŞİD’in saldırılarını izlediler. Kobani’den gelen onbinlerce insanın içinde bulundukları acıklı durumu gördüler. Onlarla birlikte üzüldüler. Evlerini ve ekmeklerini paylaştılar. Milyonlarca insan televizyon ekranlarından bir katliam girişimini takip etti. 

Kızdılar, gerildiler, ağladılar. 

Hükümet üyelerinin “Kobani çözüm sürecinin bir parçası değildir,” yönündeki açıklamaları onları daha da kızdırdı. 

Kobani’de olup bitenler “yüksek gerilimin” fitilini ateşlemiş, istenmeyen olayların da önünü açmıştır. 

Şurası doğrudur: HDP yönetiminin eylem çağrısı yaptığı anda şiddet eylemlerinden uzak durulması gerektiği yönünde açıklama yapmaması yanlış olmuştur. Böyle bir ortamda her eylem kararı, içinde riskler barındırır. Bu riski önceden kestirmek ve ona göre önlemler almak gerekmekteydi. Ancak olup bitenlerin gerçek nedenlerini araştırmak yerine, tüm sorumluluğu HDP yönetimine mal etmek, Selahattin Demirtaş’ı hedef tahtasına koymak en hafifinden insafsızlıktır. 

Olan olmuş ve büyük bir tahribat yaşanmıştır. En önemlisi “karşılıklı güven” büyük yara almıştır. Sorumlu davranmak ve çıkış yolu bulmak zorundayız. Bir iç çatışmanın önüne geçmek ve ileriye doğru yol almak için çareler arayıp bulmak durumundayız. 

HDP’nin yaptığı açıklamada belirtildiği gibi, “ciddi bir katliam ve kışkırtma zeminini hep birlikte önlemek mümkündür”. Diyalog içine girerek ve sağduyulu davranarak bu tehlikeli gidişatın önüne geçebiliriz, geçmeliyiz 

Son bir söz:Şiddet olaylarının yükseldiği bir anda, Öcalan devreye girdi ve tehlikeli tırmanışın yavaşlamasını sağladı. Barış ve çözüm sürecini Abdullah Öcalan ile birlikte başlatan hükümet, bir kez daha “İmralı”ya başvurmak durumunda kaldı. Oysa uzun bir süredir Öcalan, hükümete önünün açılması için önerilerde bulunmaktaydı. Bu son olaylar göstermiştir ki, hem örgütünü daha iyi yönetmesi ve hem de sürece daha çok katkı yapması için, Öcalan’ın cezaevi koşullarının değiştirilmesi ve bu yolla daha görünür olması gerekmektedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89