• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 5 °C

Dış politikada düzeltmeler dönemi

Şahin Alpay

Geçen hafta AB-Orta Doğu ülkeleri sivil toplum diyaloğuna hizmet eden “Sofiaplatform” toplantısı dolayısıyla Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daydım. Akademisyen ve gazetecilerin katıldığı toplantıda Türkiye’nin AKP iktidarında izlediği dış politika ve Suriye kriziyle etkileşimi üzerine bir konuşma yaptım. Üzerinde durduğum konulardan biri, Ankara’nın izlediği politikada düzeltme arayışları oldu. 

Hatırlatmak gerekirse: AKP’nin “komşularla sıfır problem” (KSP) şiarıyla ifade edilen dış politika paradigmasıyla Ankara, komşularla sorunlarını diyalog yoluyla çözme yoluna girdi. Bu bağlamda sağladığı en önemli başarılardan biri Suriye’deki otokratik rejimle düşmanca ilişkilerin vizelerin kalkmasına kadar iyileşmesi oldu. (Rusya, hele İran ve Suriye ile yakınlaşma, “Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor mu?” sorularına yol açtı.) Ne var ki Arap devrimleri, bölgede statükonun süreceği varsayımına dayalı KSP paradigmasını uygulanamaz hale getirdi. Ankara otokratik rejimlere karşı başkaldırıları destekleme kararı aldı, bir anlamda “demokrasileri teşvik” politikası benimsedi. (Bu kez “Türkiye Batı’ya döndü!” yorumları yapıldı; “model ülke” olduğu vurgulanır oldu.)

Suriye’deki otokratik rejim, Mart 2011’de patlak veren barışçı gösterileri silahla bastırmaya yönelince, Ankara Beşar Esad’ı reform yapması için iknaya çalıştı. (Cumhurbaşkanı Gül’ün yakınlarda Guardian’a yaptığı açıklamalara bakılırsa, o sıra kimi Batılı müttefikler Esad’ın “günlerinin sayılı olduğu” gerekçesiyle bu çabalara prim vermediler.) Esad ikna olmayınca Ankara kapılarını (şimdiye kadar 600 bin) Suriyeli mülteciye açtığı gibi, (esas olarak S. Arabistan ve Katar’la birlikte) muhalif savaşçılara çeşitli yollardan destek vermeye başladı; bu desteğin (“düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığıyla) radikal İslamcı savaşçılara kadar uzandığı görüldü.

Ankara’nın, ABD’nin başını çektiği bir uluslararası koalisyonun Suriye’de uçuşa – yasak bölge oluşturması, insanî yardım koridoru açması, muhalif savaşçılara ağır silah yardımı yapması beklentileri gerçekleşmedi. Esad (Rusya, İran ve Hizbullah’ın yoğun desteğiyle) çatışmalarda inisiyatifi ele geçirirken, muhalefet saflarında radikal İslamcılar giderek etkinlik kazandı. Ankara’nın umut bağladığı müttefiki ABD, kararsız ve tutarsız politikasını sürdürdü. Kamuoyunun müdahaleye karşı olması, Fransa ve Türkiye dışındaki müttefiklerden destek görmemesi, radikal İslamcıların artan etkinliği karşısında Başkan Obama, muhalefete silah yardımını kısıtladığı gibi, kimyasal silah kullanarak (ilan ettiği “kırmızı çizgileri” çiğneyen) Esad’ı (sınırlı bombalamayla) cezalandırmaktan da vazgeçti, Rusya ile anlaşıp hedefi kimyasal silahların imhasına ve diplomatik çözüm arayışına (2. Cenevre Konferansı’na) yöneltti. Ankara, kendisini çok çeşitli şekillerde zor durumda bırakan Suriye’de uluslararası askerî müdahale yoluyla rejim değişikliği arayışında yalnız kaldı. Bunun üzerine Suriye politikasında düzeltmelere yöneldi. Şöyle ki:

“Tehdit” ilan ederek radikal İslamcılara desteği kesti. “Tehdit” olarak algıladığı (PKK uzantısı) PYD ile diyalog başlattı. Son demokratikleşme paketi ile Kürt sorununda “çözüm” yönünde adımlar attı. Yönetim değişikliğinden yararlanarak Tahran’la (Suriye’yi de kapsayan) diyaloğa girdi. Bağdat’la ilişkileri normalleştirmeye yöneldi. Ve tabii en önemlisi, Suriye krizine bu ay toplanması umut edilen (ama şüpheli) 2. Cenevre Konferansı yoluyla siyasi çözüm çabalarına destek vermeye başladı.

Düzeltme sırası Mısır politikasında.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89